Özdemir İnce

Gene ve hep Milli Eğitime dair

17 Mart 2020 Salı

Okuyacağınız yazının ana gövdesi 1 Mart 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde “Milli Eğitime Dair” adıyla yayımlanmıştı. Okuyun bakalım, herhangi bir iyileşme mi yoksa kötüleşme mi var? Ancak şöyle bir kanı var bende: AKP hakkında 10 yıl, 19 yıl önce yazdığım yazıları dün yazmışım gibi yayımlayabilirim. Sorunlar aynı, daha ağırlaşmış ve yeni, müzmin sorunlar var.

Bu sorunları AKP’nin Cumhuriyetle uyumsuz olan kanı üretiyor.

***

“2 Şubat tarihli yazımda Cumhurbaşkanımıza bir kitap tavsiye etmiş idim, bugün işte o kitaptan söz edeceğim. Kitabın yazarı: Prof. Dr. İrfan Erdoğan İstanbul Üniversitesi, Hasan A. Yücel Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Başkanı 2006-2008 yılları arasında 21 ay Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı görevinde bulunmuş. Kitabın tam adı: Türk Eğitim Sistemi, Eğitim Tarihi, Eğitim Politikası, Eğitim Felsefesi (bağlamında) ‘MİLLİ EĞİTİME DAİR’ (Nobel Yayın Dağıtım) ‘Bağlamında’ sözcüğü bana ait.

***

Ben bir eğitimciye, bir öğretmene, bir aydına, bir yazara, bir politikacıya, bir başbakana, bir cumhurbaşkanına, Devrim Yasaları’na, özellikle de Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na (Öğrenim Birliği Yasası’na) karşı aldığı tavırla orantılı olarak not veririm. Sadece benim değil, aklı başında bütün Cumhuriyetçilerin, Cumhuriyet vatandaşlarının böyle yapması gerekir.

Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na gelmeden önce, Osmanlı Devleti’nde eğitimden sorumlu bir bakanlığın ancak 1850 yılında kurulduğunu yazıyor. “1850’li yıllara kadar uzanan eğitim sistemi çok başlılığa dayalı bir görünüm sergilemekteydi. Eğitimin her ne kadar devletin eliyle ve gözetimiyle yapılması düşüncesi bu dönemde hayata geçmeye başlasa da eğitim, farklı idari işleyişle, felsefe ve içerikle sürdürülmüştür.” (S.4) İrfan Erdoğan daha sonra, bu gözlemi destekleyen alıntılar yapıyor. Biz de yapalım:

***

‘Galatasaray Lisesi’nin ilk yıllarında yöneticilik yapan De Salve 1874 yılında yazıyor: Avrupa’nın hiçbir başkentinde, aynı şehir halkını oluşturan çeşitli gruplar, İstanbul’daki kadar birbirinden bıçakla kesilmiş gibi zıt özellikler taşımaz. Eğitim, her ülkede çocukları ve gençleri ortak kurumlarda toplayıp, onların fikir ufuklarını genişleterek, aralarında yavaş yavaş birlik ve kardeşlik bağları kurarken, burada eğitim şimdiye kadar, daha ziyade her türlü yaklaşımlardan uzaklaşmaya yönelmiştir; çünkü her toplum, parası ile kendi okullarını kuruyor ve eğitim kendi anadilleri ile veriliyor, dini gelenekler ile siyasi art niyetlerin sürüp gitmesine çalışılıyor.’  (S.4-5)

2011 yılında bu memlekette, okulların cemaat ve tarikatlara devredilmesini isteyen sivri akıllılar ile her etnisitenin kendi okulunu açıp yönetmesini isteyen aklı evveller var.

***

Ali Süavi 1870’te şöyle yazıyor: Yazık ki İstanbul’da eğitim alanında toplumlar arasında birlik yok. Her toplum kendi dilini ve kendi yolunu tutmuş ilerliyor.’ (S.5)

Namık Kemal 1872’de şöyle söylemektedir: Her cins ve mezhepten çocukların bir arada bulunduğu okullar yapmalıyız. Vatan çocukları bu tür okullardan çıkınca aralarına bölücülük sokmak mümkün olmaz. (S.5)

Cumhuriyetin fikir önderlerinden biri olan Ziya Gökalp de Medreseler, Tanzimat okulları ve yabancı okullar şeklinde ayrışan okulların üç farklı insan tipi yetiştirdiğine işaret ederek bu problemin toplumdaki ayrışmaya yol açtığını ileri sürmüştür. (S.5)

Bu nedenle, Cumhuriyetin cumhurbaşkanları, başbakanları, bakanları, milletvekilleri, bütün memurları, bütün aydınları Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu korumak ve savunmak zorundadır.

Ama ne yazık ki, bu ülkede imam-hatipleri egemen kılmak isteyenler, barış (!) için anadilde eğitimi savunanlar var. Oysa 1870’li yıllarda bunların sakıncalarını söyleyenler vardı.

***

15 Mart 2000 tarihli Sözcü gazetesinin birinci sayfasının eteğinde “Eğitimde Kara Tablo” manşetli bir haber var: YÖK Başkanı Yekta Saraç TBMM’de açıklamış, üniversiteye giriş sınavında matematik ve Türkçede bir tek soruya bile doğru cevap veremeyen 735 bin öğrenci varmış. Ben ilkokul üçüncü sınıfta (1944-1945) çarpım tablosunu, fiil çekimlerini ezbere biliyor ve dört işlem problemlerini sağlamasıyla çözüyordum. Üstelik aritmetik notum “pekiyi” (5)  bile değildi, büyük bir ihtimalle “orta” (3) idi.

Bay Milli Eğitim Bakanı, öğrenimde yeni bir yöntem aramayın, 1944-1945’in sistemini aynen uygulayın. Sizin öğrencileriniz ezbere 6x6’nın kaç ettiğini bile bilmez. Okullardaki cehalet virüsünün yanında  korona bilmem kaç virüsü solda sıfır kalır.


Yazarın Son Yazıları

Dinin vesayeti 22 Mayıs 2020
Üç Silahşörler 19 Mayıs 2020
Orkestra ve hükümet 17 Mayıs 2020
Darbe, ihtilal, isyan 12 Mayıs 2020
Kuran’da korona 28 Nisan 2020
İşleyen yara 26 Nisan 2020
Evet, 100 yıl oldu 24 Nisan 2020