Olaylar Ve Görüşler

Söylenti olarak demokrasi

08 Temmuz 2016 Cuma

Brexit Avrupa Birliği için bir şok etkisi olarak durmaktadır. En azından bir gün evvel kamuoyu yoklamalarının öngördüğünün tersi bir sonuç çıkması etkinin sürpriz etkisi haline gelmesini beraberinde getirmektedir. Peki, burada nasıl bir manzara ortaya çıkmaktadır?

 

Avrupa’dan kopan, onu terk eden bir kıta olarak İngiltere’den David Cameron’ın konuşması bile, Kıta Avrupası karşısında, adanın bir gemi imgesini bize taşıması dikkat çekici olarak durmakta. “Ekim ayına kadar görevini bir kaptanın gemisini idare ettiği” gibi yöneteceğini ilan eden Cameron, ülkesinin kopuşunu kendi kopuşuna ilave etmekte.

Yanıt bekleyen sorular
Bugün referandum ne anlama gelmekte? Neden referandum gibi bir gösterge bu kadar önemli durmakta? Neden Avrupa Birliği mülteci meselesinde bu kadar sınırlanmakta ve kopuşunu hızlandıracak bir sürece girecek koşulları yaşamakta? Neden Kıta Avrupası ile başka bir kıta olarak tarihi bir şekilde ele alınan İngiltere, bu kopuşun içinde, ilk sıraya yerleşmekte? Arkasından başka kopuşlar gelecek mi? Bu sorular aynı zamanda dünyanın ve sermaye ve emek akışkanlığı açısından yeni bir döneme girilmekte olduğunun göstergeleri değil midir?
Burada öncelikle Küba ve ABD ilişkilerini düşündüğümüzde, yeniden yapılanmanın ve iki ülke arasındaki husumetin terk edilmesi ve Ortadoğu’daki savaşa girmeye pek yanaşmayan bir Obama dış politikası başka oluşumlara gebe olunduğunun işaretlerini vermekte değil miydi? İngiltere her zaman modern dönemlerde hem beraber hem de bağımsızlaşmakta olan bir ekonomi politikasının yanında uluslararası ilişkilerde de ABD’nin yanında yer almaya devam etmedi mi? Bilhassa son dönemlerdeki kararlarda daha ABD yanlısı bir politikayı sürdüren İngiltere’nin Avrupa’dan kopuşu hazırlayan söylemlerin işaretlerini görmekte değil miydik daha bir sene evvelden?

Bir söylenti...
Bugün aslında ilginç olarak duran öğelerden biri, bir söylenti öğesinin İngiltere’yi Avrupa Birliği’nden uzaklaştırması ve koparması: Her hafta 350 milyon sterling’lik bir ödemenin Avrupa Birliği’ne harcanacağına, bu rakamın sağlık reformuna harcanması söylentisinin, gerçek olmamasına rağmen “AB’den kopuş da” etken bir rol oynamasıdır. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin bu konudaki söylentilere ön ayak olması bugün için medya ve manipülasyon ilişkilerinin propaganda değil, ama dezenformasyon üzerine odaklanmaya başladığını bize göstermekte değil mi? Söylentinin bir medya olarak kullanılması uzun zamanlardan beri sosyoloji ve sanat dünyasının konuları arasında. Bugün söylenti kuvvetinin bu kadar belirleyici olması ise başka bir şekilde medya çalışmalarının önemli bir konusu olmaya başlamasıdır. Partinin başındaki Nigel Farage’ın (UKIP) Brexit başarısının sıkıntısı da hemen referandum sonrası bu endişeyi bir taraftan söylentileri ortaya koyması bakımından da ilginç durmaktadır.
Bu arada İngiltere’de Avrupa Birliği içinde kalmayı isteyen grubun reklam kampanyalarının zayıf kalması, her şeye rağmen, başka bir söylem biçimine girilmeye başlandığının işaretlerini vermekte değil midir? Avrupa Birliği’nde kalmanın “in” olduğunu ileri sürmesine rağmen, bugünkü söylemler içinde, moda olanın değil de, sıkıntı yaratan durumların (mülteciler akımı, kamusal sağlık sigortası) daha ön planda yer alması da başka bir gösterge olarak durmakta.

Muhafazakâr devrim
İngiltere kıtasının, Suriye savaşının Avrupa Birliği mülteci meselesinin bu kadar yakından takip etmesi ve mülteci akımı korkusunun bu kadar kuvvetli bir şekilde yandaş bulmasının sıkıntıları ve bu durumun daha insani ve moda olarak ileri sürülen tutumlardan daha kuvvetli olarak kabulü başka yeni bir toplumsal duyarlılığın ortaya çıkmakta olduğunu göstermekte (muhafazakâr devrim).
Johnson tarafından yürütülen Tories’in, muhafazakârların vaatleri “terk” söyleminin en etkili sözlerinden biri olduğunu gördüğümüzde Post-modern durum içinde ele alınan 1980’li yılların söylemlerinin ötesinde bir yere gelindiğini bize göstermekte değil midir? Böyle bir duyarlılık ortamında “yeni bir Avrupa” yapılanmasına gidilecek mi? Bu soru bizi düşündürmeye ve belki de endişelendirmeye devam edecek.

 

Prof. Dr. ALİ AKAY


Yazarın Son Yazıları