Özdemir İnce

Kem gözlere şiş

21 Kasım 2021 Pazar

Geçen yazıma dilbilimle başlamıştık, bugün dilbilgisinde fiil çekiminin zamanlarına bulaşacağız: Geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman... Bizim kuşak bunları ilkokulda kesinlikle öğrenirdi, tıpkı çarpım tablosu gibi...

Geçmiş zaman şimdiki zamandan önce bir zaman diliminde tamamlanmış olan eylemleri ifade ederken kullanılır. Eylemin gerçekleşme süreci önemli değildir. Asıl durum o eylemin geçmişte tamamlanmış olmasıdır. Eylem geçmişte yakın bir zamanda ya da uzun bir zaman önce olabilir.

Geçmişte belirli bir zamanda başlamış ve bitmiş eylemler için kullanılır. Bu gibi eylemler cümle içinde kullanılırken zamanın belirtilmesi şart değildir. Ancak mutlaka cümle içinde geçmiş zamandan bahsettiği anlaşılmalıdır.

Ancak açıklamamız gereken çok önemli bir ayrıntı var: Diyelim ki biri geçmişte Cumhuriyet devrimleri üzerine konuştu. Konuşma eylemi geçmişte kalmıştır ama söyledikleri hem şimdiki zamanın hem de gelecek zamanın kapsamına girer. Kişinin söylediklerinin geçmişte kalması için söyleyenin söylediklerini inkâr etmesi gerekir.

***

Şimdi bir örnek vereceğim: Metin Sever ve Cem Dizdar adında iki gazeteci 1992 ya da 1993 yıllarında 20 siyasetçi, yazar ve aydın ile Cumhuriyetin geçmişi üzerine söyleşi yapmışlar ve İkinci Cumhuriyet Tartışmaları (Başak Yayınları, 2. Baskı, 1993) adlı bir kitap yayımlamışlar. Ben, 2000’lerin başlarından itibaren R.T. Erdoğan hakkında yazdığım yazılarda referans vermeden önce bu kitaptan kimsenin haberi yoktu. R.T. Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’yken, 14 Temmuz 1996 günü Milliyet gazetesinde çıkan Nilgün Cerrahoğlu imzalı söyleşide “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” ve “Demokrasi amaç değil araçtır” demiştir. Ancak “Demokrasi amaç değil araçtır” bölümünü bu kitaptaki söyleşide dile getirmiştir.

Şimdi söyleşiye dönelim:

**

METİN SEVER ve CEM DİZDAR: 70 yıllık tarihin sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin temel problemleri neler? 70 yıllık tarihin taşıyıcısı Kemalizm, gelinen noktada kendini yenileyebilir mi? Toplumsal sorunlar karşısında yanıt verebilecek bir çekim merkezi olabilir mi?...

R.T. ERDOĞAN: 70 yıllık tarihinde Türkiye Cumhuriyeti katı bir üniter anlayışa sahip olmuştur. Her konuda “tekçi” olmuştur ve bu tek olan şeyi de kendisi seçmiştir. Hukuk halka sorulmadan bir yerlerden aktarılmış ve zorla halka dikte ettirilmiştir. Çağdaşlık anlayışı, ahlak anlayışı vs. Hatta Türkiye, din konusunda da aynı anlayışı seçmiş, kendisine din olarak “Kemalizmi” almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte etmiştir.

Ancak hem dünyadaki değişim rüzgârları nedeniyle hem de halktan kopuk olan sistemlerin uzun süre yaşayamayacağı gerçeğinin ortaya çıkmasıyla yoğunluk kazanan değişim dalgası sonucu resmi ideoloji taraftar bulamaz hale gelmiştir.

Ne yazık ki Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa harcanmış bir zamandır. Bu süre içinde halkın refah seviyesi, diğer dünya devletleriyle eşit oranda artmamıştır. Temel hak ve özgürlükler konusunda Türkiye hâlâ bir üçüncü dünya ülkesidir. Her sene ilgili dünya örgütlerince azarlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, 1923’ten bu yana sürekli olarak bir gerileyişin içindedir. Bunu birkaç başlık altında toplamak istiyorum.

Ekonomide, 1923’te dünyada altıncı sıradayız. Bugün 46. sıraya düşmüşüz. 1924 yılında bir dolar doksan kuruş; sene 1993, bir dolar dokuz bin liranın üzerinde. Para ekonominin namusudur. Paramızın bu noktadaki durumu bizim nereye geldiğimizin ifadesidir. O gün istihdam noktasında açığımız yokken, bugün resmi açığımız 4.5 milyondur. O günü, o günkü dünya ölçülerine; bugünü ise bugünkü dünya ölçülerine göre değerlendirmek durumundayız. Dolayısıyla o gün fabrikamız yoktu bugün var dememiz bir şey ifade etmez. (s. 420-421)

***

Şimdi okuduklarınızı, R.T. Erdoğan’ın günümüzdeki sözleriyle ve eylemleriyle karşılaştırın. Sonuç ne? “Ekonomide, 1923’te dünyada altıncı sıradayız. Bugün 46. sıraya düşmüşüz. 1924 yılında bir dolar doksan kuruş; sene 1993, bir dolar dokuz bin liranın üzerinde. Para ekonominin namusudur” demiş. Kendisini aynı şekilde eleştirenleri ahmaklıkla, bozgunculukla suçluyor.

Aynı söyleşide “başkanlık sistemi”ni de “Ameriken emperyalizminin bize bir tavsiyesi” olarak değerlendirmiş... (s. 431)

Ama Demirel’in dediği gibi “Dün dündür, bugün bugündür”. Ancak 1993 ve 2021 yıllarının Erdoğan’ları Cumhuriyet karşıtı ama 1993’ün Erdoğan’ı 2021 Erdoğan’ının ekonomisini yerden yere vurmakta.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları