Olaylar Ve Görüşler

Iklim için dönüşüm

20 Aralık 2015 Pazar

Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) 21. Taraflar Toplantısı (COP21) sona erdi. Toplantının sonunda, uzun süredir beklenen ve yeni bir iklim rejiminin temellerini oluşturacak olan Paris Anlaşması çıktı.

İklim değişikliği bazı bilim insanlarına göre modern toplumların karşı karşıya kaldığı en büyük sorun. Sanayi devriminden günümüze, kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanımı sonucu atmosfere salınan sera gazları iklim değişikliğine neden oluyor. Buna bağlı sıcaklık artışları nedeniyle 2015 şimdiye kadar ölçülmüş en sıcak yıl olarak kayıtlara geçiyor.
İklim değişikliği Suriye’de yaşanan kuraklıkların neden olduğu göçlerin tetiklediği iç savaştan, artan gıda fiyatlarına, azalan su varlıklarına, giderek sıklaşan sel, kasırga, kuraklık felaketlerine kadar tüm toplumların hayatını doğrudan etkiliyor. Anlaşmanın en önemli çıktısı sivil toplum örgütlerinin ve gelişmekte olan ülke gruplarının uzun zamandır mücadelesini verdiği iklim değişikliğine bağlı ortalama sıcaklık artışlarının 1.5 derece ile sınırlandırılması hedefi oldu.

Niyetler ve gerçekler
Ülkelerin Paris Zirvesi’nden önce sundukları ulusal katkı niyetleri iklim değişikliği ile mücadelede temel mekanizma olacak. Fakat ülkelerin hali hazırda sunmuş oldukları katkı niyetleri toplanınca 1.5 derece hedefine ulaşmakta yetersiz kalmakta ve yaklaşık 3 derecelik bir artışa neden olacağı öngörülmekte. Bu nedenle hedefin gerçekleştirilmesi için orta vadede küresel ekonominin tamamen karbonsuzlaştırılması, yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçiş gibi dönüşümlerin gerçekleşmesi gerekiyor. Sanayileşme devrimiyle gelen sosyo-ekonomik dönüşümün yarattığı bu sorunu ancak yeni bir sosyo-ekonomik dönüşümle çözebiliriz. Bu dönüşümün ilk adımı bilişsel seviyede gerçekleşmesi gereken atılım.
Yeni dünyada kalkınmanın ve çağdaşlığın tanımı değişiyor. Artık toplumların kalkınma seviyesi enerjilerinin ne kadarını yenilenebilir enerjiden sağladıkları; sera gaz salınımlarını ne kadar sürede sıfırlayacakları; şehirlerine nasıl akıllı ve sürdürebilir altyapı sistemlerini kurdukları; tarımı ne kadar doğa merkezli yaptıkları; toprak, su, orman ve deniz eko-sistemlerini, biyolojik çeşitliliği nasıl koruduklarıyla ölçülüyor. Artık ülkeler, toplumlar ve bireyler bu yeni çağdaşlık tanımıyla ayrışıyor.

Yenilenebilir enerji
Bu yeni dünyada örneğin İsveç 2050 yılına kadar sıfır fosil yakıt toplumu olma hedefi koydu. Son dönemde çıkan akademik yayınlar 2050 yılında tüm enerjisini yüzde 100 yenilenebilir enerjiden sağlayan bir dünyanın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Yüzde 100 yerel yenilenebilir enerji aynı zamanda daha barışçıl bir dünya demek.
2030’ların 2040’ların dünyasında çağdaş olmak istiyorsak enerjiden, eğitim ve hukuk sistemimize, kalkınma, şehirleşme, tarım ve çevre politikalarındaki önceliklerimizden kendi bireysel değer yargı sistemimize bu bilişsel dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Günümüz nesillerini bekleyen kaçınılmaz dönüşüm başladı, soru biz bu dönüşümün neresinde ve ne zaman yer alacağız. ?
TEMA Vakfı olarak ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ile beraber bu dönüşümün gerçekleşmesi için vargücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Doç. Dr. BARIŞ KARAPINAR
TEMA Gn. Md. BM
Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli Ana Yazarı

 

İşçi ve memur kaybedecek

Başbakan Ahmet Davutoğlu, toplumun geniş kesimini yakından ilgilendiren 64. Hükümetin Eylem Planı’nı açıkladı. Planda, işçi, memur, emekli, öğrenci, gençler ve öğretmenlere yönelik bir dizi düzenlemeler yer alıyor. Bu plan çalışma barışını zedeleyecek sakıncaları içeriyor.

Kuşkusuz eylem planının en dikkat çeken iki başlığı kıdem tazminatı fonunun kurulması ile ödünç işçilik yasasının çıkarılacak olması. Emekçiler için son derece önemli bu iki düzenlemenin üç ay içerisinde hayata geçirilmesi planda öngörülüyor.
AKP hükümetleri döneminde daha önce de çeşitli kez gündeme getirilen kıdem tazminatı fonu kurulmasına ilişkin yasa taslağı işçi sendikalarının yoğun tepkisi üzerine rafa kaldırılmıştı. Yeni hükümetin eylem planı ile fon bir kez daha raftan indirilerek tartışmaya açıldı. Önceki taslaklar, emekçinin en büyük güvencesi olan mevcut kıdem tazminatı sistemini ortadan kaldırarak, yerine fon kurulmasını, ödemenin de buradan yapılmasını içeriyordu. Eğer fon taslaktaki gibi oluşursa, sistem ile işçinin fondan kıdem tazminatı alması bir hayli zorlaşacak, miktarı da azalacak.
Hatta fondan ödenecek kıdem tazminatı miktarı neredeyse yarıya yakın azalacak. Hükümet yetkilileri her ne kadar “fonda işçinin kaybı olmayacak” açıklaması yapsa da, önceki taslaklara göre bal gibi kaybı olacak. Yeni taslağın da eskisinden çok farklı olmayacağı aşikâr. Bu düzenlemeye işçi ve sendikalar “hak kaybı” gerekçesiyle şiddetle karşı çıkmış, Türk-İş ve DİSK fonu genel grev gerekçesi olarak kabul etmişti. Her iki konfederasyon da çeşitli eylemlerle fona tepkilerini göstermişti. Türk-İş’in 3-6 Aralık’ta yapılan 22. Olağan Genel Kurulu’nda kıdem tazminatı fonuna karşı yeniden “genel grev” kararı alındı.

Çalışma hayatına etki
İşçinin geleceğini doğrudan etkileyecek böyle bir düzenlemenin sendikalara, emekçilere rağmen hayata geçirilmesi çalışma hayatını derinden etkiler, ülkenin gergin ortamında yeni huzursuzluklara iter. “Saatli Bomba” olarak nitelendiren, işçinin son derece duyarlı olduğu kıdem tazminatı ile oynamak, ”yaptım oldubitti” mantığı ile fon kurmak iş barışını ortadan kaldırır.
Kıdem tazminatında yapılacak düzenlemede, işçilerin ve sendikaların görüşleri, talepleri, yakınmaları mutlak dikkate alınmalı. Kıdem tazminatının yanı sıra, çalışma yaşamını derinden etkileyecek bir diğer düzenleme de ödünç işçilik sistemi, yani kiralık işçilik. Sendikaların “Modern Kölelik” olarak nitelendirdiği özel istihdam bürolarının kurulmasını içeren yasanın da üç ay içinde çıkarılması eylem planında yer alıyor.

Kiralık işçiler
Sistem, özel istihdam büroları tarafından işverenlere kiralanan işçilerin, belirli sürelerle, belirli işyerlerinde çalışmasını düzenliyor. Sabit bir işe sahip olamayan, ayın on günü A işyerinde, yirmi günü B işyerinde çalışacak kiralık işçilerin çalışma düzeni bozulacak, yine hak kaybına uğrayacak. İşçinin ücreti, primleri özel istihdam büroları tarafından ödenecek, kiralayan işverenin işçiye karşı hiçbir sorumluluğu olmayacak.
Ödünç işçilik sistemi ile resmen kiralık işçilik dönemi başlayacak.

İşçi bedel ödüyor
İşçiler aleyhine olan bu düzenlemeler akıllara kuşkusuz, “Hükümet, asgari ücretin 1300 liraya çıkarılmasının bedelini işverenlere kıdem tazminatı ve kiralık işçilikle mi ödeyecek?” sorusunu getiriyor. Nereden bakılırsa bakılsın, bu düzenlemelerden ötürü bu kış işçiler ve sendikalar açısından çok sıcak geçecek gibi.

Ve memurlar…
Eylem planında yer alan bir diğer düzenleme memurları yakından ilgilendiriyor.
“Kamu Personeli Reformu” başlığı altındaki düzenleme ile memura iş güvencesi sağlayan 657 sayılı yasada sil baştan değişiklik yapılması öngörülüyor. Değişiklikle değerlendirme sonunda performansı yeterli görülmeyen memurun yerleri değiştirilebileceği gibi meslekten uzaklaştırılabilecek. Yani 657 sayılı yasada yapılacak değişiklikle iş güvencesi ortadan kaldırılacak, memur da işçiler gibi kapının önüne konulabilecek. Oysa memurların iş güvencesi anayasa ile güvence altına alınmış durumda. Memurun başarılı olup olamadığı hangi kriterlere göre saptanacağı, siyasi düşüncesinden ötürü mü amirinin keyfi tutumuyla mı işine son verileceği sır olarak ortada duruyor.
Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve KESK, 657 sayılı yasada yapılacak değişikliğe karşı çıkıyor, iş güvencesini “kırmızı çizgi” olarak kabul ediyor.
Sendikaların istememesine karşın, yasada değişiklik yapılacak mı? Kısaca 64. Hükümetin Eylem Planı, çalışma barışını zedeleyecek sakıncaları içeriyor. Çalışanların ve sendikaların kaygılarını gidermek hükümetin öncelikli görevi.

ŞÜKRÜ KARAMAN
Gazeteci


Yazarın Son Yazıları