Olaylar Ve Görüşler

Tarıma ‘postmodern’ darbe!..

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Bir zamanlar gıdada ve tarımsal ürünlerde kendi kendine yetebilen sayılı ülke arasında yer alan ülkemizin, bugün geldiği nokta, tam anlamıyla içler acısıdır. Aslında yapılması gereken, üreticinin ve tüketicilerin özgürce örgütlenmesidir. Bunun yolu da, gerçek anlamda bir kooperatifçilikten geçmektedir.
 
 
Bugünlerde ekonomik, siyasal ve top­lumsal gündemde dikkatimizi çeken önemli bir gelişme var. Tarımın ve tarım kesiminin önemi, kamuoyunda her geçen gün daha çok fark ediliyor. Tarımla ilgi­li haberler, gelişmeler gündemde öne çı­kıyor.
Doğrusu, tarımsal kooperatifçilik ala­nında uzun yıllar çalışmış ve tarım kesimi­nin önemini yıllarca yazıp anlatmaya çalış­mış biri olarak, bundan büyük sevinç du­yuyoruz. Zamanında bizim yazdıklarımı­za göz ucuyla bile bakmayanların, söyle­diklerimize adeta kulaklarını tıkayanların önemli bir bölümü, şimdilerde bu işlerin öneminin ayırdına varmış görünüyor.
Aslında bu gelişmeyi biraz da haya­tın kendisi dayatıyor. Bir zamanlar, tarım­la ilgili konulara ‘toprak kokuyor’ diyerek burun kıvırıp sayfalarında ve ekranların­da yer vermeyenler, ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu yakıcı gıda ve beslenme sorunlarını görünce, şimdilerde bu konu­lara pürdikkat kesiliyorlar. Gecikilmiş olsa bile yine de güzel bir gelişme...

‘Milli’ mi, yoksa ‘gayrı milli’ mi?
Bir yanda üretici sorunlarının ve tarım­la ilgili konuların öne çıkmasına sevinir­ken, diğer yanda da tarım kesimi adına endişelerimizi artıran gelişmeler var. Bu­günlerde, tarımla ilgili bakanlık tarafından ‘Tarımda Milli Birlik Projesi’ adı verilen bir hazırlık yapılıyor. Nisan ayında açıklanma­sı düşünülüp mayısa ertelenen, ama halâ bir türlü açıklanamayan, üreticiyi ve tarı­mı doğrudan etkileyecek bir dizi hazırlık... Gördüğümüz kadarıyla, olumsuz tepkiler nedeniyle, 23 Haziran İstanbul seçimin­den önce de açıklanması zor görünüyor.
Tarım kesiminde örgütlü bulunan de­mokratik yapıların, sivil örgütlerin, koope­ratiflerin, birliklerin, uzmanlık kuruluşları­nın görüşü ve katkısı alınmadan yürütülen hazırlıklar, tarım kesimini yeni badirelere sürüklemeye aday görünüyor.
Hazırlıklardan kamuoyuna yansıyan bil­giler göz önüne alındığında, adında her ne kadar ‘milli’ sözcüğü geçse de, bu girişim tam anlamıyla bir ‘gayrı milli proje’ görünü­mü veriyor. Projede yer alan ‘Semarat’ söz­cüğü Osmanlıca bir deyim ve Osmanlı dö­neminde devlete ait toprak, mülk ve akar­lardan toplanan geliri ifade ediyor. Proje, bir anlamda, Osmanlıcı bir temelden kü­resel sermayeye uzanan, tam anlamıyla ‘postmodern’ bir anlayışı ifade ediyor.

‘Semerat’tan ‘Sera A.Ş.’ ye
Tarımla ilgili bakanlığın yaptığı hazır­lıklar, aslında 17 yıldır tek başına iktida­rı elinde tutan siyasal anlayışın, tarım­la ilgili politikalarının iflas ettiğini bir kez daha gösteriyor. Aynı zamanda bu poli­tikalardan sorumlu olan siyasal çevrele­rin de bu iflası kabullendiğinin ilanı anla­mına geliyor.
Başarılı bir gazetecilikle konuyu ilk haberleştiren değerli dostumuz Ali Ek­ber Yıldırım’ın yazdığı ve tarım kesimi temsilcilerinin verdiği bilgilere göre; ilgi­li bakanlığın ‘yalın sistem’ adını verdiği projede, işin merkezinde Semarat Hol­ding denilen bir yapı bulunacak. Bu ya­pının yüzde 50’sini, aralarında uluslara­rası yabancı sermayenin de olduğu bir bölüm özel sektör şirketi, yüzde 35’ini ‘Milli Birlik Kooperatifi’, yüzde 15’ini de işlevleri kaybettirilmiş, bir anlam­da artık ‘ahı gitmiş vahı kalmış’ tarımsal KİT’ler (TMO, AOÇ, Şeker Şirketi, Çay­kur vb.) oluşturacak.
Sözü edilen bu hazırlıkla, nisan ayın­da ekonomi bakanlığının açıkladığı ‘eko­nomide yapısal dönüşüm paketi’nde yer verilen ‘Sera A.Ş.’ arasında nasıl bir iliş­kilenme olacak, doğrusu o da büyük bir muammayı oluşturuyor.

‘Yalın’ mı, yoksa daha büyük ‘karmaşa’ mı?
Aslında bütün bu farklı yaklaşımlar, si­yasal iktidarın genelde yaşadığı dağınık­lığı, kendi içindeki iletişimsizliği, uyum­suzluğu gözler önüne seriyor. Bu durum, en çok da, en sıkıntılı ve sorunlu alan olan tarım sektöründe kendini hissetti­riyor.
Tarım sektörünün hizmetlerini yalın­laştıracağız denilerek, aslında daha da karmaşık hale getiriliyor. Bir bakıma, ‘biz bu sorunlarla baş edemiyoruz, gelin bi­zi bu dertten kurtarın’ denilerek küresel sermayeye, uluslararası çevrelere dave­tiye çıkarılıyor.
Burada adı öne çıkarılarak pro­jenin ambalajlandığı ‘Milli Birlik Kooperatifi’nden anlaşılması gereke­nin, ilgili bakanlığın taşra örgütlenmesi ile Tarım Kredi Kooperatifleri olarak ifa­de ediliyor. Bu yaklaşım, köy kalkınma kooperatifleri ile tarım satış kooperatif­leri birliklerini de dışarıda bırakıyor. Böy­lece murat edilenin gerçek anlamda bir kooperatifçilik ve üreticinin örgütlenme­si olmadığı, daha yolun başında kendini ele veriyor.

Kooperatifçiliği yeniden keşfetmek
Aslında yukarıda özetlenmeye çalışı­lan, adında ‘milli’ ambalajı olan aslında ise ‘gayrı milli’ özellikler taşıyan tarımdaki arayışların temelini, tarımsal alanın ulus­lararası gıda kartellerine, küresel serma­yeye terkedilmesi politikası oluşturuyor.
Bir zamanlar gıdada ve tarımsal ürünler­de kendi kendine ye­tebilen sayılı ülke ara­sında yer alan ülkemi­zin, bugün geldiği nok­ta, tam anlamıyla içler acısıdır. Aslında yapıl­ması gereken, üretici­nin ve tüketicilerin öz­gürce örgütlenmesidir. Bunun yolu da, geliş­miş ülkelerde de kanıt­landığı üzere, gerçek anlamda bir koopera­tifçilikten geçmektedir.
Bizim geçmişimizde de olumlu ve güzel ör­nekleri olan koopera­tifçilik hareketi yeni­den keşfedilmeli ve ev­rensel ilkeler, politika­lar doğrultusunda ka­rarlılıkla hayata geçiril­melidir. Kamu, bu ko­nuda engelleyici ya da dayatmacı değil, tam aksine özendirici, yar­dımcı ve yol gösterici olmalıdır.
 

MEHMET ŞAKIR ÖRS


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları