Olaylar Ve Görüşler

Işsızlık can yakıyor

13 Ağustos 2015 Perşembe

Türkiye’nin kanayan yarası işsizlik bir türlü önlenemiyor. TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre işsiz sayısı 2015 yılı Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 242 bin kişi artarak 2 milyon 821 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,6 puanlık artış ile yüzde 9,6 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 0,8 puanlık artış ile yüzde 11,6 olarak tahmin edildi.
Açıklanan rakam İŞKUR’a başvuruda bulananları kapsıyor. Umudunu tüketip, başvuruda bulunmayanlar dikkate alındığında gerçek işsiz sayısı daha da fazla. Daha vahimi gençler arasında işsizlik oranı neredeyse yüzde 20’ye yakın.

5 gençten biri işsiz
Gençler yana yakıla umutla iş arıyor, çalmadık kapı bırakmıyor, ama nafile. Verimli olabilecek, üretime katkı sağlayacakları yaşta ya kahve köşelerinde ya da internet başında gününü geçiriyor, umutla iş bekliyor. Bu gençlerin çoğunluğu da üniversite mezunu.
Ellerinde üniversite diploması var ama bir işe yaramıyor. Kendi evinizde olmasa bile çevrenizde, tanıdıklarınız ya da akrabalarınız arasında mutlaka bir işsiz vardır. Ülkenin bir numaralı sorunu olan işsizlik adeta can yıkıyor, yuva yakıyor.

İşsizlik fonu
İşsizliğin artmasına koşut İşsizlik Sigortası Fonu’na başvurular da çığ gibi artıyor. Kendi kusuru olmaksızın işini yitirenler gerekli koşulları taşımaları halinde işsizlik aylığından yararlanabiliyor.
4447 sayılı yasa kapsamında oluşturulan işsizlik sigortasının uygulanmaya başlandığı Mart 2002’den bu yana yaklaşık 5.5 milyon kişi işsizlik aylığı alabilmek için İŞKUR’a başvurmuş.
Başvuruları uygun görülen 3 milyon 845 bin işsize fondan bugüne dek toplam 8 milyar 802 milyon lira aylık ödenmiş.
İşsizlik Sigortası Fonu’nda 84 milyar liraya yakın para bulunuyor. Kayıtlı işsizlerin ancak yüzde 10’u fondan yararlanabiliyor. Bu oran diğer ülkelere göre son derece düşük. Almanya’da toplam işsizler içinde aylık alanların oranı yüzde 40, İtalya’da yüzde 25, Avusturya’da yüzde 30, Belçika’da yüzde 71, Fransa’da yüzde 46, İspanya’da yüzde 25. Sadece Slovakya’da işsizlik aylığı alanların oranı yüzde 8.3 düzeyinde.

En fazla 10 ay
Fondan işsiz kalanlara en fazla 10 ay maaş ödeniyor. İşçi ve devletin yüzde 1, işverenin de yüzde 2 oranında ödediği prim ile oluşan fondan koşullarının ağır olmasından dolayı çok az sayıda işsiz yararlanabiliyor.

Koşullar
Kendi kusuru olmaksızın işini yitirenlerin tümü de işsizlik aylığı alamıyor. Aylık alabilmenin birinci koşulu, işsiz kalınan tarihten önceki son 120 gün kesintisiz çalışma, yani sigorta primlerinin kesintisiz 4 ay yatırılmış olması.
Bu koşuldan ötürü işsiz kalanların çoğunluğu aylık için başvuru yapamıyor. Bunun nedeni de Türkiye’de bir işte uzun süre çalışabilenlerin sayısı çok az. Özellikle niteliksiz ve deneyimsiz işçiler çok sık işten çıkarılıyor, kesintisiz 120 gün çalışma koşulunu yerine getiremiyor.
İkinci koşul ise; işini yitirdiği tarihten önceki son üç yılda toplam 600 gün çalışılması veya bu süre kadar sigortaya prim ödenmesi. Her iki koşul da işsizliğin yaygın olduğu, zirve yaptığı Türkiye’de çok ağır.
Daha çok işsizin fondan aylık alabilmesi için bu iki ağır koşulun hafifletilmesi zorunluluk.
Özellikle 120 gün koşulu 60 güne düşürülürse çok sayıda işsiz aylık alabilir. Yine 600 gün de daha aşağılara çekilebilir.

Şükrü Karaman Gazeteci

 

-

 

Canına tak eden kadınlarız

 

Korkmasın erkekler. Kadınların kocalarını öldürmesine sevindiğimiz filan yok. Biz sadece kadınların hayatta kalmasından yanayız, onlar hayatta diye sevincimiz.

Çilem, fuhuş yapmaya itiraz edip kocasının belinden çıkardığı kurşunlarla canından olmadı diye sevinişimiz sadece. Çilem, bu sona yaklaşmadan önce ne kadar çabalasa da boşanamadığına üzülsek de.
Kocasının televizyonda gördüğü üstü çıplak erkekten, kıskanarak dövdüğü hatta çırılçıplak soyarak sokağa atmaya çalıştığı Gülfidan, o dayakların sonunda son nefesini vermedi diye sevinişimiz sadece. Olayı anlatırken “Filmdeki adam tişörtünü çıkarırken gözlerimi kapadım” diye savcıya bile hâlâ adama bakmadığını anlatmaya çalışmasına üzülsek de.
Nevin, sonu gelmeyen tecavüzlerin sonunda, tecavüzcüsünün işi bitince onu kör bir kuyuya atmadı ya da köyde başını alıp giden dedikoduları duyan yakınları onu asıp intihar süsü vermedi diye sevinişimiz sadece. Nevin’e zorla çocuğunu doğurtturup, isimler verip, çocuğu kimin alacağına dair anketler düzenlemelerine üzülsek de.
Gülfidan’ın, Çilem’in ya da Nevin’in ismini 3. sayfaların küçük kadın cinayetleri köşelerinde görmedik diye bir nefes almışız sadece, onların ellerindeki kelepçe, yüzlerindeki güven kimi erkekleri korkutsa da.

Korkmayın
Çünkü bizim kadınların kocalarını öldürmesine sevindiğimiz filan yok. Hatta tersine bu kadın ve erkeklerin yaşamları boyunca aralarında besledikleri şiddet sarmalının bir türlü kırılamamasına üzülüyoruz.
Kadınların kocalarını öldürmeden önce boşanmak için ne kadar debelense de –anne, baba, polis, mahkeme- her çaldıkları kapıdan geri gönderilmelerine üzülüyoruz. Mahkemeye kadar ulaşan kadınların ise Kadın Bakanlığı’nın eliyle “bir altı ay daha deneyin” gibi projelerle oyalanıp, kocalarıyla birlikte geri evlerine tıkılmalarına, boşanmak isteyen kadınlara sığınmaevlerinin kapılarının sadece birkaç aylığına açılmasına, Türkiye’de bugün her iki kadından birinin işsiz olmasına üzülüyoruz.

Üzülüyoruz
Aslında biz öyle çok üzülüyoruz ki, yemek yapmadı ya da kendisiyle birlikte olmadı diye karısını öldüren erkeklerin indirimlerle kurtulup, kocalarını öldüren kadınların müebbet hapis cezasına çarptırıldığı bu ülkede, kadınların yargı eliyle “Kocanın sözünü dinlemezsen ya ölürsün ya da cezaevinde sürünürsün” sopasını göstermesine üzülüyoruz.
Dahası kocalarını öldürüp de cezaevine giren bu kadınların istemedikleri halde dahi çalıştırılmalarına, 6 yaşına gelmiş bebelerinin koyunlarından alınıp yerleştirme yurtlarına konulmasına, medyada “cani, canavar, yosma” diye adlandırılıp, devlet tarafından görmezden gelinmelerine üzülüyoruz.
Canına tak eden kadınlar çoğaldıkça, sevinmiyoruz aslında biz. Bu kadınların göz göre göre öldürdüklerini ya da öldürüldüklerini gördükçe üzülüyoruz.  

Sibel HÜRTAŞ Gazeteci – Yazar


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları