‘Cins kırımı yaşanıyor’

Canan Arın’ın, çocuk tiyatrosundan, TMTF, TMGT, Devrim Ocakları’na uzanan, ülkemiz ve dünya ölçeğinde kadına karşı şiddet, Mor Çatı, sığınma evleri savaşımının öncüsü..

07 Aralık 2019 Cumartesi, 02:00

Canan Arın, kendisinin de içinde yer aldığı ülkemizdeki kadın hakları, kadına yönelik erkek egemen şiddete karşı uzun soluklu savaşımların sonucunda, aslında hukuk alanındaki eşitsizlikleri giderme konusunda anlamlı yol alındığını açıklıyor. Şiddet, terör patlamasında bugün yüz yüze kaldığımız tablodan, en çok siyasal İslamcı yaklaşımlarıyla siyasal iktidarın sorumluluğu olduğunu söylüyor.

Erkek egemen kültürün icraatlarının en tepeden tavana yaygın kılınmasıyla, “herkesin dini inançlarını yaşama özgürlüğü” sözüyle yola çıkılarak yakın gelecekte çokeşliliği geçerli kılma, kız çocuklarını kendi tecavüzcüleriyle evlendirme yollarının açılması,  yargıya, polise, cezaevlerine yansıyan, kadın aleyhine şiddete, cinayetlere çanak tutan icraatlardan çarpıcı örnekler veriyor.

Canan Arın’ın benim tanıklık edemediğim çocukluk anıları, öngörebildiğimin ötesinde, sanata, yaşam sevincinin her rengine uzanmış, çok zeki, çok yetenekli, çok yaramaz, çok özgür yetiştirilmiş gözü pek bir kız çocuğunun, çılgınlıklarının romanı tadında..

Cumhuriyet döneminin ünlü Cağaloğlu Halkevleri binası, kültür merkezi, bizim dönemimizin Kanlı Pazar eylemlerine yataklık edilen MTTB binası.. Canan Arın, ilkokul yıllarında profesyonel tiyatro sanatçısı, oynadığı başarılı rolün karşılığı harçlığını kapar kapmaz, koşarak Cağaloğlu yokuşundan aşağı iniyor. Çocuk kitapçısında soluğu alıyor. Seçtiği kitaplara renkli kaplama kâğıdı almayı da atlamıyor. Sirkeci’deki evlerine ulaştığında önce kaplayıp sonra okuyor.

Devrim Ocakları’nın 10 yıl kuruluş yıldönümünde tmgtd de ben Canan Arın, Sumru, Gülsevil (Erdem)

İstanbul Kız Lisesi’nde aldığı eğitimin, öğretmenlerinin kalitesinin yaşamına katkılarını övünçle aktarıyor. Bugünün, yılların hukukçularının vasi ile vesayeti karıştırıyor olmalarına tanıklıklarıyla, lisedeki Türkçe öğretmeni Melahat Hanım’ın iki sözcüğün anlamlarına ilişkin önemli uyarısını anımsıyor. Üniversitede, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde, öğretim üyelerinin çok büyük katkılarına da saygıyla değiniyor.

Devlet okullarının kaliteli öğrenci yetiştirdikleri dönemlerin son kuşağından olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Elbette ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğunu tek başına büyüten, kız çocukları ile erkek çocukları arasında ayırım yapmamaya çok büyük özen gösteren annesine, kişiliklerinin gelişmesinde tanıdığı özgürlüklere borcunu, hepsinin birden yaşam başarılarındaki katkılarını sevgi ve saygıyla anıyor. Kahvaltıyı hazırlama görevinin, sırayla her gün birinin sorumluluğunda olması gibi..

Çılgınlık maceralarından izi kalmış bir sahne, yine elindeki harçlıkla gidilmiş bir uluslararası sanat gösterisinden gece cebinde kalan son on kuruşla, yanlışlıkla tersi yöne giden tramvaya binmesi, gecenin geç saatinde tramvayın son durağında kalması.. Maçka’dan Sirkeci’ye dönüş bileti parası da olmayınca, başka yollardan kaybolacağı korkusu ile tramvay yolundan geriye Sirkeci’ye kadar yürümesi sabaha karşıya eve varması, annesinin biraz güvenle daha çok, çok korkmuş olarak sokakta beklemesi de var. 

Lise yıllarında tiyatro başta, sanatın her alanına özenmesi, bulaşması sürpriz olabilir mi? Kardeş okullar çalışmaları içinde İstanbul Kız Lisesi - Darüşafaka Lisesi, kardeş liseler tiyatro çalışmalarında elbette soluksuz, önemli rollerde. Fotoğraf karelerinden kimi seçmeler yapıyoruz. Öne çıktığı oyunlar, fotoğraf karelerinden seçmeler yapmak zor. Canan, Tolga Aşkıner’in olduğu toplu fotoğrafı yeğlerken, benim seçimim, torpilim gazetecilik arkadaşım Yalçın Pekşen’den yana oluyor.

Üniversite yıllarında tiyatro, kültürün her alanına dönük tutkuları, izleyicilikle yetinmeyip doğrudan bulaşmalarında sınır yok. TMGT’de en masum görevi, radyo yayınlarının sesi olmak. TMTF’de kültür festivali oyunlarının içinde, etkin rollerde. Devrim Ocakları’nda da doğrudan sosyal çalışmaların içinde. Canan Arın’la ilk karşılaşma anılarımız işte bu çatılardan.

İstanbul’un öğrenci örgütlenmeleri, kültür merkezleri, gençlik hareketleri ile toplumsal sola, kültüre açılmanın ön özgürlükçü örgütlü yılları. Benim önce öğrencilikte son, sonra gazetecilikte ilk yıllarım. Canan, saydığımız tüm gençlik örgütlenmelerinin içinde olduğu kadar, kültür ortamının zenginliklerinde hem sanatçı özlemleri, kimliği hem de izleyici konumunda başrollerde.. Anıları noktalamanın yolunu bulmak zor..

Arada 68 kuşağının yaşanmışlıklarından bu binaların çatılarına sığdırılmış buruk acılı anılar da karışıyor. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, ya da İbrahim Kalpakkaya kadroları sıkıştıkça en çok TMGT salonlarında sandalyeler, masalar üzerinde yatıp kalkmak zorunda kalırlardı. Benim için gazetecilik paylaşımları da öne çıkmışken, Canan’ın keyifli sınırsız anıları arasında muhteşem konserler, tiyatro gösterileri ön planlarda. Ruhi Su konseri... vs., vs..

TMTF uluslararası tiyatro festivalinde Don Cristobita ile Donya Rosita’nın Acıklı Güldürüsü. Ferdi Merter yönetti. 

Solda kimliğin altını çizmek bile abesle iştigal. Asıl çılgınlık hukuk öğrenciliği yanında, konsevatuvarın çok zor sınavını da kazanıp bale öğrencisi olmak. Ancak günün birinde eğitimde çok ciddi İstanbul Konservatuvarı’nın olmazsa olmaz bir ana ders sınavı günü ile, hukuk fakültesinde bedeli ağır olacak sınav gününün çakışmasıyla seçim yapmak zorunda kalıyor. Bale öğrenciliği de yarım kalmış oluyor. 

Bu türden yarıda kalmış bir çılgınlık denemesi de bilimsel alandan. Londra’daki ekonomi politik okul, London School of Economics’te, LSE organizasyonuyla, deniz hukuku, kamu hukuku eğitimi alma hakkını elde edip zorunlu koşullar nedeniyle sürdürememesi. 

1976, profesyonel hukukçu olarak ilk yazıhanesini açtığı tarih..

Kadın hakları, şiddete karşı savaşımda uzun soluklu, nokta konulamayacak yolculuğa çıkış yılları..

KADINA ŞİDDETE KARŞI SAVAŞIMDA HEP ÖNDE

Önce fotoğraf karelerine bakmaya kalkıştığımızdan Canan ilginç bir sonuç saptama ile söze giriyor.. “Dünyanın yarısından fazlasını, inandığım bir konuda çok çalıştığım için dolaştım..” diyor. Ülkemizde kadın hakları savaşımının gündemimize giriş yılları, tartışmasız 12 Eylül travmasıydı. Solun, daha açık bir özetleme ile 1961 Anayasası, 73’e uzanan yasaları ile, Yassıada yargılamaları, idamlar kara lekesi bir yana, ülkenin çağdaş demokrasiye, özgürlüklere, sendikal haklara, açılım yılları olmasının sonuçlarını geriye almada 12 Mart yetmeyince 12 Eylül travması yaşatıldığında, kuşkusuz ağırlıklı sol örgütlenmeler ve dinamiklerin üzerinden, tümüyle silindir gibi geçilmişti.

Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde feminist hareketin öncüleri, Şirin Tekeli ile birlikte.

En acımasız savaşlarda olduğu üzere, önce kadınlar direngenlikleriyle, ezilmeye karşı dik duruşlarıyla öne çıktılar. İnsan haklarından, kadın haklarına uzanan bir yelpazede kadınların öncülüğünde fışkıran direnişler, elbette aynı gündemlerle evlerden başlayan, en feminist sayılabilecek köklerden, sol siyasal İslamcılara kadar uzanan bir yelpazede buluşmaya başladılar.

İşte Canan Arın da geçmiş toplumsal birikimleriyle, hukukçu kimliğinin de katkılarıyla bu girişimlerin odağında başı çekenler arasındaydı.. 1985 Nairobi toplantısı yeniden fışkıracak kadın hakları savaşımının uluslararası ölçekte ilk dönemeç tahtasıydı. Canan Arın ile Zeynep Oral’ı bu toplantıdaki fotoğraf karelerinden kolayca seçebiliyoruz. Dünya ülkelerindeki kadın hakları savaşımcıları için geçerli olduğu üzere, Türkiye için de atılacak ilk önemli adım Birleşmiş Milletler’in kadına karşı ayrımcılıkların kaldırılması şiddetin önlenmesi sözleşmesi, ilkelerinin savaşımı olacaktı.

Ülkemizdeki fiziki şiddeti simgelemek üzere, “mor iğne” eylemlerinde elbette feministler öncelik alacaklardı..

Canan Arın, evlerde başlayan toplantıların örgüt çatıları altında hızla evrilmesi sürecini, öncelikleri belirlemede birbirlerine geçmiş deneyimleri, ülke içi veya dışındaki deneyimlerini paylaşma çerçevesindeki eğitimleriyle sürdürdüklerinden anlamlı örnekler veriyor. 14 kadın olarak birlikte “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı” için kurucu olduklarını anlatıyor. Vakıf senedinin hazırlıkları ile birlikte, şiddet kavramına karşı kendi kendilerini iç eğitimden geçirmek üzere, yurtdışından deneyimli, bilimsel çalışmaları olan Feride Yıldırım’dan şiddet gören kadına nasıl davranabilecekleri üzerinden ders aldıklarını açıklıyor. Elmadağ’daki ilk merkezde gönüllüler üzerinden çalışmalara öncelik verirlerken, şiddete karşı savaşım vermek isteyenlerle, şiddet görmüş olan kadınların karşılıklı güven ve gönüllülük içinde çalışmalarının zorunluluğu, zorluklarını aşma yollarının arandığının altını çiziyor.

En önemli ilk öncelik ve dersin konusu ise şiddet görmüş kadının içine düştüğü çaresizliğin girdapları. Şiddet gören kadın en çok şiddet gördüğü erkekten, yapabileceklerinden korkmanın ötesinde, en ciddi gerçeklik algısını, şiddeti yapan erkeğin tehditlerindeki doğruluğa olan inancından alıyor. Daha açık bir tanımla, şideti yapan erkek “seni öldürürüm, çocuklarını alırım..” türünden tehditleri ile çok gerçekçi bir o kadar da doğruyu söyleyen taraf konumunda.

Şiddete karşı koruma görevini üstlenenler, ister sığınma evleri çatıları altında, isterse hukukçu, kadın hakları savunucusu kimlikleriyle, kadını koruma yolunda ne kadar içtenlikli söz verirlerse versinler, sonuç alma güvencesi babında zayıf, sözlerini gerçekleştirme olasılığı zayıf, inandırıcı olabilmekten uzakta kalabilmekteler.

Öylesine çarpıcı deneyimler, tanıklıklar söz konusu ki.. Gizli tutulan kadın sığınma evlerinin adreslerine, sığınmış kadınlara şiddet uygulama için peşine düşmüş erkeklerin ulaşmaları çok da zor olmuyor. Kasıtlı olmasa bile, erkek egemen kültürün bireyi olan kamu görevlileri, polisler de içinde sıkça avının peşine düşmüş erkeklerin yanında olmayı seçiyorlar.

Elbette Canan Arın’ın tanıklıklarında çok fazla yakılmış sığınma evleri de içinde, çocuklarına bakabilmek için sığınma evinin kapısından çıkan kadınların tuzağa düşüp şiddete ve ölümle sonuçlanan saldırılara hedef olmalarının sayısız acı anıları da var. Sonuç olarak kadınların şiddete karşı korunabilmeleri çok zorlu bir savaşım alanı. Öncelik elbette şiddete hedef kadının kendisini tehdit eden erkek karşısında, tehditlerinden korkmayacak boyutlarda kendisini savunmaktan sorumlu devlet kurumları da içinde, savaşım verenlerden yana güven kazanabilmeleri yaşamsal değerde..

Ülkemizde verilmiş onca uzun soluklu, güçlü bir savaşım deneyimi sürecinden sonra, tersine dönüşe, dünya ölçeğinde gerilere düşmenin sorgulanması, kadına şiddetin cins katilamı boyutunda tırmanışı gerçeği karşısında, gerçeklerin saptanmasını bu söyleşiye sığdırmanın elbet olanağı yok. Kilit sorunlar çerçevesinde, bütün gelişmelerin deneyimleri, birikimi ile Canan Arın’ın çizdiği kimi satırbaşları ile yetinmek zorundayız..

Öncelike siyasal İslamcı bir patlamanın, “hak ve özgürlükler, inanç özgürlüğü” kavramlarını çarpıtarak laik Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yarattığı travmaların yol açtığı yaraların odak noktalarına ulaşmak gerek. Arın, kadına yönelik şiddet patlamalarının odağındaki çalışmaları hukukçu gözü ile değerlendirirken, özünde ülkemizde, kadına şiddete dönük hukuksal önlemlerde azımsanmayacak başarılar elde edildiğinin altını çiziyor.

AKP hükümetlerinin 2002 sonrası uygulamaları, icraatları süreçleri içinde de kadın örgütlülüğünün gücü, kazanımları ile hukukumuzda var olan pek çok ayrımcılığın düzenlemelerinin temizlenmesini çok anlamlı adımlar olarak tanımlıyor. Sorunların odağında, siyasal söylemle tavandan tabana geçerli kılınan, kadını erkeğin yanında ikinci sınıf insan saflarına sürükleyen inanç ve değerlerin, erkek iktidarı ile birlikte kadına yönelik erkek şiddetini beslemesi yatıyor. Çok yakın gelecekte gerçekleşmesi söz konusu olabilecek birbirinden daha ürkütücü geriye savruluşlara karşı şiddeti üreten, özünde var olan hukuk içindeki işlenmiş suçlara karşı duyarlılıkla savaşım çağrısı yapıyor. Şiddeti önlemede siyasi iradenin olmaması gerçeği ile yüzleşirken, pompalı tüfeklerle kadınların öldürülmeleri gerçeği ortada dururken, silah ticaretinin serbest olmasını kanıt olarak gösteriyor. Özellikle, öncelikle genç kadınlara seslenirken, haklarının bilinci içinde “direnelim, direnelim” çağrısını yapıyor..