Ütopya ve maarifimiz - I
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Ütopya ve maarifimiz - I

12.05.2024 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

16. yüzyılda “Ütopya”nın yazarı Thomas More’un başına gelenler ile 21. Yüzyılda eğitim sistemimizin başına gelenler arasında benzerlik vardır, görelim.

İLK LAİKLER

Laiklik/seküler düşünce din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Laik düzen ateist demek değildir, laik düzende devlet kanunlarını dini görüşlere göre belirlemez, belli bir dinin görüşlerini vatandaşlarına dayatmaz, din vatandaşın kişisel tercihidir.

Devlet yönetiminde laiklik fikri ilk kez Vatikan’ın otoritesine karşı çıkan Bizans İmparatoru I. Konstantin tarafından telaffuz edilmiş, epeyce sonra Martin Luther tarafından güçlü bir şekilde savunulmuştur. Laiklikle ilgili bu iki isim yanında Thomas More da önemli bir yere sahiptir.

Thomas More, “Ütopya” adlı ünlü eserinde özel mülkiyetin, şiddetin ve dini dayatmaların bulunmadığı Ütopya adlı hayali bir adayı anlatır.* Bu eserinde More kralların ülkelerini iyi yönetmek gibi bir isteğe sahip bulunmadıklarını, yalnızca topraklarını ve kişisel servetlerini artırmaya çalıştıklarını söyler. O günlerde İngiliz kralı hem devletin hem de İngiliz Kilisesi’nin başıydı. More bu durumu eleştirince kral tarafından idam ettirildi. Bence More kralı eleştirirken laikliği savunmuştu. Bir zamanlar baskı gören laik düşünce Taylor’a göre günümüzdeki gelişmiş ülkelerde yaygın bir dünya görüşüdür.** 

YENİ MAARİF MODELİMİZ

MEB geçen ay yerinde bir kararla “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni eğitim modelini tartışmaya açtı. Bu modeli tarihin en iyi eğitim modeli diye göklere çıkaranlar var ancak olumsuz yönde şiddetle eleştirenler de var. Bakalım MEB olumsuz eleştirileri ne ölçüde dikkate alacak?

Bir psikolog ve eğitimci olarak bakanlığın bu önerisinin hayata geçmesi halinde ülkemizin çağdaşlıktan ve pozitif bilimden uzaklaşacağı, en az birkaç yüzyıl geriye gideceği endişesini taşıyorum. Endişelerimi şöyle sıralamak isterim:

1. Bu model temelde siyasi bir propagandadır çünkü “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşımaktadır, “Türkiye Yüzyılı” diyerek iktidar kendi propaganda sloganını eğitim modeline monte etmiştir.

İktidarın iddiasına göre 21. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti dünyaya damgasını vuracaktır yani içinde bulunduğumuz yüzyıl Türkiye yüzyılı olacaktır. İyi de nasıl? Her şeyden önce bu modeli hazırlayan iktidar az önce “Türk” ve “Türkiye” denmesini yasaklamıştı. Şimdi içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılarla ve aldığı yoğun göçlerle Türkiye dünyaya nasıl örnek olacak? Eğer Türkiye yüzyılından söz edeceksek bu yüzyıl 20. yüzyıldı. Çünkü dünyadaki pek çok mağdur ve mazlum ülke Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’nı örnek almıştı, emperyalizme karşı savaşan Cezayir mücahitleri şehit olduklarında ceplerinden küçük bir Türk bayrağı ve Atatürk resmi çıkıyordu.   

2. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” MEB tarafından yaklaşık bir yıl önce ortaya atılan ÇEDES projesinin devamı niteliğindedir. ÇEDES, ülkedeki eğitim sistemini laiklikten uzaklaştırmaya, dini temele oturtmaya çalışan bir projeydi. Bu proje kapsamında öğretmenlik sertifikası bulunmayan din adamları ve henüz üniversite öğrencisi olan bazı abiler ve ablalar sınıflara girecekler, çocukları camilere götürecekler ve onlara çevreye duyarlı ve bilime sevdalı olmayı öğreteceklerdi. Bu iddia göstermeliktir, arkadaki asıl amacı örtme gayretidir. MEB’in sertifikalı öğretmenleri bunca yıl öğrencilerde doğa ve bilim sevgisi oluşturamamıştır da öğretmenlik sertifikası, öğretmenlik nosyonu olmayan din adamları ve üniversite öğrencileri mi bunu başaracaklardır? Bu noktada MEB kendi yapısına ve geleneklerine ters düşmektedir, öğretmenlik sertifikası bulunmayan kişilerin sınıflara girmeleri görülmüş şey değildir. Sonra bir de şu var: Ya mazallah liseli öğrenciler doğayı sevme konusunda din adamlarından etkilenip kol kola girerek ağaç katliamını önlemek amacıyla Akbelen Ormanlarına veya Kaz Dağları’na doğru yürüyüşe geçerlerse MEB ne yapacaktır?

3. Kısa süre önce MEB Diyanet İşleri Başkanlığı’yla ve bazı tarikatlarla işbirliği protokolü imzalamıştı. Danıştay ise MEB’in başka kuruluşlarla işbirliği yapmaya ihtiyacı olmadığını vurgulayan bir karar yayımlamıştı. Bu kararın ciddiye alınmaması da laikliğe aykırıdır, hukukun üstünlüğü prensibini rafa kaldırılmıştır.        

4. Eğitim sistemimizi ileriye götürdüğünü iddia eden yeni modelin adındaki “maarif” kelimesi bile modelin ileriye değil geriye gitme hevesini açıkça ortaya koymaktadır. “maarif modeli” yerine “eğitim modeli” denebilirdi.

Nizamiye Medreselerinin başına getirilen Gazali, Farabi’yi ve İbni Sina’yı aklı ön plana çıkardıkları gerekçesiyle dinsiz ilan etmişti. Eğitim sistemimizdeki son uygulamalar Gazali dönemine dönüştür. Siyasiler 31 Mart seçiminden ders çıkaracaklarını söylemişlerdi. Elimizdeki model göstermektedir ki ders çıkarma olayı bir ütopyadır.  

__________________

* Thomas More (1516). Ütopya. İstanbul: Can Yayınları.

** Taylor, C. (2014). Seküler Çağ. İstanbul: Türkiye İş Bankası.

Yazarın Son Yazıları

Atahualpa’dan Srebrenitsa’ya yalan

Çocuğa söylenen “küçük” bir yalandan savaş zamanında verilen tutulmamış sözlere, yapay zekâyla üretilen sahte görüntülere kadar yalanın ölçeği değişse de sonucu benzer: Güven aşınıyor. Tarihten ve gündelik yaşamdan örnekler, kısa vadede kolaylık sağlayan kandırmacaların uzun vadede bireyler ve toplumlar için ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

Devamını Oku
04.10.2026
Günlük yaşamda bilimsel düşünce

Günlük yaşamda bilimsel düşünce

Devamını Oku
27.09.2026
Düşüncelere saygılı olmak şart mı?

Her düşünce doğru, tutarlı veya eleştiriden muaf değildir. Bilimsel iddialardan dini görüşlere kadar farklı alanlarda fikirleri sorgulamak ve gerektiğinde onlara karşı çıkmak mümkün. Önemli olan bunu karşımızdaki kişiyi küçümsemeden yapmak. Saygının adresi düşünceler değil, onları dile getiren insan olmalı.

Devamını Oku
20.09.2026
Çocuğun yüzüne bakmak

Bir çocuğun yaşadığı korkuyu, sıkıntıyı veya güvensizliği her zaman sözcüklerinden anlamak mümkün olmayabilir. Yüzü, bakışları ve davranışları çoğu zaman daha fazlasını anlatır. Çocukla kurulan göz teması yalnızca sorunları fark etmek için değil, özellikle erken yaşlarda güvenli bağlanmanın gelişmesi ve ona dünyanın güvenilir bir yer olduğu duygusunun verilmesi açısından da önem taşır.

Devamını Oku
13.09.2026
Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek

Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek

Devamını Oku
06.09.2026
Bir milletin varoluş savaşı

30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesi değil, yok edilmek istenen bir toplumun varlığını koruma mücadelesinin belirleyici anıydı. 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, Dumlupınar’daki kuşatmayla zafere ulaşırken “Ya istiklal ya ölüm” diyen bir milletin bağımsızlığını ve geleceğini kendi elleriyle kurmasının yolunu açtı.

Devamını Oku
30.08.2026