Kopyadan Mülkiye’ye!

07 Aralık 2012 Cuma

\n

İzmir Karataş Ortaokulunda 2. sınıftaydım. Bir gün tarih öğretmenimiz ünlü yazar Kemal Bilbaşar, bizlere ne olmak istediğimizi sordu.

\n

Kimileri mühendis, kimileri doktor yanıtını verdiler Bazı yağcılar öğretmen, bazıları da tarih öğretmeni olmak istediklerini söylediler! Önümde oturan bir arkadaş vali olma hevesindeydi.

\n

Kemal Bey, hepimize değişik gelen bu yanıt üzerine arkadaşımıza nedenini sordu Arkadaş, Göztepede vali konağına yakın bir yerde oturduğunu, konağın bir küçük çocuğa ne denli özendirici geldiğini anlattı.

\n

Öğretmen, bu amaç için hangi üniversiteye gideceğini sorduğunda Ankaraya Siyasal Bilgiler Fakültesine (SBF) dedi O ana değin ne valilik ne de SBF hakkında en ufak bir bilgim vardı. Yanıt kararsız olan bana çok ilginç geldi.

\n

Bilbaşar, bana sorduğunda Ben de siyasal bilgilere gideceğim dedim. Bereket nedenini sormadı, çünkü kopya çektiğim için ayrıntı veremeyecektim!

\n

O günden sonra hedefim SBF oldu. O yıllarda yalnızca SBF, tıbbiye, İstanbul Teknik Üniversitelerinin giriş sınavları vardı. Ötekilerine gidip istediğinize kayıt yaptırıyordunuz. SBF sınavını kazandım.

\n

İstanbulda 1859da Mekteb-i Mülkiyye adıyla kurulan ilk sivil amaçlıyüksek eğitim kurumuydu. İlk rozeti Mezunîn-i Mülkiyye, 1324 (Mülkiye Mezunları 1908) olarak hazırlandı.

\n

Sonrasında Mustafa Kemal Atatürk, genç Türkiye Cumhuriyetinin idari, mali, diplomasi alanına hizmet verecekleri yetiştirmek amacıyla okulu Ankaraya getirtti.

\n

Ünlü marşı Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz sözlerinden esinlenerek, vatan için sözcüklerindeki V ve İ yeni rozete Türkiye haritasını çevreleyen simgesi olarak yansıdı. Adı Siyasal Bilgiler Okulu oldu. Sonrasında Siyasal Bilgiler Fakültesine dönüştü.

\n

4 Aralıkta Türkiye Cumhuriyeti devletine ve milletine hizmet veren SBFnin kuruluşunun 153. yıldönümü kutlandı. 50 yıl önce mezun olanlara verilen madalyonlardan birini de ben aldım.

\n

Bir anlamda SBFnin en azından üçte birlik yaşamına ve buna koşut olarak Türkiyenin siyasal, ekonomik ve uluslararası ilişkilerine tanıklık yapmıştım. İyi ki kopya çekmişim!

\n

29 Nisan 1960 olaylarında SBF, 27 Mayıs devrimine değin bir ay kapatıldı. O gece TBMMdeki ünlü Tahkikat Komisyonu üç kişi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Yasama kurumu olması gereken TBMMden çıkan bu ilk ve son yargı kararındaki üç kişiden biri de Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanı Özgen Acar idi!

\n

4 Aralık töreninde her nedense AKP hükümetini temsil eden tek bir kişi yoktu. Kim bilir yüzleri mi yoktu, işleri mi çoktu, öğrenemedim!

\n

\n

Göçmeden Önce!

\n

\n

Atatürk, 11 Aralık 1935te Başbakan İsmet İnönüye Mülkiyelilere (Siyasal Bilgiler Okulu mezunlarına) iletilmek üzere bir telgraf göndermişti.

\n

Telgraf aynen şöyleydi:

\n

Yıldönümlerini kutlamak için Siyasal Bilgiler Okulu diplomalıların beni anarak toplantıya başlamış bulunduklarını bildiren telefon yazınızı aldım. Birdenbire duygumu tahlil edemedim. Bunun için Siyasal Bilgiler Okulu diplomalıların sözleri üzerinde bütün dikkatimi kullanarak düşünmek lüzumunu hissettim. Bunlar kimlerdi?

\n

Fazla düşünmeye hacet kalmadı. Derhal bildim ki bana içten sevgilerini haykıranlar, yarım asırdan beri büyük Türk ulusunu tam anlamı ile millet olmasına çalışan, modern bir Türk devleti kurmak için insanlık fedakârlıklarının hiçbirini esirgemeyen; kültür, idare, intizam ve devlet adamlığını en son ilmi telakkilere göre tebellür ettirmeye çalışmış ve çalışan yüksek değerde arkadaşlarımdır.

\n

İşte bu intibayı kendi kafamda ve vicdanımda duyduktan sonradır ki telefonunuzun birinci satırının sonundaki dalgınlık aydınlandı.

\n

Ben, İsmet İnönünün karşısında bulunmakla mutlandığı görevden manen değilse bile maddeten uzak kalmış olmaktan teessür duymadığımı söyleyemem.

\n

Ancak, şununla müteselliyim ki; senin; hakikati, asaleti, millet ve devlet için gönüllüleri, ateşlileri benim kadar ve belki de benden daha parlak görür olduğunu bildiğimdir.

\n

Onun için, rica ederim söyleyiniz o arkadaşlara ki; bu devletin en aşağı yetmiş sene evvelki halini içlerinde bulundurmaktadırlar ve yine İnönüde, Sakaryada, Dumlupınarda çocuk olarak yaşamış ve yüksek manalı, kafiyeli, devlet ve millet mefhumunu anlayarak yetişmişlerdir.

\n

İşte onların hepsine söyleyiniz ki, şimdiye kadar yaptıkları temiz ve Türklüğe layık olabilen işleri dolayısı ile kendilerine minnetle mütehassisim. Fakat yine arkadaşlara söyleyiniz ki, Türk milletine, Türk Cumhuriyeti Devletine karşı yapmaya mecbur olduğumuz görevler bitmemiştir ve bitmeyecektir.

\n

Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin, çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü şu olmalıdır:

\n

Benim, Türk milletine, Türk Cumhuriyetine Türklüğün istikbaline karşı ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere, benim sözümü tekrar ediniz.

\n

Bu sözler ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk, bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekliğin \thududu yoktur. İşte parola budur.

\n

Yazarın Son Yazıları

Bir ‘Müjdeye’ Doğru! 21 Ağustos 2020
İtiraflar... 18 Ağustos 2020
“Toparlanma sinyalleri!” 14 Ağustos 2020
Ayasofya (17)… 7 Ağustos 2020
Ayasofya (16)… 4 Ağustos 2020
Ayasofya (15)... 31 Temmuz 2020
Anayasa (14)… 28 Temmuz 2020
Ayasofya (13)... 24 Temmuz 2020
Ayasofya (12)... 21 Temmuz 2020
Ayasofya (11)… 17 Temmuz 2020
Ayasofya (10)… 14 Temmuz 2020
Ayasofya (9)… 10 Temmuz 2020
Ayasofya 8... 7 Temmuz 2020
Ayasofya 7... 3 Temmuz 2020