Almanya: Ya gerçekten normalleşirse?
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Almanya: Ya gerçekten normalleşirse?

04.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Perşembe günü, Almanya’nın yeniden silahlanmaya başladığına dikkat çekmiştim. Almanya’da yaşayan bir Türk okurum beni uyardı: “Kaygılanacak bir şey yok, Almanya normal bir devlet oluyor.” İçimden “Aman ne istediğinize dikkat edin, ya gerçekleşirse” demek geldi. Geçmişte Almanya’nın her “normalleşme” denemesi Avrupa, hatta dünya için pek de hayırlı olmamıştı. Bu kez için de iyimser olmak zor!

NORMALLEŞME Mİ?

Normalleşme! Bunu iki Almanya (egemen sınıflar/seçkinleri+halk sınıfları+göçmen azınlıklar) birleşirken de duyduk. Thatcher, birleşmeye karşı çıktı, “Daha büyük bir Almanya tüm uluslararası durumun istikrarını baltalayabilir ve güvenliğimizi tehlikeye atabilir” diyerek uyardı. Bu kaygılara karşılık “Merak edilecek bir şey yok normalleşiyor” deniyordu. Birleşmeden sonra, Almanya (egemen sınıflar/ seçkinleri) kendini “sivil güç” olarak tanımladı: Ordusunu büyütmedi, silah üretim ve ihracatını sınırlı tuttu, NATO içinde, askeri liderlik iddialarından bilinçli olarak uzak durdu. Finansal krizin sergilediği gibi Avrupa Birliği içinde en etkili ekonomik karar verici konumuna gelmiş olsa bile “Büyük Almanya” korkuları yatıştı.

“Normalleşme” söylemi yine gündemde ancak bu kez başka bir kaygıyı yatıştırmaya çalışıyor: Almanya’nın savunma bütçesi yıllık 189 milyar dolar ile hızla artarak dünyada dördüncü sıraya yükseliyor. “Bundeswehr”, Avrupa’nın en büyük konvansiyonel ordusu olacak; gerekirse askerlik zorunlu olacak. Almanya (egemen sınıflar/seçkinleri), bu orduyla artık yalnızca savunmada kalabilir mi? Bu soruya cevap ararken Kosova savaşlarında, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albrigh’in Savunma Bakanı Colin Powell’e yönelik “Sürekli sözünü ettiğin bu müthiş orduyu kullanamayacaksak ne anlamı var?” çıkışını anımsamakta da yarar var!

Fransa (egemen sınıflar/seçkinleri) şimdiden tedirgin: “Almanya’nın askeri harcaması bizimle İngiltere’nin toplamına yetişiyor.” Polonya (egemen sınıflar/seçkinleri+halk) ise hiç rahat değil: “Almanya Rusya’ya karşı mı yeniden silahlanıyor, yoksa bize karşı mı?”

Dahası, bu “normalleşme” dünyada büyük güçlerin rekabeti hızlanırken eski Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Le Monde’daki yazısında “ABD Başkanı Trump ve MAGA hareketi, ittifakı (NATO) ya resmen terk edecek ya da ihmal ve küçümsemeyle içini boşaltacak, NATO’nun dağılması çoktan başladı” derken yaşanıyor. Fischer, yazısında uyarıyordu: “ABD’nin I. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’dan çekilmesi Hitler’in yükselişinin yolunu açmıştı.”

Diğer taraftan, Batı ve Doğu Almanyalar birleştikten sonra, “normalleşme” sürecinde Batı, Doğu’yu asimile ederken faşist hareket yeniden başını kaldırdı; finansal kriz ve göçmenler krizi döneminde muhafazakâr seçmenin algılarını, giderek Hıristiyan Demokrat Parti’nin aşırı sağ/faşist akımlara yaklaşımını yeniden şekillendirdi ve AfD’yi doğurdu. AfD de 2026’da bu yeni “normalleşme” başlarken hükümet ortağı olacak hatta hükümeti kurabilecek bir toplumsal desteğe ulaştı.

DOĞASINDA VAR...

Tarihçi Liana Fix’e göre (Foreign Affaires) Almanya’nın, bir tehdit oluşturmaması için ortak savunma borçlanması, ortak Avrupa orduları, ulusal değil kıtasal savunma sanayisi gibi “altın kelepçeler” takmayı kabullenmesi gerekiyor. Ya Almanya (egemen sınıflar/seçkinleri+halk), AfD’nin yükseldiği bir ortamda bu “altın kelepçeleri” takmak istemezse? Hatta Almanya (egemen sınıflar/seçkinleri) rövanşist toprak taleplerine yönelirse? Ya “normalleşme” bir hegemonya arayışı sürecine açılıyorsa?

“Normalin” doğasında iki dinamik var: 1) Kültürel, entelektüel olarak erken “olgunlaşmanın” ama siyasi ve ekonomik olarak geç uluslaşmanın, buna karşılık hızlı sanayileşmenin üretmiş olduğu kültür-“kan-toprak-disiplin” milliyetçiliği; 2) Büyük bir kapitalist ekonominin, iç çelişkilerinin yarattığı kriz eğilimleri.

Devlet kriz eğilimlerini yönetirken sermaye ücretleri bastırmak, verimliliği artırmak için de işçiyi makineyle değiştirmek ister. Devlet, böylece derinleşen yoksulluğa, işsizliğe karşı direnişi bastırır. Sermaye, kendine başka coğrafyalarda yeni “avlanma alanları” ararken devlet sermayenin önünü diplomatik, askeri araçlarla açmaya çalışır: Emperyalizm. Bunlar özgün kültürel mirasla birleşir: Yeniden faşizm. Evet doğasında var!