Olaylar Ve Görüşler

İmamlar ve 3600 ek gösterge - Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU

25 Ekim 2021 Pazartesi

Türkiye’de imamların devlet memurluklarının sürmesi, bu nedenle imamlar ve emeklilerinin maaş almaları, imamların “Arapça/yabancı dil” bilmeden bile Arapça ibadet yaptırabilmeleri, Arapça ibadet yaptırmak demenin en azından dil tazminatı alabilecek derecede Arapça bilmeyi de gerektirmesine rağmen, neredeyse tamamının bu düzeyde Arapça bilmediklerinden doğal olarak dil tazminatı almayı hak etmedikleri için bu tazminatı bile alamadan imamlık yapabilmelerine rağmen ki bu konuların her biri apayrı yazılara konu olabilecek genişlikte olup, şimdi bir de imamlar ve emeklilerine 3600 ek gösterge verilmesi gündeme taşınmıştır. Ek gösterge konusuna Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da sahip çıkmaktadır.

BİLMEDEN YAPTIRILAN İBADET

Temel haklar bağlamında din ve inanç özgürlüğünün etkin olarak kullanılabilmesi için ibadet, kişinin bildiği, anladığı dilde yapılmalıdır. Kişinin bildiği, anladığı dilde yapılmayan bir ibadet, ezberden öteye geçmeyen bir ibadettir.

Devlet eliyle ibadetin söz konusu olmaması gereği bir yana, imamların memurluk statüleri sürdükçe, memur olan bu imamların da resmi dil Türkçe olmakla, zaten bu yönüyle de ibadeti Türkçe yaptırmaları gerekmektedir. Türkiye’de camilerde ibadet Türkçe değil Arapça ağırlıklı olunca, bu sefer ibadet yaptıran imamların hepsi kuşkusuz ileri derecede Arapça bilmelidir. Böyle olunca, Arapça/yabancı dil bilen imamların hepsi de doğal olarak dil tazminatı alıyor olmalıdır.

İmamların ne kadarının dil tazminatı aldığı konusuna Diyanet İşleri Başkanlığı açıklık getirse, tablonun çok vahim olduğu görülecektir. İmamlar, ÖSYM tarafından yapılan kamu personeli dil sınavına girseler acaba ne kadarı gerekli olan barajı geçebilecektir? Örneğin yabancı dil bilmeyen, dil sınavına girse barajı aşamayan bir kişi, nasıl ki o dilde mütercim tercümanlık görevi yapamaz ise işte Arapça bilmeyen, ÖSYM sınavına girse barajı aşamayan bir kişi de imamlık ve de Arapça ibadet yaptırabilir mi veya yaptırabilirse nasıl yaptırabilir! İşte inanç ve ibadet özgürlüğü de bu yeterlilikteki imamların elinde olursa, bu hak ve özgürlük, nasıl ve ne kadar bilerek ve anlayarak kullanılabilir?

Mesleklerinin zorunlu gereği olarak Arapça bilmeleri, bu nedenle de doğal olarak yabancı dil tazminatı bile almaları gerekirken, yetersizlik nedeniyle bu tazminatı bile alamayan ve hak etmeyen, kendi mesleklerini yapamayacak olan imamlara şimdi bir de 3600 ek gösterge söylemi gündeme taşınmıştır ki, üstelik bu söylem hem devlet personel rejimi ile hem de laiklikle doğrudan çatışan bir söylemdir.

ANAYASAYA AYKIRI

765 sayılı TCY’nin 163’üncü maddesinde gerektiğinde değişiklik yapılması yoluna gitmek yerine, bu maddenin 1991 yılında “özgürlük adımı denilerek” kaldırılması, anayasanın 2’nci ve 24’üncü maddesi yönünden yaşanan aykırılıkların artmasına yol açmıştır. Hatta anayasanın 24’üncü maddesindeki “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” hükmünün neredeyse hukuksal bir sonucu kalmamıştır. Şimdi de refah düzeyinin artırılması söylemi ile “imamlar ve emeklilerine” 3600 ek gösterge konusunda atılacak bir adım, kamu personel rejimini temelinden sarsacak, laiklik konusunda büyük bir gedik açacak, anayasaya her yönüyle de aykırılık yaratacak bir adım olacaktır. İmamların memur olmamaları gerektiği konusu bir yana, bir din ve mezhebe ait “imam sınıfı” özel ve ayrıcalıklı bir yere taşınmaktadır.

3600 ek gösterge, her meslek ve kadro için değil, sadece ve sadece nitelik, yeterlik ve özellik taşıyan belirli meslek ve kadrolar için uygulanan bir ek göstergedir. Polislik, hemşirelik, öğretmenlik gibi belli bazı meslekler ortaya atılarak, o meslekler kullanılarak, onlar yanında imamlara da ek gösterge söylemi asla kabul edilemez. Sözü edilen meslekler içinde her koşulda 3600 ek gösterge uygulaması hukuksal olmayıp, o meslekler de hem bu değişikliği oya tahvil etmek hem de imamlar hakkındaki hukuksal olmayan bir amaç için kullanılmaktadır. Oysa konu bütünüyle emekli maaşlarının azlığı nedeniyle düşük olan yaşam standardı ile ilgilidir. Çözüm ise tüm emeklileri kapsamına alacak biçimde emekli maaşlarının asgari belli bir düzeye çıkartılması ile olanaklıdır.

765 sayılı TCY md 163’ün kaldırılması sonrasında Türkiye nerelere geldi... Şimdi de personel rejimi içinde yer almaması gereken imamların bir de ek gösterge yoluyla taltif edilmeleri, dini düşüncelerin sömürülmesi, dinin siyasete alet edilmesidir. Böyle bir adım anayasaya çok açıkça aykırılık taşımaktadır.

Laik hukukun sembol organı Yargıtay’da gerçekleşen yeni hizmet binası ve adli yılın dualar okunarak açılmasından sonra, bu bakış açısıyla yaklaşıldığında yapılacak böyle bir değişiklik, devlet personel rejimine de Fatiha okumak demek olacaktır.

ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU

HUKUKÇU


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları