Müjdat Gezen: Mizah fiyaka bozar

“Dünyada en tehlikeli şey önyargı ve peşin hükümdür. Zehirdir. Bakın bu okulu yakan çocuk beş yıl dört ay hapse mahkûm oldu, dört tane de çocuğu var. Kitapta da yazdım, onlara da çok üzülüyorum. Bende fotoğrafları var elinde pompalı silahla poz vermiş yanında da küçük oğlu korkuyla bakıyor. Çok üzücü, çok. Toplumu böyle ikilere, üçlere bölmenin anlaşılır yanı yok.”

Gamze Akdemir
01 Şubat 2019 Cuma, 22:21

Fotoğraf: Kurtuluş Arı

Hakkındaki adli kontrol şartı ve yurtdışı yasağı kaldırılan Müjdat Gezen’in “Haddini Bil!” adlı kitabı (Kırmızı Kedi Yayınevi) yayımlandı. “Haddini Bil!”de, gözaltı ve ardından gelişen süreci anlatan Müjdat Gezen; kitabını hayata, insana ve demokrasiye bakışını paylaştığı ara bölümlerle bütünlüyor.

Dolayısıyla bu kitap sadece sanatçı Müjdat Gezen’in savunusundan, mahkeme dosyalarından müteşekkil değil. Çok daha fazlası. Amaçladığı Türkiye’deki aydın insanların, Cumhuriyete, Atatürk’e sahip çıkan insanların şu anda ne duruma getirilmeye çalışıldığını göstermek.

En çok istediği, özlediği adalet. Özgürlük ve bağımsızlık için “Çok sevdiğim bir şey, ama” diyor. Atatürk, Cumhuriyet, aile, öğrencileri, arkadaş ve yoldaşları vazgeçilmezleri, okulu ikinci adresi. Sanatsız bir yaşam düşünemiyor, “orada doğdum orada öleceğim” diyor.
Gezen seneye 60. sanat yılını kutlayacak. Kızı Elif’in sağlığı ile ilgili de güzel haberleri var.

Müjdat Gezen ile duvarlarının büyük bölümü Atatürk’ün resimleriyle dolu okulunda, öğrencilerinin sesleri arasında kendilerine yaşatılan süreci, hayatımıza, sanatımıza, sanatçımıza tırnak atan kaba siyaseti, kitabını ve sanat projelerini konuştuk.

Bugünkü demokrasi  adı altında diktatörlük

-Ne kadar hızlı yazıldı bu kitap, neredeyse yaşanırken yazıldı dense yeri.

Çok hızlı evet çünkü çok gücüme gitti. Torunum ile kızım olayı duyar duymaz ilk uçakla geldiler. Evime üç tane polisin geldiğine şahit oldular. Torunum İngiltere’de doğmuş, Hollanda’da büyümüş 18 yaşında bir genç, şok oldu. Cinayet mi, hırsızlık mı nedir bunun sebebi diye sordu çocuk, anlayamadı. Tesadüf kapıma gelen polislerin bir tanesi de okulu yaktıklarında gelip bizi koruyanlardan çıkmasın mı!.. 20 gün nöbet tuttular burada. Böyle bir paradoks. Gel de yazma!
Ben haddimi biliyorum

-İlk sizin kullandığınız bir ifade değil “Haddini bil!”.

Tabii, Cumhurbaşkanı Erdoğan mislini söylüyor, söyleyebiliyor. Benim söylediklerim onun söylediklerinin kelimesi kelimesine tekrarı. Eksiği var fazlası yok. Eksiği şu; “ulan” diyor bize, “imansız” diyor, “müsvedde” diyor. Benim söylediklerimde onlar yok. Bu kelimeleri hayatımda hiç kimseye kullanmadım, kullanmam. Maalesef Cumhurbaşkanı bonkörce kullanıyor. Öyle ki artık havada uçuşuyor.

Erdoğan iki yüz kere diyor bunu, “Ey Amerika haddini bil, ey Rusya, ey Suriye, ey dünya haddini bil, ey Müjdat Gezen, ey Metin Akpınar haddini bil” diye. Ee sen de benim vatanseverliğimi sorgulayamazsın. Sen de bana imansız deme, ulan deme, müsvedde demesen de haddini bil!
Bir kere ben haddimi biliyorum! Cumhurbaşkanı Erdoğan eğer sözlüğe bakarsa görecek “haddini bilmek” aslında pozitif bir laf. İşte ben haddimi bilirim beni yüksek atlattırmayın, beni engelli koşturmayın haddimi bilirim gibi. Bu lafı Cumhurbaşkanı’ndan daha sık kullanan da duymadık yani. Eğer bu suçsa kendisi kaç kere suç işledi.

 

Savcı da hâkim de gözümün içine bakmadı

-Yurtdışı yasağınız ve imza verme zorunluluğunuzun kaldırılmasının ardından son durum nedir?

Şimdi bana dava açılıp açılmayacağı belli değil, onu bilmiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan “bedel ödettireceğim” dedi ve ertesi gün kapıma polis geldi. Bir; ben zaten çağrılırsam giderim. İki; suçumun ne olduğunu söyleyemiyorlar. Davayı açarlarsa ne diyeceğim ortada; evvela suçumun ne olduğunu kelime kelime öğrenmek istiyorum.

Suç tarifleri şu: Eleştiri dozunu aşmak! Eleştiri dozunu aşmak nedir diye sordum yanıtlayamadılar. İki gerekçeleri var: Bir; delilleri karartabilir. İki; yurtdışına kaçabilir. Delil dediği elindeki bant, neyini karartacaksın? Sonra yurtdışına niye kaçayım.

Kitapta da yazdım, okulum, öğrencilerim, öğretmenlerim, insanlarım, tiyatrom, seyircilerim, akrabalarım burada. Çocukluğum burada, mezarım burada mezarım! Bu arada tüm bunları yaşarken en dikkatimi çeken şey şuydu; savcı da hâkim de gözümün içine bakarak konuşmadılar.
60 yıl emek vermiş bir sanatçıyı hiçbir günahı yokken evinden polisle alıp götürüp, yurtdışına çıkma yasağı, her hafta gidip imza verme zorunluluğu ayıptır, ayıp!
Erdoğan tepkiyi hesap edemedi. Heyecanlı o...

-Cumhurbaşkanı Erdoğan gelecek tepkileri hesap edemedi mi yoksa etmedi mi?

Edemedi. Bence heyecanlı o. “Biz Müjdat Gezen ile Metin Akpınar’ı da gözaltına alabiliriz icabında, dikkatli olun” tavrı ters tepti. Ben o programı izlediği kanısında değilim; üç saat seyretmez. Ona bazı cümleler cımbızla alıp veriliyor bence.

-Bu kitap sadece sanatçı Müjdat Gezen’in savunusundan ibaret değil. İlk elden öyle sanılsa da çok daha fazlası. Tam amacı nedir?

Türkiye’deki aydın insanların, Cumhuriyete, Atatürk’e sahip çıkan insanların şu anda ne duruma getirilmeye çalışıldığını göstermektir. Şunu da söyleyeyim bunda başarılı olamazlar. Cumhuriyet değerleri ölmeyecek.

-Metin Akpınar’a uygulanan pazar günleri karakola imza verme ve yurtdışına çıkış yasağı kararları da sonunda kaldırıldı.

Büyük bir haksızlıktı. Metin’in ağzından ne Recep Tayyip Erdoğan adı çıktı ne iması çıktı. Ne öldürürüz lafı, ne silah ne de isyana teşvik çıktı.

-Müjdat Gezen de Metin Akpınar da muhalefet ettiler, edebilirler!
Sanatın kendisi muhaliftir hele ki mizah. Bir aktör genç bir gazeteye verdiği röportajda şöyle diyordu:

“Evet, sanatçının bir politik görüşü vardır ama bu ne iktidardan yana ne de muhalefetten yana tavır koymakla olmaz.” Ben de ona soruyorum; “Nasıl olur?” Osmanlı’da bunlar ikiye ayrılırdı; Methiyeciler ve Yergiciler diye. İşte Methiyeciler över, padişahım çok yaşa diye, bir kese altını alır gider; Yergiciler de Yedikule zindanlarında bilek çürütür.

‘Kazanamazlar’

-Oğuz Aral şöyle demişti: “Mizah öyle bir şeydir ki adamın fiyakasını bozar anında. Bu da işlerine gelmez.”

Çok güzel laf, iyi demiş. Bozmuş olmak için bozmaz ama otomatikman bozar. İşte bakın şu fotoğraf mesela (karşı duvarda asılı duran, Savaş Dinçel’le birlikte cunta mahkemesinde yargılandıkları sırada çekilmiş fotoğraflarını göstererek) Kenan Evren’in fiyakasını bozmuştur. Hem ellerimizde hem ayaklarımızda zincir vardı, bizim değil onların fiyakasını bozmuştur. Kazanamazlar.

‘Biraz demokrasi olmaz. 'Ya vardır ya yoktur!’

-12 Eylül döneminden bahseder misiniz bugünle kıyaslayarak?

Mahkemelerin bir bölümü bağımsızdı. Kenan Evren devrinde cezaevinde yattım. Beş sene ne kitap yazdım ne ondan söz ettim ama bu başka. Her ikisinde de açık bir haksızlık var ama o haksızlık bir diktatörlük eliyle yapılmıştı. Bugünkü ise demokrasi adı altındaki diktatörlük. Bu şeye benzemez yani biraz hamileyim olmaz, biraz apandisitim var olmaz. Ya vardır ya yoktur. Onun için biraz demokrasi diye bir şey olmaz. Demokrasiyle Türkiye bir gün er geç tanışacak.

-Üç darbe gördünüz. İdam ile ilgili düşüncelerinizi burada da dile getirir misiniz?

Bizi en çok aydınlığa kavuşturacağını sandığımız 1960 darbesinde Başbakan astılar. Böyle bir rezillik olur mu? Darbelerin hepsi korkunçtur. Hangi siyasi görüşten olursa olsun ülkemin Başbakanı’nın idam edilmesini hazmedemedim, hâlâ da hazmedemiyorum.

Yeni oyunumun başrolü Metin’in

Uzun süredir üzerinde çalıştığı yeni bir oyunu var: “Eğlence Dünyası Pera (1453-2019) - Müzikal Oyun”. Metin Akpınar’ın başroldeki Yorgo adlı Rum meyhaneciyi oynamasını istiyor. Türkan Şoray için düşündüğü de İstanbul adlı kadın karakter. Kendisi de oyunun anlatıcısı olan, beyaz sakallı, saçlı, bulutların arasında yaşayan Tarih’i oynayacak.

Her padişah değiştiğinde meyhanedeki tablolar da değişiyor oyunda. 29 Ekim 1923’te ise bir siyah beyaz fotoğraf asılıyor ve 2019’a kadar o hiç değişmiyor. Derken 2019’a geliniyor, eğlence dünyası Pera’ya bakılıyor. İstiklal Caddesi, kara çarşaflı turistler ve eski Türkçe yazılarla oyun bitiyor. Önümüzdeki sezon sahnelemeyi planlıyor. Şu an feminist ve protest bir oyun olarak nitelediği “Yedi Kocalı Hürmüz” sahnelenmeye devam ediyor. Kendisinin “Eyvallah” adlı tek kişilik oyunu yine öyle.

Kızım yaşamalı

-Sizin gözaltına alınmanız ve kızınız Elif’in sağlık sorunları üst üste gelmişti.

Çok şükür haberler iyi. Kızım burada altı kemoterapi gördükten sonra Hollanda’da doktora gitti. Onlar sekiz hafta öngörülen radyoterapiyi dört hafta yapmışlar, jinekoloğu da hiçbir sıçrama yok demiş, lenfler ile meme tamamen temiz çıktı. Bundan sonra bu hastalığın özelliği ömür boyu kontrole gitmek.
Kızım yaşamalı. Çok üzüldü, burada da gördü benim yaşadıklarımı tabii. Her gün konuşuyoruz.

[email protected]