Merdan Yanardağ’ın Tele1’i el konacak ve ortadan kaldırılacak. Daha önce yapılan son birkaç TV’ye olduğu gibi. Nasıl yok edelim, karartalım bu muhalif ekranı da? İktidarda ekran korkuları var. TV kumandasıyla sağa sola oynarken Tele1 karşılarına çıkıyor, asapları bozuluyor. Yahu ne güzel sıfırdan başlıyoruz kanallara, 1, 2, 3, 4... 15, 16, 40, 45... Hepsi çok iyi, bir sorun yok... Bazıları orta yoldan varlıklarını sürdürmeye çalışıyor, peki... Ama o da ne, Tele1 diye bir kanal habire eleştiriyor... Gerçekleri, olayların perde arkasını karıştırıyor, doğruları görenleri uzman diye ekranlara çıkarttırıyor.
Tele1’e kadar yine bu tür bir iki kanal vardı onları hallettik. Bu Tele1 düzeni bozuyor, çıkıntılık yapıyor...
Halletmek gerek.
MALA ÇÖKME OLAYI
Derken ellerine bir fırsat geçtiğini düşünüyorlar. Yakaladıkları bir kişinin etrafında bir “casusluk teşkilatı” kuruyorlar, İmamoğlu’nu başa geçiriyorlar (aksi olsa şaşırırdım!), Merdan’ı da buna yamıyorlar, Tele1’e el koyuyorlar... Oradan TMSF’ye ve sonra da satışa...
Casus ya! Casusların mallarına el konur, maddesi uyduruyorlar.
Tam bir mala çökme... Ne Merdan casus ne bir mahkeme kararı var ne suçlu... Sadece tam gaz peşinen hüküm veren bir savcılık kurumunun attığı iddia adı altında çamur var. Savcılık iddia etti mi, herkes casus, herkes suç örgütü lideri veya üyesi, herkes belki de katil...
Aylardır Tele1 iktidarın kara ekranına dönüştü ya, sudan görüntülerle idare ediyor. Şimdi de bir yurttaşın malını satışa çıkarıyorlar. 28 milyon TL.
Oh ne ala!
MAHŞERİ VİCDAN MI VAR
Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymayan bir iktidar ve yönettiği alt mahkemeler var. Yani pratikte anayasasız bir ülkede yaşıyoruz. Anayasa Mahkemesi başka ve üyeleri sadece bu yok sayılmaları karşısında hukuku vb. bir kenara bırakarak ancak “mahşeri vicdan”dan bahseder oldular. Belki bu işe yarar diye düşünür oldular. Bir varlık mücadelesi içindeler. Bu da boş, biliyorlar, hepsi görüyor ki ortalıkta ne vicdan kaldı ne mahşeri vicdana ilişkin bir inanç.
GERÇEKLERİ ARAYAN İKİ GAZETECİMİZ
Evet Alican Uludağ ve İsmail Arı’dan bahsediyoruz.
İkisi de açık kaynakları didikleyerek yolsuzlukları, yasalara aykırılıkları, mahkeme dosyalarındaki ilişkileri, yargı-siyaset bağlaşıklıklarını... kamu adına, yani millet adına araştırıp yazan arkadaşlarımız.
Gerçeklerin aranması ve yazılmasını istemeyen iktidar, yüzleşmelerden bıktığı noktada, yine mi bunlar, bak yine yazmış diye sineye çeke çeke geldikleri nokta susturma, yakalayıp vay şunu demek istedin diyerek içeri atmak... Ne yapacaksınız, tutuklayarak ıslah mı edeceksiniz!? Gazetecilikten vaz mı geçireceksiniz, onları örnek göstererek dışarıda gazetecilik yapmayın çökeriz tepenize mi diyorsunuz?
HEPSİNİ SERBEST BIRAKIN
Dün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ydü. İktidar kendi yandaşı olmayan gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerini suç sayıyor. Hepsinin kanlarında Uğur Mumcu gazeteciliği dolaşıyor. Bu tutan mayada durmadan çok iyi araştırmacı gazeteciler ürüyor.
Derken Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi açıklandı ve 4-5 sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 163. sıraya gerilemeyi başardı bu iktidar. İstikrarlı bir şekilde valla sanırım 100 sıradan aldı, 180’inci sıraya doğru uygun adım marş marş.
Utku Çakırözer, aylık raporunu açıkladı: Nisan ayında gazeteciler 75 kez yargı önüne çıkartıldılar. Suçlama bir kalıp, “halkı yanıltıcı bilgi yaymak.” Zaten 3 yıl önce 180. sıraya gerilemek için bu yasayı çıkardılar.
Gazeteciliği suç olarak gören herhangi bir iktidarın gideceği yer yoktur.