Melek-Şeytan, Cani-İnsan

26 Temmuz 2014 Cumartesi

Haberleri satır aralarıyla izlemek benim işim. Eskiden iletişim teknolojisindeki gelişmelerin dünyayı anlamada işimizi kolaylaştıracağına inanırdık. Geldiğimiz noktada bu ileri teknoloji sayesinde gözümüzün içine sokulan görüntüler, kanıtlanan olaylar için bile “Ne kadarı ile doğru, gerçeği yansıtıyor? sorusunu sormak zorunda kalıyoruz. İleri teknolojiler sayesinde sesler, görüntüler üzerinde oynanan oyunlarla gerçeklerin tersyüz edilebilmesinden öte bir altüst oluştan, gerçeklerden koparılmaktan, güdülenmekten söz etme noktasındayız.
Gazze’de işlenen bu çağda olamayacağını sandığımız insanlık suçlarından örneklerle başlayalım isterseniz. Gözümüzün önünde BM’ye ait binaya sığınmış sivil insanlar kadınlar ve en çok çocukların öldüğü, yaralandıkları İsrail bombardımanının sonuçlarını yok sayabilir miyiz? Bombaların ayrımsız yaşam alanlarını, hastaneyi de hedef alan yıkımlarını sesli, görüntülü, çaresiz insanların çığlıkları, kaçışları, yaralı kurtarma, ölen canlarına son bir sarılma çabaları arasında donmuş izliyoruz. BM’de karar vericiler, dünya düzeninde sorumluluk üstlenmişler bu daha da ağırı olamaz dedirten insanlık suçları karşısında acil alınacak kararlar, yaptırımlar için harekete geçmek şöyle dursun, olup bitenlere ilişkin daha da kafa karıştıran çıkışlar yapabiliyor, kararlar alabiliyorlar.
İsrail cephesi zaten Hamas’ın kendilerini, vatandaşlarını hedef alan roketlerin teknik bilgileri üzerinden karşı atışları yaptıkları iddiasındalar. Gazzeli ölen siviller, kadın, çocukların Hamas tarafından rehin alındıklarını, İsrail’e yönelik atışları yapan roketlere ayarlanmış bombalarla ölen sivillerden, çocuklardan Hamas’ın sorumlu olduğunu savlıyorlar. İnsanlık, Akıl tutulması olmadıysa çocukların, kadınların, sivillerin öldürülmesine göz yumulması söz konusu olamayacağına göre insanlığın, ne yazık ki İslam dünyası da içinde olmak üzere bu seyirci haline, evrensel örgütlerin, güç odaklarının, hele de BM, ABD’nin İsrail’in yaptıklarına dolaylı onay veren duruşlarına ne diyeceğiz?

***

Biz sözde en çok bağırıp çağıran isyan eden ülkelerin başını çekiyoruz değil mi? Her gün Gazze’de ölen, yaralananların sayıları, acıları, insanlık dramı katlanırken Türkiye’nin gerçek olumlu katkılarının ne olduğunu masanın üstüne koyduğumuzda, ulaşabildiği kadarı ile ilaç-gıda yardım malzemelerinin ötesinde yok olduğumuz gerçeği ortada sırıtıyor. ABD-BM-arabuluculuk, ateşkes görevlerinde Türkiye’ye düşen rol olamıyor. Sanki biz Ortadoğu’nun en çok bağırıp çağıran ülkesi olmak için çırpındıkça, “işe yaramaz” algısı büyüyor, sonunda Irak işgali sürecinde iktidara gelemeden en işe yarayacak “stratejik ortak, lider..” katına çıkarılmış Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı kampanyası içinde, Gazze’de olup bitenlere karşı sesini daha bir yükselttikçe, kulak tıkanacak, sözü dinlenmeyecek konuma indirgeniyor.
Bir de seçime gün sayılırken siyaseten gündemimizden kaçırılma gereği duyulan, ateşi sınırlarımızı yalayan çok önemli, anlamlı birçok iç savaş, kanlı çatışmaların uzantıları, sonuçları var. Libya her ne kadar sınırımızdan uzaksa da, Libya’da, emperyal çıkarlar adına yapılan operasyonların merkezinde oynadığımız etkin rol var. NATO bombardımanlarının üssü olma görevini, İktidarlarımız, liderleri herhalde geleceğinden pay alma, stratejik ortak konumunda yükselme hesapları ile kabul etmek zorunda kalmışlardı. Libya’da emperyal çıkarlar hesabında işler öylesine tersine döndü ki petrol kaynaklarını ellerinde tutmak isteyen aşiretler ölçeğinde sonu kolay kolay görülemeyecek kanlı çatışmalar almış başını gidiyor. Dünün son haberlerinde geçici Başbakan’a ülkeden çıkış yasağı yanında, son silahlı çatışmaların kurbanı polislerin bilgisi vardı. Dışişleri Bakanlığı her gün Libya’da kalmış TC vatandaşlarının sağlıklı çıkarılmaları üzerine yapılan çalışmaların bilgisini paylaşıyor. İş dünyası parası alınmamış yapılmış işlerin çaresizliğinde kara kara hesaplar yapıyor.
En saklanan haberler elbet iktidarlarımızın siyasal sorumlulukları tartışılmaz IŞİD operasyonları üzerinden.En bilineni elçilik rehinelerimizin canlarının korunması adına yayın yasağı. Umutlar Erdoğan’a seçim katkısı adına son dakika armağanı serbest bırakılacakları söylentilerinde. Doğaldır ki bu zorlu siyasal tahterevallide IŞİD’in işgal ettiği Suriye, Irak topraklarında her gün işlediği kanlı cinayet haberleri medya gündemimizin ilgi alanının dışında kalıyor. Dünya medyasından alıntılarla kısa kısa, başka dinlerden olanların Müslüman olmaya zorlanışlarına, Türkmenlerin sürgündeki dramlarına ilişkin küçük haberler ancak görülebiliyor. Doğaldır ki bu çağda dünya çapında kalkacağı umulurken işgal ettikleri bölgelerde yaşayan tüm kadınlar için şeriat adına sünnet zorunluluğu koymaları kararları var. Dünya böyle seyredecekse bölgede yaşayan yüz binler, milyonlarla kadın sünneti de yeni bir vahşet, insanlık dramı olarak insanlık tarihinin kara sayfalarına yazılacak.  


Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020