Yaşamın acı gerçeklerini yok saydırmaca

19 Haziran 2020 Cuma

Dün sabah birkaç cümlelik satırbaşları haberlerin içinden, bir ömür boyu tartışmalarına tanıklık ettiğim kıdem tazminatına dönük yeni yaptırım tuzaklarının sonuçları üzerinden öngörebilme yetimin diplere düştüğünü, kafamın içindeki olasılıklardan içinden çıkılmaz bir düğüm örüldüğünün ancak çıkarımına varabildim. Olsa olsa tek adam rejiminin, ekonomik sıkışıklığında ağırlıklı işçinin cebinden aktarılabilecek birikimler sağlanabilecek yeni bir formül daha bulunamazsa kıdem tazminatı da bir kez daha rafa kaldırılabilirdi..

Gerçeğini ararsak Erdoğan-Bahçeli görüşmesinin konu başlıklarına giren, tümü yuvarlak cümlelerle geçiştirilen; Meclis gündeminden geçirilerek ya da geçirilmeden işlerlik kazandırılacak ittifak icraatlarının, günler, aylardır açık açık yapılmış tartışmalarının içerikleri ile olası sonuçları arasında, yepyeni dünya ölçeğinde esen keskin yeni rüzgârlarla çarkların işleyiş yönleri tepetaklak olmuş gibiydi..

En önemsizi belki, kıdem tazminatı üzeriden, yandaş konfederasyonlar bile dişe dokunur bir kaynak formülünün koşullarının yaratılamayacağını savlıyorlardı. Türk-İş açık kırmızı kart çıkarmıştı. DİSK-KESK gibiler ise stratejik olarak bile yoka sayılmalıydılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kıdem tazminatı görüşmesine DİSK’in çağrılmamış olması, tek cümlecik haberdi.

Baroların aylardır tartışması yapılan baroları parçalama yasa formülleri üzerinden, toplu protesto eylemlerini de yoka saydırmaca, birkaç cümlecik haber değeri verilmesiyle ortadaydı. Tıpkı barolar üzerinden gündem yaratılıp özünde tüm demokratik meslek örgütlerinin, TMMOB çatısı altında olanlar öncelikli hedef tahtasında olmalarından vazgeçilmemişti. Varlıkları ile oldubitti yasa yetkilerini aşan, haksız-hukuksuz kamu icraatlarında engel oluşturmalarına karşı operasyonlardan geri dönüş istenmiyordu. Durum, vaziyetlere göre yeni taktikstratejilerde sınırsız hamleler, oynamalar gündeme taşınabilirdi..

***

Öğlen olmadan, virüsün kuşatmasında 100. yılı sonrası yapılamayan ILO’nun haziran genel kurulu için hazırlanmış sendikal haklar raporu geldi. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) her genel kurul için hazırladığı raporda Türkiye, 144 ülke içinde, işçiler ve sendikaların karşılaştıkları hak ihlallerinde en kötü durumda olan 10 ülke içine girmişti. Bu en ayıplı 10 ülkeyi saymak ayıplı durumumuzu biraz daha da açığa çıkarmak olur.

Raporun devamında, virüsün etkisiyle zaten uzun zamandır dünya ölçeğinde işçi-sendikal haklara karşı olumsuz gidişte, son 7 yılın en kötü sonuçları ile yüzleşmiş olmamızın da altını çizmek istiyorum. Dünya ölçeğinde ne zamandır çok çarpık sermaye ve hükümetler eşliğinde yaşanan olumsuz gelişmeler, geriye gidişlerde tuz biber ekmişti. Rapora göre, elbette virüs döneminde sendikal hak ihlalerinde artışlar yaşanmıştı. Yoksul ülkelere dönük emperyal tuzaklar eşliğinde, savaş bölgelerinde de ağırlıklı hak ihlallerinin katlanması kaçınılmaz olabilir miydi?

Türkiye’de de işçi haklarının güvence altında olmadığı, sendika üyelerinin işten çıkarıldığı vurgulandı. Rapora göre, Türkiye’de hükümet sendikalara yönelik hasmane tutumunu sürdürdü. Bağımsız sendikalara yönelik baskılar, yurttaş haklarının ihlal edilmesi bir korku iklimi yarattı. ITUC raporu, Covid-19 sonrası işyerlerinin sağlıklı olmadığını, hatta tehlikeli olduğu gerçeğinin ortaya çıktığını vurguluyor. Pandemi sonrası küresel ekonomide yeni bir toplumsal sözleşme çağrısı yapıyor.

İki cümle ile Bingöl-Karlıova depreminin gerek bölge fay hatları, gerekse İstanbul depremine dönük ürkütücü sinyal gerçekleri ortadayken, iki gün geçmeden medya gündeminden düşürülmesinin ne anlama geldiğini de sorgulamak zorundayız. Bal gibi de Elazığ depreminin şiddetine göre çok ağır hasarlı sonuçları ile değil sadece, bölgedeki fay hatlarını tetiklemiş olması ile de aylarca doğal tartışma gündemize girmiş olmasını hiç değilse anımsayalım. Şimdi katlanmış fay hatları tetiklemesi gerçeği ile yüzleşmiş olarak Bingöl’ü yoka sayma çabası neyin nesi? Güneydoğu fay hatları ile İstanbul odaklı, ikisi birden yaklaşmış yedi üzeri büyük deprem tehditlerini, hazırlıksızlığımızı yoka saymak nasıl bir akıl işi? Ekonomik iflas, sorumsuzluk göstergesi?


Yazarın Son Yazıları

Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020
İş işten geçmeden 11 Ağustos 2020