Olaylar Ve Görüşler

İlhan Başgöz’ün Ardından - Neşe DOSTER

18 Nisan 2021 Pazar

Yolumuzun yıllar önce kesiştiği dünyaca ünlü halkbilimci Prof. Dr. İlhan Başgöz’ün vefat haberini duyunca çok gerilere gittim…

1980li yıllar. Karsta kütüphane müdürü olarak görev yapıyorum. Elinde Kültür Bakanlığı’nın resmi yazısıyla kütüphanemizde araştırma yapmak üzere ABDden, Indiana Üniversitesinden bir bilim insanı geliyor. Uzun süre kalıyor.

Araştırmasını yapıyor. Notlar alıyor. Yöreyi, yöre insanını tanımaya çalışıyor. Sohbetlerimizden birinde, büyüklerin adını küçüklere vermek; görev yaparken iz bırakan vali, doktor, komutan, öğretmen gibi kamu çalışanlarının isimlerini çocuklarda yaşatmak; popüler siyasi figürlerin, sevilen, sayılan Türk büyüklerinin adını çocuklara koymak âdet ve gelenek olduğu için Yöremizde Kadın ve Erkek İsimleri” konulu çalışmamdan söz ediyorum...

SEN MİSİN ARAŞTIRMA YAPAN!

Çalışmamı ilginç buluyor. Bir örneğini istiyor. Aradan bir süre geçiyor. Indiana Üniversitesinden adresime gelen mektup, çalışmamın, üniversitenin Türkoloji kürsüsünce çok önemsendiğini, bir bildiri sunmak üzere davet edildiğimi yazıyor. Mektubun altında Prof. Dr. İlhan Başgöz’ün imzası var. O gün duyduğum gururu anlatamam…

Sonra ne mi oluyor? Yerel basın, haberi manşetten veriyor. 10 Nisan 1983 tarihli Hürriyet gazetesi, resimli haberinde şunları yazıyor: Kars Kütüphane Müdürü, Indiana Üniversitesi Türkoloji kürsüsü tarafından 19-22 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Türkoloji Kongresine konuşmacı olarak çağrıldı.”

Ardından ne mi oluyor? Bağlı olduğum Kültür Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili arayarak 657ye tabi bir devlet memuru olarak basına bilgi verdiğim gerekçesiyle hakkımda soruşturma açıldığını, kongreye katılırsam müstafi sayılacağımı bildiriyor”.

Bir anlamda, Sen misin araştırma yapan!” demenin resmi ağızdan anlatımı olan bu telefon üzerine kongreye gitmiyorum.


İLHAN BAŞGÖZ’ÜN YURTSEVERLİĞİ

Aradan yıllar geçiyor…

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın, yüreklerini ve bilgilerini birleştiren alçakgönüllü bilim insanlarını toplayarak üniversiteyi bilim, kültür ve sanat merkezi haline getirmeye çalışıyor.

Ülkemizin doğusunda, dağların arasında, abartısız, gösterişsiz, sessiz sedasız çalışan bu bilim yuvası, Bitlisten Hakkâriye, Muş’tan Karsa, Anadolunun her yerinden koşup gelen gençlere umut oluyor.

Yücel Hoca, o yıllarda Indiana Üniversitesi Ural-Altay Dilleri Bölümü’nde Türk halk edebiyatı folklor ve etnografya uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. İlhan Başgöz’ü de unutmuyor elbette. Vana, üniversitede çalışmaya davet ediyor. Prof. Dr. Başgöz de baş göz üstüne” diyor ve koşarak geliyor…

2007de, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinin daveti üzerine bir konferans vermeye gidiyorum. Karşımda Yücel Aşkın’ın yanında, İlhan Başgöz oturuyor. Konuşmam bitiyor. Sohbet başlıyor. Yıllar önceki davet mektubunun altında imzası olan İlhan Başgöz, o keskin zekâsıyla bana, Indiana Üniversitesinin çağrısına niçin kayıtsız kaldığımı soruyor.

Yanıt vermekte zorlanıyorum. Bu olay kişisel tarihimin keşke” dediğim olaylarından olduğundan İlhan Başgöz Hocanın sorusunu yanıtlamakta zorlanıyorum ve sözü hocaya bırakıyorum.

İlhan Başgöz Hoca şöyle diyor:

Ben Cumhuriyetle yaşıtım. Cumhuriyetimiz, 7 büyük savaşın ardından kurulmuştur. 1856 Kırım Harbi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, 1911-1912 Trablusgarp Harbi, 1912-1913 Balkan Savaşları, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, 1919-1923 Kurtuluş Savaşı. Kurtuluş Savaşı vatandaştan yalnız canını, kanını istememiştir. Atını, arabasını, kağnısını, sabanını, hayvanını, çorabını alarak kazanılmıştır. Türk köylüsünün yanında Türk aydınlarının en yiğit, en idealist, en iyi eğitimlileri geri gelmemiştir. Büyüklüğü, harabeye dönmüş bir memleketten, bitmiş bir ekonomiden, yepyeni ve özgür bir vatan çıkaran Gazi Mustafa Kemalin başarısında gizlidir.”

Bu yazıyı yazarken Vanda Oya Aşkın’ın olağanüstü sofrasında ağırlandığımız yemekte alçakgönüllülüğün, sevecenliğin, zarafetin, kibarlığın ne olduğunu bilen İlhan Başgöz’ün insanın yüreğini ısıtan sözlerini hatırladım. Geride bıraktığı büyük bilimsel mirası, yaşamdan beslenen kültürel birikimini, engin bir gönül borcuyla selamlıyorum.

Işıklarda uyusun...

NEŞE DOSTER
EĞİTİMCİ, YAZAR


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları