Gazi Meclis’ten bugünlere, nerelerden nerelere?

22 Nisan 2021 Perşembe

-Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekillerinin “Savaş sonrası Türkiyesi”ne bakışlarının değerlendirmesini, 1. Meclis üzerinden birçok kitap ve yayını da olan siyasi tarihçi Ahmet Demirel yapmış. Kurtuluş Savaşı’nın en karanlık günleri, zorlu koşullarında Necmettin Sahir Sılan’ın “Kesin kazanılacak savaşın sonrasında, tarihe bırakmak için saklamak” koşulu ile yaptığı anketine, dönemin 352 milletvekilinden 315’inin verdiği yanıtları, öncelik ağırlıklarıyla, gruplar, geçmişleri, yaşlar.. ayrımlarına göre tablolar halinde değerlendirmeye almış. 

-Savaşın en karanlık günlerindeki gelecek beklentileri ile savaşın kazanılmasından, laik Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1969’da Cumhuriyet’te yayımlanan “Padişah buyruğundan halk iradesine” dizisi için; sağ, söyleşi yapabilme şansını yakalayabildiğim milletvekillerinin, Gazi Meclis’in en karanlık günlerinden gelecek beklentileriyle.. 48-49 yıl sonrasında Gazi Meclis’e, başarılanlara ilişkin anılarını karşılaştırmak ilginç olmaz mı? Bugünlerin Meclisi’ne, milletvekillerimizin sorumluluklarında ne hallerde olduklarına da ışık tutucu, ders verici olabilir.

Birinci Meclis’in vekilleri, çalışmaları, muhalefeti, tek partinin yükselişi, iktidarı üzerinden tarih çalışmaları ile öne çıkmış Prof. Ahmet Demirel, Sılan’ın Cumhuriyet tarihimizin de ilk anket çalışmasının da sonuçlarını masaya yatırmış. Meclis üstünlüğü ilkesi ve Meclis’teki çoksesliliğin, bu Meclis’in Türkiye’nin gelmiş geçmiş en demokratik meclislerinden biri olarak anılmasını da olanaklı kıldığının altını çiziyor. “İşgal altında çok ağır koşullarda yaşayan ülkenin, böyle bir dönemde demokratik bir Meclis’e sahip olması, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından, bugün de gelecekte de kıvanç verici bir mirasıdır” diyor.

Anketin yapılmasına nasıl karar verildiği üzerinden değerlendirmesinde ise askeri açıdan en zor durumda bulunulan noktada Sılan’ın anketinin ilk beş kelimesinin, Milli Mücadele’nin kesinlikle bir zaferle sonuçlanacağı inancını dile getirdiğini anımsatıyor.

Necmettin Sahir Sılan ise 1969 yılında, ankete ilişkin Ankara’da yaptığı bir konferansta, günlerce bastırdığı soru kâğıdı elinde milletvekillerinin peşinden koşturmasını anlatıyor.. Ailelerin taşındığı Kayseri ile Ankara arasında ya da savaşın doğrudan içinden, başka bölgelerdeki Meclis tarafından verilmiş görevlerinden, Meclis oturumlarına katılmak arasındaki kovalamacada, “Elime geçenlere kâğıdı veriyorum. Atıyorlar. Günlerce kovaladım. Dedim ki zafer bizimdir. Mutlaka muzaffer olacağız. Muzaffer olduktan sonra bunu mukaddes bir sır halinde saklayacağım ve günün birinde bunu tarihe emanet edeceğim..” dediğini aktarıyor.

Anketin yapılmasına nasıl karar verildi?

Kütahya-Eskişehir savaşları, Kurtuluş Savaşı tarihinin en kritik dönemleri, Yunan ordusu kesin sonuç alma amaçlı Bursa ve Uşak yörelerinden saldırıya geçmiş, 25 Temmuz’a kadar aralıksız 15 gün süren çarpışmalar sonrasında, Türk ordusu büyük kayıplar vererek Sakarya Irmağı doğusuna çekilmiş. Ankara’da açık bir sarsıntıya yol açmış. Gazi Meclis’te 23 Temmuz 1921’de yapılan gizli toplantıda Meclis’in Kayseri’ye taşınması tartışılmış, 24 Temmuz’da evrakların Kayseri’ye taşınması konusunda hükümete yetki verilmiş. TBBM arşiv sandıklarının sorumlusu TBBM Evrak ve Tahrirat Müdürü Necmettin Sahir Sılan, yanındaki sınırlı sayıdaki arkadaşlarının bazılarına arşivin taşınması görevini vermiş. Bu arada bir grup milletvekili ve bazı milletvekili aileleri de Kayseri yolunu tutmuştur. Bu aileler arasında Sahir Bey’in eşi ve çocuğu da vardır.

Ailesinden, arşivlerinden uzak kalan Sahir Bey, bu karanlık günlerde, kendi deyişi ile “Önceki yıllarda adsız veya imzalı yazı yazmış olmanın yarattığı bir ilhamla” çok önemli bir karar vermiştir. Milletvekilleriyle bir anket yapacaktır. “Kesin bir zaferle sonuçlanacak Kurtuluş Savaşı” vurgusu öne çıkarılmış bu ankette, milletvekillerinin gelecek kuşaklara dönük beklentileri için önceliklerinin vurgulanması istenecektir. Kendi el yazıları ile belirleyecekleri öncelikler, yanıtları için, saklama, gelecek kuşaklara, tarihe bırakılması sözü verilecektir.

Anket üzerinde şehir efsanesi tadında aktarılabilecekler arasında, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Yusuf Kemal Tengirşenk, Kazım Karabekir, Hüseyin Rauf Orbay, Cevat Abbas Gürer.. gibi isimlerin, yanıt vermeleri beklenen yanıt vermemiş 37 kişilik isim listesinde yer almaları da var.

Sılan’ın Mustafa Kemal’den habersiz, kendilerinin de cevaplamalarını rica etmeden böylesine öznel bir işe girişmesi beklenemeyeceğine göre Mustafa Kemal’in, Meclis’in Ankara’yı terk etmeyeceği, sonuna kadar direnileceği, Başkomutanlık sorumluluğu, Büyük Taaruz kararları, hazırlıkları aşamasında, koşturmacasında.. Rumeli aksanı ile seslendiği Sılan’a önce “Ne diyorsun çocuk anlamadım” dediği, ayaküstü dinledikten sonra da kafasıyla onay vermiş olarak, “Beni karıştırma, vakit yok” anlamında bir şeyler söylediği biliniyor.

Yaveri Cevat Abbas Gürer’in hep yayında olması kaçınılmaz. İnönü zaten iki İnönü savaşı sonrası güvenlik altında tutulan sorumlusu olduğu ordusunun başında. Yusuf Kemal Tengirşek, anket tarihleri sürecinin uzunluğuna bakılırsa, Lenin’in dönemin Dışişleri Bakanı Stalin ile verilebilecek silahlar görüşmesinden başlayarak pek çok görevlendirmelerin içinde olabilir. Kazım Karabekir, Hüseyin Rauf Orbay için “Tarihçiler açıklamalarını yapsınlar” denebilir. Sözün özü anket değerlendirmelerinin uzun tablolu açıklamalarını sayfalara sığdırmamızın olanağı yok..

Prof. Ahmet Demirel: 1. Meclis, Türkiye’nin demokrasi tarihi için, bugün de gelecekte de kıvanç verici mirastır

Bilimsel kariyer çaışmalarının tüm aşamalarını 1980 sonrası Boğaziçi Üniversitesi çatısı altında yapmış tarihçi, sosyal bilimci Prof. Ahmet Demirel, 2017’de Marmara Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra da her iki alana dönük çok sayıda çalışmanın içinde olarak, makale-kitap yayını yapmıştır. Cemal Sahir Sılan’ın, özel arşivinde saklamak, kurtuluş sonrası tarihe bırakmak sözü ile Gazi Meclis milletvekilleri üzerinden yapmış olduğu bu ilk anketin, aynı zamanda laik Cumhuriyetin tarihi için de ilk anket olma değerini taşıdığının vurgusunu yapıyor.

1. Meclis’in Türkiye tarihi açısından önemini, en işlevsel kararlarının dönemeç taşlarının satırbaşlarıyla, en anlamlı sonuç bilgilerin özetlenmesi ile söze giriyor. İşgale uğramış ülkede Kurtuluş Savaşı’nı başarı ile yönetip sonuçlandırırken bir yandan da yaptığı yasal düzenlemelerle TC’nin temellerini attığını, demokratik yoldan, çokseslilikten ayrılmadığını belirtiyor. Meclis çalışmalarının en yaşamsal kesitlerinden örnekleri sıraladıktan sonra, 7 Haziran 1920 tarihinde çıkardığı yasayla, İstanbul’un işgal tarihi olan 16 Mart 1920 sonrası, TBMM dışında çıkarılmış tüm yasaların geçersiz kılınmasına karar vermesine işaret ediyor.

20 Ocak 1921 tarihli anayasanın en önemli çalışmalarından biri olduğunun vurgsunu yapıyor. Meclis içindeki diğer grupların çalışmaları üzerinden de ayrıntılı bilgiler veriyor.

Birinci Meclis’in 3 yıllık görev süresini özetlerken “Birinci Meclis döneminin başarıyla hayata geçirilen Meclis üstünlüğü ilkesi ve Meclis içindeki çokseslilik bu Meclis’in Türkiye’nin gelmiş geçmiş en demokratik meclislerinden biri olarak anılmasını olanaklı kılmıştır. İşgal altında çok ağır koşullarda yaşayan ülkenin, böyle bir dönemde demokratik bir Meclis’e sahip olması ve olağanüstü koşullara rağmen bu yapıyı titizlikle korumuş olması, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından, bugün de gelecekte de kıvanç verici bir mirastır” diyerek nokta koyuyor.

Yusuf Kemal Tengirşenk söyleşisinin yeri nerede olabilir?

Prof. Ahmet Demirel, Sılan’ın anketinin geniş araştırmasını yaptığı çalışmasında, “Yanıt vermesi beklenen yanıt vermemiş 37 kişilik listenin içine koymuş. Ancak basılı kitapta, fotograflı yaşamöyküsünün özetinin yanında el yazısıyla kısacık bir metin de var. Cevabı, “Necmettin Sahir Bey’e Sevgilerimle diye attığı imzası”, selamı olmuş.

Benim söyleşide ayırdığım sayfanın içeriği anlamlı olduğu kadar, üzücü, benim açımdan da utandırıcı.. Görüştüğümüzde sağlığı çok bozuktu. Söyleşi gecikince, 23 Nisan’a yetişemeyip Tengirşenk için 18 Mayıs gününe kalınca, çok heyecanlı bir sesle aktardığı anılarının özetini ölümünden sonra okura iletmek zorunda kaldığımızı açıklamak zorunda kalmıştım. Benim açımdan daha ayıplı gerçeklik ise tarih bilgimin çok yetersiz kalması ile doğru sorular soramama eksikliğini fazlası ile yaşamış olmaktı. Gazi Meclis’in en kritik görevlerini üstlenmiş kişiliklerinden biri olmasını doğru dürüst değerlendirememiş, ilk aklına gelen gözlemlerini paylaşmakla yetinmiştim.

Hukukçu, yurtdışında da üst eğitimlerini tamamlamış, hukukçu, hariciyeci, Gazi Meclis’in en önemli görevlerinde, Rusya ilişkilerinde Stalin ile masaya oturmuş Dışişleri Bakanlığı da içinde, yaşamının sonraki yıllarında da siyasetin içinde..

48-49 yıl arayla Gazi Meclis’e bakış

Gazi Meclis üyesi olarak, savaşın en zorlu günlerinde, var oluş güçlerini ortaya koymuş olarak görevlerini, sorumluluklarını sonuna kadar üstlenmiş, ülkenin geleceğine ilişkin özlemlerini, beklentilerini, yapılması gerekli önceliklerini.. anketi yanıtlayarak belgeli kanıtla tarihe bırakmış milletvekillerinin sınırlı sayıda bir bölümünün, 1969 yılında da yaşıyor, sağlıklı, anılarını aktarabiliyorken ortalama 48-49 yıl sonrası değerlendirmelerini paylaşmak istemez misiniz? 

“Padişah Buyruğundan Halk İradesine” dizisi 16 Mayıs 1969’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başlamıştı. İlk iki günü Yassıada yargılamalarının sonunda idam edilenler listesinin dışında kalmış, müebbet hapis mahkûmu, sonraki yıllarda Meclis affıyla tahliye edilmiş Celal Bayar’ın anılarına, kızının yanında yapmış olduğum söyleşinin notlarının derlemesine ayrılmıştı. Dönem tarihini anımsayacak yaşlarda olanlar, hele de Cumhuriyet okurluğunu da paylaşmışlarsa bu tarihlerdeki sıcak gelişmelerin içinde, Demirel’in siyasal çizgisi gereği öncülük yaptığı, eski DP’liler için genel af çalışmalarını da anımsayacaklardır. İnönü, her dönem için geçerli çizgisi içinde, siyasi aflar için demokratik duruşunu değiştirmeyecek, görüşmeler içinde etkin rol alacaktır.

Başlangıçta 23 Nisan Meclis’in açılış gününe yetiştirmeyi düşlediğim yazı dizisine, yaşları ilerlemiş 1. Meclis’ten yaşayan milletvekilleri ile söyleşi yapabilmenin güçlüğü eklenince, İzmir’in işgali ile başlamak gerekli olmuştu. İttihat ve Terakki hareketinin içinden, İzmir’den milletvekili olarak katılmış Celal Bayar’ın anıları ile başlamak kaçınılmazdı. Gelin görün ki Celal Bayar, içtenlikli uzun bir söyleşide verdiği renkli anıları, çok net keskin görüşlerine karşın, son dakika telefonları ile almış olduğu uyarılar nedeni ile söyleşisini geri çekmeye kalkışmasa da isminin kullanılmaması ricasını iletmişti. 

Vazgeçmeyi göze alamadığım çok önemli, tarihi değeri olan vurgulamalarını, kamuoyuna ulaştırmanın önceliğini gözeterek ismini kullanmadan, bant notlarına dayalı cümlelerini, vurgularını, değerlendirmelerini sayfalara, söyleşinin de en ayrıcalıklı tanığı olarak aktarmayı seçmiştim. Doğrusu anılarının içindeki kesin vurgulamalardan esinlenmiş olarak da dizinin başlığına, o dönemler için ülkemizde yasaklı Nâzım Hikmet’in Bulgaristan’da yayımlanmış şiirlerinin dizininden 2. kitaptan “23 Sentlik Askere Dair” başlıklı şiirinden pasajları da adını koyamadan paylaşmayı seçmiştim. 

Adsız Bayar’ın bantları elimde anılarına, Bulgaristan’da basılmış ülkemizde adının kulanılması bile yasaklı Nâzım Hikmet’in şiirinden bölümler koymak çok yakışmıştı.. Kendinizi benim yerine koyun, Bayar’ın Gazi Meclis günlerine ilişkin anı ve saptamaları içindeki şu net cümleleri okurla paylaşmaktan vazgeçebilir miydiniz?

(“Millet bir koyun sürüsü, ona bir çoban lazım. O da benim” diyen padişah ve “Her şeyden önce Meclis, her şeyden önce meşruluk” diyen Mustafa Kemal karşı karşıya kalmışlardı.. Sonunda halkın boyun eğmeyen, cesur, hürriyete âşık yönü, bütün yoksulluğuna, cehaletine rağmen padişaha, hilafete, yobazlığa körü körüne bağlı yönünü yenmiştir.)

Bayar’ın anılarında 1918 Ekimi’nde Adana’dan İstanbul’a giden Mustafa Kemal’in hayallerinde kabine değişikliği, vatanperver insanların görev başına gelmeleri varken, saltanatını sürdürmekten başka kaygıları olmayan padişah ve İstanbul politikacıları gerçeği ile yüzleşmesinin sonucunu da değerlendirmişti. Düşüncelerini paylaştığı dostlarına aktardığı üzere, Mustafa Kemal’e kurtuluş yolunun, Türk halkını harekete geçirmekten geçtiğini gösterdiğinin altını çizmişti. İzmir’in işgali günlerinden girdiği anılar zincirinde, İttihat ve Terakki geleneğinden gelmiş bir asker gözüyle savaşlardan yorgun, yılgın, umutsuz halka direnmeyi önerseler, arkadan vurabilecekleri olasılığı ile söze girdikten sonra, usta bir satranç oyuncusuna benzettiği Mustafa Kemal’in stratejik yol alışına uzun övgüler sıralamıştı. İç dünyasını bilemem ama kurtuluş, kuruluş savaşları laik Cumuhuriyetin kuruluş günlerine gelişin aktarımında, yapılanlara, başarılara saygı ağır basıyordu..

Bayar’ın siyasi tarihimize dönük üstlendiği roller üzerinden geçerli, gerçekçi tartışmaları tarihçilerin sırtına yüklemek üzere, isimsiz dizimize gerekçe olan siyasal gelişmelerin belgesi Cumhuriyet gazetesinin haber kupürlerini paylaşmakla yetinelim..

ALİ RIZA ACARA

Gazi Meclis yıllarından yakın tarihe uzanan, askeri, siyasal, toplumsal kimlikleri üzerinden çok bilinen isimleri atlayarak yerimizin elverdiği kadarı ile okurun da ilgisini çekebilecek isimler üzerinden yürümek gerekecek.. Batum Milletvekili Ali Rıza Acara’ya geçelim.. Gürcistan Yukarı Acara’dan Gazi Meclis’e Batum milletvekili olarak seçilmiş. Memleketinde medrese eğitim gördükten sonra, 1916’da İstanbul’da kadı okulunu bitirmiş. 1. Dünya Savaşı’nda ülkesinin işgali üzerine savaşa katılmış. Cemiyet-i İslamiye’nin yönetim kurulu üyesi olmuş. 1920’de Batum’dan bağımsız milletvekili seçilince, Gazi Meclis’te bağımsız grubun içinde milletvekilliği yapmış. 1. Meclis’ten sonra Kocaeli’nde tarımla uğraşmış, 1931-35 Uşak’ta hâkimlik, sonraki yıllarda Ankara’da avukatlık yapmış.

20 Mayıs tarihi ile sayfamızda yer alan anılarında ise gerek Gazi Meclis, gerekse Kurtuluş Savaşı anılarından içtenlikli paylaşımlarından sonra, Ankara’da kütüphanesinin başında avukatlık günlerine geçişli renkli yaşamını özetliyor.

Ankette yanıtları dikkat çekici: “Manevi işlerde geçmişe, maddi işlerde şimdiye ve geleceğe önem verilerek, iki yönü dengeli bir biçimde yürütülmeye bağlıdır. Maneviyat insan ruhunun besini, maddiyat bedenin giysisi yerindedir. Geçmişten maksadım İslam tarihinin başlangıcından Kanuni Sultan Süleyman’a kadar geçen umutlandırıcı geçmişimizdir.”

Atıf Tüzün

Arhavi Artvin doğumlu, İstanbul Mükiye mezunu olarak çeşitli illerde maiyet memuru, kaymakam vekilliği yaptıktan sonra, 1. Dünya Savaşı seferberliğinde savaşa subay olarak katılıyor. Savaş sonrası yine çeşitli illerde kaymakamlık yaptıktan sonra 1920’de Gazi Meclis’e Kayseri’den seçiliyor. Birinci gruptan milletvekili olarak yeniden aday olmadan Kırşehir, Ankara Valiliği görevlerinde bulunuyor. 1927-35 Rize, 1935-50 Çoruh milletvekilliği yapıyor. Meclis Başkanlığı’nı da üstlendi. 1950’den sonra aktif siyasetle ilgilenmedi.

Gazi Meclis’in en karanlık günlerinde ankete verdiği yanıtta (1920) ulusal bağımsızlık savaşımızın sürekli bolluk getirici, verimli olmasının, halifelik ve saltanat yönetiminin kaldırılmasına bağlı olacağını savunmuş. Ulusal egemenliğin gereği gibi kurulmasını istemiş. Ulusal, dinsel bağımsızlığın üzerinde durmuş. Çağdaş uygarlıktan yararlanmak için, öncelikli üretim, eğitim, tarım ağırlıklı devlet sermayesinden yararlanmak gereğinin de altını çizmiş.

21 Mayıs tarihli Cumhuriyet’te yayımlanmış söyleşisinde elinde notlar Gazi Meclis döneminde yaşanan zorlukları capcanlı anıları ile paylaşıyor.

Yasin Kutluğ

Şanlıurfa Halfeti’den toprak sahibi bir ailenin oğlu. Gazi Meclis’e Gaziantep milletvekili olarak seçiliyor. Birinci grup üyesi, İstiklal Mahkemesi üyeliği de yapmış. Birinci Meclis’ten sonra memleketine dönerek tarımla uğraşmış.

Çoban kıyafeti ile Gazi Meclis’e gelişinin koşulları, anıları çok çarpıcı. 22 Mayıs’ta yayımlanan söyleşide, 150 kadar çeteye reislik yaparak Antep savunmasında yer almasının anılarını paylaşmış. Mustafa Kemal’in önerisi ile Meclis’e katılmak üzere seçilen dört arkadaşı ile yola çıkmışlarken, Yozgat isyanını bastırmak üzere görevlendirilir. Yozgatlıları silahlandırır, Yerköy’den gelmekte olan Hilafet Ordusu ile çarpışırlar. Kutluğ burada bozguna uğramıştır. Resmi elbisesini ve parasını bir çobana vererek çobanın elbiselerini giyerek Ankara’ya Meclis’e ulaşır. Mustafa Kemal’e çoban kıyafeti ile çekilen resmini de göstererek yaşadıklarını anlattıktan sonra, Mustafa Kemal yaverine dönerek “Dağda çobanlık edip istiklal mücadelesine devam edeceğiz” demiştir. 23 Haziran 1920’de katıldığı Meclis’te herkesin belinde silah ve bıçak olduğunu aktarıyor.

Antep müdafaası için birçok kez Antep’e gidip geldiğinin altını çiziyor. Garp Cephesi teftişine Mustafa Kemal ile birlikte gidişini, “Dağ Başı” Marşı ile yürümelerini unutmuyor. Meclis’te hilafeti savunan grubun Mustafa Kemal’in istediği kararları engellemeleri sürecinde çıkan tartışmalarda, kürsüye çıkan Mustafa Kemal’in peygamberin ölürken kimseyi vekil bırakmadığını anımsatarak, hilafeti isteyenleri eleştiren konuşmasından alıntılar yapıyor. “Biz sancağı çektik, o sancağa düşman olmadık. Son halife de düşman vapuruyla kaçtı..” cümlelerini paylaşıyor.

Yasin Kutluğ, Sılan’ın anket sorusunu yanıtlarken, yani 49 yıl öncesinde, kurtuluş sonrası günlere dönük yazdıklarında ise ulusal bağımsızlık sonrasının günlerine geçiş önceliklerini vurgularken, esasları değişmez ve bölünmez olan Ulusan Ant’ın çerçevesinden söze girmiş. Anayasanın tam olarak uygulanması ile devam etmiş. Türkiye Hükümeti’nin Anadolu’da yerleşmesini öngördükten sonra da her yerde eğitim ve ekonomik kalkınma için gerekli yatırımların yapılmasını istemiş. Meclis’in kabul edeceği bir yasayla halifeliğin yer ve makamının, güç ve kutsallığının da İslam dünyasının kapsayacak biçimde saptanmasını önermiş.

Yasin (Haşimoğlu) Akdağ

Oltu Milletvekili Yasin Akdağ, Rusya’nın sistemi içinde eğitimini yapmış. 1914’te pedagoji eğitimi de yapmak isterken, casuslukla suçlanarak hapis yatmış. 1917 Devrimi’nden sonra serbest bırakılarak Oltu’dan Meclis-i Mebusan’a milletvekili seçilmiş. Doğrudan Ankara’ya geçerek Gazi Meclis’e katılmış. 1. Meclis’ten sonra Oltu’da tarım ve ticaretle, bölgede Rusça tercümanlıkla çalışmış.

1922 beklentilerinde, savaştan sonra halkımızın gelişimi için bütün devlet dallarında canlı, özden ulusal devrim yapılmasının gereğinin altını çizmiş. Ulusun geleceğinin kendisi tarafından çizilmesi için daha uzun zamanlar geçirilmesinin, özellikle kadınların, toplumun kültür yozlaşmasından arınmasının öncelikleri üzerinde durmuş. Askeri ordulardan çok bilim ordularının güçlenmesinin üzerinde durmuş.

3 Haziran 1969’da yayımlanan söyleşide, 1877-78 savaşı sonunda yenik düşen Osmanlı’nın Ruslara verdiği Oltu’nun yeniden geri alınması savaşımının anılarını anlattığı Meclis oturumunu, heyecanını Cumhuriyet okurları ile kaleminden çıkan, gönderdiği mektupla paylaşmıştı..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları