Bir aile intiharının aynası

08 Kasım 2019 Cuma

Dört yetişkin insan... Dört yetişkin kardeş...

Siyanür içerek hep birlikte ölüme gittiler.

Şimdi siz onların ardından haberler okuyorsunuz.

Yorumlar yapıyorsunuz.

Yakınlarının, onları tanıyanların, komşularının anlattıklarını merakla izliyorsunuz.

İçinizde devlete kızanlarınız var.

Hükümete sövenleriniz...

Yoksulluk işte, diyorsunuz, parasızlık, çaresizlik... Belki biraz da akli dengesizlik...

O insanların akrabalarını merak ediyorsunuz, içine düştükleri karanlık durumu fark etmeyenleri ya da edip de ciddiye almayanları, duyarsızlıkları sorguluyorsunuz...

Güncel politikalara küfredenleriniz oluyor.

İnsanların kendi derdine düşüp başkalarıyla ilgilenmeyişindeki toplumsal ve sosyal trajedileri sorgulayanlarınız...

Hepiniz... Bu dört kardeş için üzülüyorsunuz ama yine de onları “başkaları” zannediyorsunuz.  

Başlarına gelenler “özel bir durum” sanıyorsunuz. 

Bu tür korkunç şeyler sizin hayatınızdan “ırak” zannediyorsunuz.

Ama aslen siz de biliyorsunuz, seziyorsunuz, bu dört kişinin dramı, sadece onların hayatı değil, sizin de hayatınız.

İyi bir eğitiminiz olabilir.

İyi bir işiniz.

Sosyal güvenceleriniz.

İyi bir aileniz.

Yakın arkadaşlarınız.

Aklınız başınızdadır henüz, eliniz ayağınız tutmaktadır, mantıklısınızdır, akıllısınızdır, çalışkansınızdır.

Ama yine de Fatih’te kirasını ödemedikleri bir dairede, artık yaşlanmaya başladıkları bir dönemde, kesilmek üzere olan elektriğin, ödenemeyen borçların, altından kalkılamayan yüklerin, bulunamayan işlerin, bulunan işlerde düşülen acıklı durumların, yani bildiğiniz hayatın ağırlığına dayanamayıp hep birlikte ölümü seçiveren o dört yetişkin kardeşin sert hikâyesinde sizi “bile” tehdit eden ağır bir gerçeklik var. 

Siz de her an sistem dışı kalabilirsiniz.  

Siz de yakınlarınızın ve hatta kendinizin fiziksel ya da psikolojik sorunlarıyla baş edemeyebilirsiniz.

İşinizi kaybedebilirsiniz.

Bakkaldan ekmek dahi alamayacak duruma gelebilirsiniz.

Evinize kapanabilirsiniz. İçinize kapanabilirsiniz.

Tıpkı o dört yetişkin kardeş gibi.

Ortak bir umutsuzluğun karanlığında şehrin ortasında, ülkenin ortasında, dünyanın ortasında yapayalnız kalabilirsiniz.

Çıkışsızlıktan... Umutsuzluktan... Çaresizlikten ya da kim bilir neden... Ölümü seçiveren bu ailenin dramından yansıyan karanlıkta sizin şimdilik yolunda giden hayatınız da tehdit altında. 

Çünkü;

Sizi koruduğuna inandığınız, çökerse altında kalacağınızı sandığınız, kendinizi kucağında güvende hissettiğiniz ve değişmesin, yok olmasın, yıkılmasın diye ahlakınızdan inancınıza, aklınızdan gücünüze neyiniz varsa ona kul köle kıldığınız mevcut sistemin gerçek yüzü bu.

Bu sistemde;

Sistem dışı kaldığınız an başınıza gelebilecek her türlü korkunçluğa müstahak olduğunuza eğitiliyorsunuz.

Ne sizi yöneten politikacıları kötülükleriyle yüzleştirmeye...

Ne binlerce yıldır dayatılan dogmatik kutsalları alaşağı etmeye...

Ne de pek kıymet verdiğiniz ama aslen ne olduğuyla hiç ilgilenmediğiniz ahlakınızı kurcalamaya cesaret edemiyorsunuz.

Ve gözünüzün önünde yaşanan onca irili ufaklı trajediyi...

Sanki başkalarına dair bir filmmiş gibi izlemekle yetiniyorsunuz.

Oysa o dört kardeşten oluşan aile... Sizin de aileniz. 

Ve bu olayda da anlatılan... Yine sizin hikâyeniz.