Çökmeden Bu Sular Durulmaz

26 Aralık 2013 Perşembe

Duyduğumuz çatırtı sesleridir, dedik; 2013’ü bile çıkartmayabilir, dedik. Yerel seçimlere, marta kadar uzanması zor, dedik. Beklenen, ikinci dalga operasyon küt diye geldi, hükümet darmadağın oldu. Genel seçimlerin erken erken yolu gözüktü.
Sevgili arkadaşım Mine Kırıkkanat’ın dünkü yazısının G Noktası’nda, Hey Türkiye Nasılsın, kitabımdan yaptığı uzun alıntının sonu şöyle bitiyordu: “Böyle rejimlerin günümüzde yıkılışları kaçınılmazdır da. Uzun zaman almaz, merak etmeyin.”
Siyasi yönü de olan maddi olaylara dayalı ciddi bir operasyon başlamışsa yarıda kesilmez. Cemaat savcılarının torbasında bir atımlık barut olamazdı. Nitekim gerisi geldi. Başbakan da “saldırılarını sürdürecekler” diyerek aslında iktidarlarının daha soruşturulacak çok yönü olduğunu bir tür itiraf etmiş oluyor. Savcılık sorgulama istiyor, hükümet polisi uygulamıyor haberleri yayılıyor.
İktidar düşerse o zaman görün, 12 yıllık keyfi yönetimlerin, hukuksuzlukların soruşturma haritasını.
Bu olasılık, iktidara sımsıkı sarılmak için en önemli nedendir.
Öyle ki Başbakan iktidara yapışmayı, milli mücadele savaşı ilan etti!

***

Başbakan’ın dünkü konuşmasını yorumlarsak iktidarına karşı olan herkesi adeta düşman ilan ediyor.
Şu denkleme bakın: Biz iktidarız = bizi millet seçti = bize karşı yapılan bütün bu suçlamalar millete karşı yapılmış sayılır = o halde millete savaş açılmıştır = milletin buna yanıtı milli mücadele savaşı ile olur.
Beğendiniz mi?
Adeta bir “iç savaş” çağrışımı var konuşmasında. Tehlikeli sular hem de çok tehlikeli.
Bir suçlama varsa yapılacak olan sessiz sedasız sonuçlarını beklemektir! Onu örtbas etmeye yönelik her söz, davranış ve müdahale, suçlamalara daha baştan haklılık kazandırır. Başbakan bu yola girmemeli.
Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları küresel komplo imiş, küresel sermayenin saldırısıymış, büyüyen (yani yükselen gökdelenler ve betonlaşan ülke!) Türkiye’yi durdurmaya yönelikmiş.
Hükümetinize yönelik suçlamalar rüşvet ve yolsuzluk. Dünyanın her yerinde, bakanlara yönelik böyle suçlamaların “siyasi sonuçları vardır. Örneğin bakanların değişmesi, hükümetin düşmesi, istifalar falan... Bunların hepsi, soruşturmaların doğal siyasi sonuçlarıdır. Rüşvet ve yolsuzluk iddialarını, siyasi operasyon olarak nitelendirmek iddiaları örtbas etme girişimi olabilir ancak.
Bir hükümete karşı “siyasi operasyon”, rüşvet iddialarıyla olmaz, siyasal girişimlerle olur.
Mesela hükümet üyelerini kandırır ve istifa ettirirsin ve hükümeti düşürürsün.
Meclis’te gensoru verirsin, hükümeti düşürürsün…

***

Başbakan’ın iki has danışmanı Yalçın Akdoğan ve Yiğit Bulut, aynı gün Star’daki yazılarında, “Milli orduya komplo” kurmakla suçladı cemaati. Bunlar itiraftır, subaylara karşı kurulan tezgâhın, pırıl pırıl insanlara yapılan zulmün itirafları.
Önceki gün Ayşenur Arslan’ın Kanal Sokak’taki medya programında bunu konuştuk. Üç yönü var bu yeni gelişmenin.
İlki cemaatin devlet, yargı, polis vb. içindeki örgütlenmesini “illegal yapılanma” diye savcılığa havale etmesi. Bu çerçevede, “Cemaat orduya yönelik kasıtlı operasyonlarını, darbe yapacaklardı diye bize de yutturdular” gibi bir gerekçe... (Bu iki danışmanın bu açıklamaları, davanın yeniden görülmesi hatta iptalleri için ciddi gerekçelerdir.)
İkincisi, iktidarın yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya kaldıkları büyük yalnızlığı delmek, iktidarın çökmesini önlemek ve cemaati yalnızlaştırmak için, ittifak arayışları.
Üçüncüsü de TSK’de hükümet için tehlikeli olabilecek ciddi bir cemaat örgütlenmesi varsa, ordu içinde de bir operasyon hazırlığı düşünüyorlar demektir.
Her durumda, Silivri kısa zamanda hemen boşaltılmalıdır ve boşaltılacaktır…

***

Sonuç: Bu savaş durulmaz. Bir taraf, her türlü önlemle bertaraf edilecektir. İki tarafın da gerekli siyasi bedeli ödemeleri gündemdedir.
Silivri yargılamalarındaki büyük haksızlıklar da siyasi bedelin bam tellerinden biridir..
O günlere hızla geliyoruz.
RTE’nin de, Deniz Feneri davasında olduğu gibi bu yolsuzlukları öyle kolay örtbas etmesi beklenmemeli.
Bütün rüşvet ve yolsuzluk iddialarını reddederek saldırmak ve örtbas etmek yargıya öyle bir müdahaledir ki sonuçları feci olur.
Ne yazık ki Başbakan dünkü konuşmasında bunun işaretini verdi.
Ye herro ya merro dönemine girdik..
Ama ya herro ya merro siyasi bir yöntem ve iktidar olma biçimi asla değildir. İktidarın bütün yasal zeminini ortadan kaldırır.
Sanki Başbakan hızla yasal olmayan bir zemine kayıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları