Olayların Ardındaki Gerçek

Basın İlan Kurumu ve Hukuk

07 Temmuz 2020 Salı

Basın İlan Kurumu’nun (BİK), Cumhuriyet gazetesine verdiği ilan cezaları nedeniyle Türkiye’nin önde gelen hukukçuları gazetemizde görüşlerini yazdı. 

Bu hukukçular arasında eski TBMM Başkanı, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı, eski Danıştay Başkanı, eski Adalet Bakanı, Yargıtay Onursal Başsavcısı, Yargıtay Onursal Ceza Dairesi Başkanı, eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Üyesi, dört anayasa hukuk profesörü, İYİ Parti Genel Sekreteri, İstanbul Barosu’nun eski başkanı ve İstanbul, İzmir, Muğla barosu başkanları bulunuyor. Yazı dizisini devam ettirsek yüzlerce hukukçu daha yazacaktı. 

Bu üstün ve saygın hukukçular, Basın İlan Kurumu’nun “sosyal kamu hizmeti” kurumu olduğunu, temel görevinin resmi ilanların adaletli dağıtımını sağlamak ve basın kuruluşları ile basın mensuplarına sosyal yardım yönünde hizmet üretmek olduğunu belirttiler. 

İlginçtir ki bu kurum 1960 öncesi basına adaletsiz olarak dağıtılan resmi ilanların adil dağılımını sağlamak için kurulmuştu. 

Tüm bu saygın hukukçular, resmi ilan kesme cezasının basın özgürlüğüne bir müdahale olduğunu, Basın İlan Kurumu’nun kendi öz amacından saptırılarak  eleştiri yapan yazılı basına ceza vermek için bir araç olarak kullanıldığını belirtti. 

Resmi ilanların adil dağıtımını sağlamak üzere kurulmuş olan Basın İlan Kurumu’nun, “resmi ilan cezası verme kurumu”na dönüşmesinin hukuka aykırı olduğu, bu müdahalenin anayasanın 13. maddesinde belirtilen koşullarla çeliştiği için anayasanın 26. maddesinin ihlal ediliğini açıkça ortaya koydular. BİK’in ilan kesmeye karar vermesinin, Türk Ceza Kanunu’nun 3. maddesinde ceza ve güvenlik tedbirleri için öngörülen “İşlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olması” ve anayasanın 13. maddesinde belirtilen “Ölçülülük” ilkelerine aykırı olduğunu da vurguladılar. 

Eski Meclis Başkanı, saygın devlet adamı Sayın Hüsamettin Cindoruk, “Bugün Basın İlan Kurumu’nun yanlı tutum ve uygulamaları bir demokrasi karşıtlığıdır. Devleti yöneten siyasal irade, bu kurumu bir sansür organı gibi kullanmakta kararlı gözüküyor. Cumhuriyet gazetesinin asırlık yayın niteliğini, içeriğini eleştirmek, değerlendirmek, geri kalmış bir devletin bile yapmayacağı kökten bir yanlıştır” dedi ve “Üstelik bu uygulama geçmişte denenmiş, sınanmış, sonuç vermemiştir” diye de ilave etti. Böylece denendiğinin, sınandığının ama sonuç vermediğinin de altını çizdi. 

Bu durumun “hukuk devleti” gereklerine aykırılığının, baskı ve yıldırma sayılacak işlemlerinin anayasanın 25, 26 ve 28. maddelerine aykırı bulduğunu belirtti. 

Eski AİHM Yargıcı Sayın Rıza Türmen ise AİHM’nin çeşitli kararlarını ortaya koyarak bu konuda “koca bir külliyat” olduğunu ve bu kararların AİHM’den dönmesinin doğal bir sonuç olacağını belirtti. 

Saygın hukukçular, BİK ve RTÜK’ün, verdikleri kararlarla, “iktidardan yana olmayan” basın kuruluşlarının uyguladıkları cezalarla, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde iktidarın baskı ve sindirme araçlarına dönüştüklerini açıkladılar. 

40 yıllık yargıç, Yargıtay Onursal Ceza Dairesi Başkanı Hamdi Yaver      Aktan ise “Hemen belirtmelidir ki Anayasa Mahkemesi ile AİHM’nin yerleşmiş kararları gözetildiğinde, eğer kararlar kesinleşirse ihlal kararı verileceğinden hiç kuşku olmamalıdır. O zaman da Cumhuriyet gazetesinin uğradığı zararların tazmini söz konusu olacaktır ki ‘rücu mekanizmasının’ varlığı gözetildiğinde karar mercilerindekilerin sorumlu olacakları unutulmamalıdır” diyerek konuya hukuksal ve nedensel açıklık getirdi. 

Tüm bu hukuksal veriler ve değerlendirmeler karşısında Basın İlan Kurumu ne yapacak? 

Bu bilimsel hukuki değerlendirmeler bizi ilgilendirmez, biz ceza vermekle görevliyiz, deyip ceza mı kesecekler? Yoksa hukuka bağlı mı kalacaklar? 

Genç yaşında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı gibi önemli bir kamu görevine gelmiş olan Prof. Fahrettin Altun, bu hukuksal gerekçeler karşısında ne tavır alacaktır? Osmanlı idari geleneklerine uygun “kâmil” bir kişilik mi sergileyecektir, yoksa ne kendisine ne de AKP iktidarına yararı olan “kindar” bir görüntü mü verecektir? 

Bu kararlar mahkeme, Yargıtay ya da AİHM’den dönerse, özgeçmişine böylesine olumsuz bir paragraf eklenmesini isteyecek midir, istemeyecek midir? 

Cumhuriyet gazetesi kuşkusuz bu kararlara karşı gerekli hukuksal mücadeleyi sonuna kadar götürecektir. Yasaya ve anayasaya aykırı olduğu tartışmasız olan bu ceza kararları inanıyoruz ki ya mahkemeden ya Yargıtay’dan ya da AİHM’den dönecektir. Bu durumda, ne yazık ki Türkiye’nin demokrasi itibarı, saygınlığı bir kez daha zedelenecektir. 

“Bunlar bizi ilgilendirmez, biz vereceğimiz cezaya bakarız” derlerse o zaman bizim yanıtımız, 150 yıl önce, Namık Kemal’in yazdığı dizeler olur: 

Felek her türlü esbâb’ı cefâsın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten (*)

 

Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler

Ki ednâ zevk-i a’lâdır vezâretten sadâretten (**)  

 

Ne mümkün zulm ile bidâd ile imha-yı hürriyet

Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten (***)

--------

(*) Felek her türlü acı nedenini toplasın gelsin

Dönersem kahpeyim millet yolunda bu gidişten

 (**) Anılsın mesleğimde çektiğim tüm eziyetler

En kötüsü bile daha zevklidir vezirlikten, hükümetten

 (***) Zulümle, haksızlıkla özgürlüğü yok etmek olası mıdır?

Çalış, anlayışı kaldır becerebilirsen insanlıktan.


Yazarın Son Yazıları

Din ve Politika 27 Temmuz 2020
Ekonomide Önemli Noktalar 15 Haziran 2020
Bilinen Yöntemler 9 Haziran 2020
Parlamenter Sistem 4 Haziran 2020
Bu gazete susmaz 23 Mayıs 2020