Emperyalizmin öteki yüzü...

30 Ocak 2018 Salı

Birincisi Amerikan Sendikacılık Hareketi’nin Meclis bütçesinden desteklenen dünya sendikacılık hareketlerine yönelik çalışmalar yapan yan örgütlenmesi AAFLI’nın, ülkemizde 1982 Anayasası, yasaklı 2821-22 sayılı sendikal yasalar çıktıktan sonra 1985’in son çeyreğinde TGS üyelik, yöneticilik ve sendikal haklara dönük gazetecilik ilişkileri bağlantılı yaptığı 5 haftalık özel bir proje gezisi kapsamında öne çıkan sonuçlarıyla kimi alıntılar... İkincisi Almanya’dan 1.-2.-3. kuşak işçilerin geri gönderilmelerine yönelik 1989 yılındaki ön hazırlıklar çerçevesinde, ilk göç günlerine de tanıklık etmiş, yine sendikal alandan gazetecilik kimliği ile Friedrich Ebert Vakfı için özel bir rapor hazırlamaya dönük gözlemler için, Prof. Harun Gümrükçü danışmanlığında, özgür seçimlerimle alınmış Almanya’nın her yerinden sosyal örgütlenmeler, mahkemeler, sivil toplum örgütlenmelerinden, siyasi partilerin üst düzey yönetimleri de içinde görüşmelerin bileşkesinden, vakfa sözlü sunduğum geniş raporun özetinden...
İkisini de bugünün yaşadıklarımıza fazlasıyla ışık tutabilecek, önemli satır aralarıyla, kafamızın içinde gerçeklere ilişkin dönüp durmakta olan sorular, sorgulamalara ışık tutmaları umuduyla, bir köşe yazısının elverdiği ölçeklerde sizlerle paylaşma gereğini duyuyorum...

***

Özal, 1984 sivil iktidar yaşamına 12 Eylül cunta yönetiminin veto ettiği kişi olarak pazarlanmış olsa da, 24 Ocak kararlarının işveren örgütlerindeki mimarı kimliği ile, 12 Eylül uygulamaları, ekonomik proje ve yasaklı sendikal yasaların oluşumunda ağırlığını koymuş başdanışman konumundaydı. Anlamlı rastlantı; Amerika’nın dışişlerindeki Türkiye’ye dönük en yetkin kişisi ile randevumuz Özal’ın tekstil kotaları için, “Türkiye’yi korumaya mazhar ülkeler listesine sokabilme” amaçlı görüşmeler yaptığı tarihle çakışmıştı. Özal’ın gezisinin nelerin olamayacağının görülmesi anlamında çok yararlı olacağını vurgularken, doğrudan bana yönelttiği soru ile DİSK yargılaması hakkında ne düşündüğüm olmuştu. Soru için yanlış kişi seçtiğini, söz konusu davanın mağdurlarından yana taraf olduğumu söyleyince de, bildiğini, özellikle sorduğunu söylemişti. Benim 12 Eylül anayasal ve yasal yasakları için DİSK iddianamesi, yöneticilerinin işkence ve uzun soluklu tutukluluklarıyla, bizim Türk-İş’in de yıldırılıp susturulduğunu özetlemem üzerine...
“Haklısınız, biz Amerika olarak bir tek Türk-İş’in kalmasını istemiştik. Ama Avrupalı dostlarımız DİSK için çok uğraş verdiler, onları daha fazla üzmek istemiyoruz. Gördünüz bizde demokrasi, sendikal hareketler Meclis’te ağırlıklı söz sahibi. Sendikal yasaklı yapısı ile Türkiye tekstil kotalarında korumaya mazhar ülkeler listesine alınamaz. Özal bunu görecek..” anlamında bir özet yapıvermişti. Türkiye’ye döndüğümde avukatları aracılığıyla o tarihlerde hâlâ tutuklu DİSK yöneticilerine haber ulaştırmış, “Serbest kalıyorsunuz” ön müjdesini vermiştim. Aralık sonu Türkİş genel kurulunda TGS delegesi olarak konuşmamı yaptığım gün, İstanbul’dan tahliye haberleri, sonrası davanın düşmesi gelişmeleri yaşandı...

***

Almanya’daki vakıf gözlem raporu için mahkeme dosyalarından eroin satıcısı ve kullanıcısı 3 kardeşin adresine ulaştığımda, Hitler döneminden kalma bir büyük tersaneler işvereninin Hamburg varoşunda bizim işçi ailelere lojman verdiğine, fotoğrafla cami çizilmiş bir binadan evlere Kuran canlı yayını bağlandığına, çocuklarımızın da orada yaşadıklarına tanıklık ettim. “Sendikadan vazgeçin, size ev vereyim”le başlatılmış ilişkiler ağı söz konusuydu. Hamburg merkezindeki Kürtlerin kurduğu bir derneğin başkanı ise öğretmen kökenli olarak eğitim sayfamız bağlantılı sevgi sempati ile karşılamıştı. Kulağıma çocuklarına evde gizli Türkçe öğretmek gereğini duyduğunu fısıldadıktan sonra, kapı önündeki arkadaşlarının ne sattığı sorusunu yöneltti. Tabii ki bilmiyordum. Kestirmeden “beyaz” yanıtını verdikten sonra, “Ne sanıyorsunuz, gelen her Kürt kökenliyi siyasi mülteci olarak alıyorlar, ancak yüzde 6’sının altında bir oranla vatandaşlık, iş sahibi olabilme hakkı tanıyorlar. Gelenler nasıl yaşayacak?” cümleleri ile tepkisini özetleyivermişti.
Türk’ü, Kürt’ü, solcusu, sağcısı, ırkçısı, siyasal İslamcısı üç kuşak işçilerin portrelerinden çıkan trajik sonuçlara köşede yer kalmadı. Tek cümle ile köyden, fabrikalardan tertemiz işçiler olarak gitmişler, çaresizlikler zincirinde çok gerilerde cepheleşmiş kimliklerle, en çok da geçmişinden kopma kaygısıyla çatışan siyasal akımların kucağında geri dönen silahla Türkiye’deki cepheleşmenin de parasal, siyasal odaklarını oluşturma önderliğine soyunmuşlardı...  


Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020