Olaylar Ve Görüşler

Huzurlu Türkiye, mutlu İstanbullu’ mümkün!

18 Ekim 2018 Perşembe

İstanbul yerel seçimlerde doğru zamanlama, rasyonel planlama, inançlı örgütlenme, etkin iletişim ve toplumsal dayanışmayla bu yeni anlayış kazanabilir. Şartlar son derece uygun. Tabii en büyük görev CHP’ye düşüyor. Yeter ki, CHP kendi öz gücü olan örgütüne güvensin.

Ülkemizde 2010 referandumundan bu yana (otoriter muhafazakârlık doğrultusunda) siyasal sistem değişikliği tüm hızıyla ve sanki hiçbir engel görmeden sürüyor. 2010 referandumunda parlamenter demokrasi cephesi strateji yoksunuydu ama kendi içinden de (liberal/sol kesim) ihanete uğradı. 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde daha sonra izlenen strateji izlenseydi, belki o tarihte ikinci tura kalma fırsatı yakalanabilirdi. Olmadı. 2015 Haziran seçimleri sonrası AKP’nin TBMM çoğunluğunu kaybetmesiyle yakalanan fırsat da birçok nedenle kaçırıldı. Sonunda 2018 yılındaki referandumda türlü yolsuzluklarla anayasaya tek adam rejimi yerleştirildi. Ve en nihayet son seçim sonuçlarıyla artık parlamenter demokrasi savunucuları tam bir yılgınlığa sürüklenmiş görünüyor.

Ekonomideki enkaz
Oysa önümüzde bir fırsat daha var. Nitekim on yıl önce de küresel kaynaklı bir ekonomik kriz çıkınca böylesi bir fırsat oluşmuş, 2009 yerel seçimlerinde AKP büyük bir oy kaybına uğramıştı (yüzde 38). O dönemde 2008 yılı büyümesi (revize verilerle) yüzde 2.7’de kalmış, 2009 yılında da yüzde 2.1’lik daralma oluşmuştu. Tüketici Güven Endeksi (TGE) 2007 yılının son 5 ayında 104 düzeyindeyken, 2009 yılında (son 5 ayda) 67 düzeyine gerilemişti. Ancak daha sonra hızlı toparlanma yaşanınca, 2011 seçimlerinde kaybedilen oylar da telafi edildi: Yüzde 50!
2014 yılında TGE 86’ya AKP oyları da yüzde 43’e düştü. 2015 yılında ilk seçimde TGE 75’e inince AKP oyları da yüzde 41’in altına iniverdi. Son Haziran seçimlerinde de yüzde 42 civarında oy alındı.
Ancak bugüne ait iki önemli veriyi paylaşmakta yarar var: Bu yıl Orta Vadeli Programıda beklenen ekonomik büyüme yüzde 3.8. Gelecek yıl da yüzde 2.3. Gerçekçi olursak yıllık yüzde 2 kadar büyüme daha olası. Üstelik 2009 yılında enflasyon denen bir bela hortlamamış; yüzde 6.5’ta kalmıştı. Bugün ise vatandaş inanılmaz bir hayat pahalılığı ile karşı karşıya. Tüketici fiyatları resmi verilerle yüzde 25 artmış durumda. İkinci veri ise yine Tüketici Güven Endeksi. Son 5 ayın ortalaması 71’e düşmüş! Bu 2009 yılından da düşük. Zamlar daha yeni gelmeye başladı ve kışın da başındayız. Yani AKP her gün yeni bir gündem ninnisiyle halkı uyutmaya çalışsa da, yüklü faturalar halkı geceleri bile uyutmuyor.
İşte bu anlamda AKP’nin doğum yeri olan ancak 2018 referandumunda demokratlık rüştünü ispatlamış olan İstanbul yerel yönetim seçimlerinde büyük önem taşıyor. Üstelik AKP yönetimi hem belediye başkanını istifa ettirerek, hem de ‘İstanbul’un görünümünü bozduk’ diyerek başarısızlığı itiraf etmiş durumda. Ülkenin ekonomisini batırmışlar, İstanbul’da da kentin görünümünü! Ayrıca kriz İstanbul’da daha yoğun hissediliyor. Bu nedenle diyoruz ki, İstanbul’u ilerici-demokratlar kazanırsa, demokrasi dengelenir, ülke ferahlar.
Ülkedeki her 5 seçmenden birinin yaşadığı, ülke dış ticaretinin yüzde 56’sının, milli gelirin yüzde 27’sinin, 49 üniversite ve 400 bine yakın üniversite öğrencisini barındıran memleket gibi kent İstanbul. 3.6 milyon özel araç hemen her gün yollarda. Toplu taşımacılık hâlâ yetersiz ve raylı sistemle ulaşımın 1/5’i sağlanıyor. Oysa özel araç sahiplerinin de raylı sisteme geçerek kent ulaşımındaki payın yüzde 60-70’lere çıkması gerekiyor. Çarpıcı bir rakam daha verelim; İstanbul 600 bin Suriyeliye mekân olmuş durumda ve artık net olarak vatandaşlarımız bu kentten göçüyor!

Evrensel bir kent
İstanbul bugün hâlâ ayaktaysa, bu hızlı kentleşmenin başladığı 1970’li yıllardaki sosyal demokrat yönetimlerin koyduğu vizyon sayesindedir. Ancak şimdi İstanbul’un yeni bir vizyona ihtiyacı var. Huzurlu ve evrensel bir kent yaratmalıyız. Sokaklarında giderek daha çaresiz, daha muhtaç, fiziksel ve manevi bakımdan aç insanların dolaştığı, örselenen bu insanların hızla suç makinesine dönüştüğü, yapılan baskıların getirdiği sessizliğin huzur sanıldığı; bir yandan ahlakın çöktüğü, diğer yandan sosyal olarak içe dönük, entelektüel olarak kısırlaşan, dünyanın gelişim, yaratıcılık, çok-kültürlülük ekseninden hızla uzaklaşan bir kent oldu İstanbul.
Tamam günahıyla sevabıyla yılda 200 milyon yolcuya hizmet vermek isteyen bir mega-havaalanı kuruluyor ama ne bunun onda biri bile bu kente turist olarak uğrayacak, ne de o havaalanına hızlı ulaşacak bir altyapı kurulmuş durumda.
Londra’da, Paris’te, New York vb. çoğu metropolde, içine girdiğinizde 3-4 günde bitiremeyeceğiniz müzeler o kentte konaklamayı uzatır, dolayısıyla da elde edilen geliri. İstanbul ise hâlâ ülkesinde en çok turisti çeken kent konumunda değil. UEFA’ya ev sahibi olmayı İstanbul’un durumundan dolayı kaybetmedik mi?

Kentin yeşil bağlantısı yok
Coğrafi konumu ve tarihiyle dünyada benzersiz olan İstanbul’un eğitim, kültür ve turizm yoluyla Türkiye ekonomisinin olağanüstü güçlü bir lokomotifi olması gerekirken Kapalıçarşı, Ayasofya ve biraz da Topkapı ile sınırlı turizm/kültür kapasitesi var. Koca kent 10 milyon turisti zor doğrultuyor! Öylesine ki, bırakınız yabancıları, hatta bırakınız bu ülkenin farklı noktalarındaki yurttaşlarımızın gelip İstanbul’u görebilmelerini, İstanbul’da yaşayan 300 bin çocuk denizi hiç görmemiş durumda!
Bir kültür kenti olan İstanbul’da yeni yönetimin geçmiş uygarlıkları tanıtmak, diğer yandan da mevcut demografisinin kültürlerini yaşatmak sorumluluğu var. Kadına, engelliye ve doğaya duyarlı (İstanbul halkının yeşille bağlantısı kalmadı), hepsinden öte farklı yaşam tarzlarına saygıdan öte bir arada yaşayabilme sevgisi aşılayan katılımcı bir yerel yönetim pekâlâ mümkün. Böylece bir yandan İstanbul’un zengin kültürü ekonomiye yansırken, diğer yandan Türkiye ekonomisindeki göreli konumunu güçlendirilebilir. Malum ekonominin güçlü olmadığı bir yerde huzur da olmaz. İstanbul modern bir kent olmalı, öte yandan tarihiyle, kültürüyle yine evrenselleşmelidir.
İstanbul parlamenter demokrasiden yana tavır koymuştur. Üstelik hemşerilerimiz daha iyi bir hizmeti fazlasıyla hak ediyor. Bu seçimlerde doğru zamanlama, rasyonel planlama, inançlı örgütlenme, etkin iletişim ve toplumsal dayanışmayla bu yeni anlayış kazanabilir. Şartlar son derece uygun. Tabii en büyük görev CHP’ye düşüyor. Yeter ki, CHP kendi öz gücü olan örgütüne güvensin.

Prof. Dr. Hurşit Güneş


Yazarın Son Yazıları