Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

04.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki. Haklısınız, ilk bakışta tuhaf duruyor. Ama Ordu’da birkaç gün geçirince insanın önüne üç ayrı görüntü çıkıyor: Yaylaların üstüne düşen maden gölgesi, yağmur altında kitaba gelen insanlar ve şehrin dört bir yanından bakan “2 bin 600 kilometre asfalt döktük” afişleri…

Öyleyse, önce yaylalardan başlayalım.

Image

YAYLALARIN ÜSTÜNE DÜŞEN GÖLGE

Ordu’nun yükseklerine bakınca insan önce güzelliği görür: Suyun kıvrıla kıvrıla yürüdüğü yaylaları, geniş düzlüklerde yayılan sürüleri, rüzgârın otların üzerinden geçerken bıraktığı dalgayı… Perşembe Yaylası’nın menderesleri, Çambaşı’nın ferahlığı, Keyfalan’ın rüzgârı, Akkuş’un, Mesudiye’nin, Kabadüz’ün yüksekleri yalnızca seyredilecek yerler değildir. Buralar bu coğrafyanın nefes aldığı yerlerdir.

Bir yaylayı yalnızca “güzel manzara” diye tarif edemezsiniz. Çünkü o manzaranın içinde su vardır, otlak vardır, hayvan vardır, insan emeği vardır. Mevsimlerin bilgisi, göç yollarının izi, kuşaklardan kuşaklara aktarılan bir yaşama biçimi vardır. Yayla dediğimiz şey, toprağın üstünde kurulmuş eski bir hayat bilgisidir.

Tam da bu yüzden insanın aklına şu soru takılıyor: Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün tanıtım sayfalarında gururla paylaşılan bu doğal zenginlikler, nasıl oluyor da aynı zamanda maden tehdidiyle yan yana anılabiliyor? Bir şehir bir yandan yaylalarını turizm değeri olarak gösterecek, öte yandan o yaylaların suyunu, toprağını, taşını madene mi açacak?

Buradaki çelişki küçük değil. Çünkü tanıtımda “doğal güzellik” dediğimiz yer, madencilik söz konusu olduğunda bir anda ruhsat alanına dönüşüyor. Oysa yaylalar yalnızca fotoğraflarda güzel göründüğü için kıymetli değildir; canlı kaldıkları, bozulmadıkları, insanla doğa arasındaki bağı taşıdıkları için değerlidir.

Bir dağın değeri yalnızca altından çıkarılacak madenle ölçülemez. Bazı yerler dokunulmadan kaldığı için zengindir. Bazı sular aktığı, bazı otlaklar sürülere yurt olduğu, bazı yaylalar insanın içini genişlettiği için korunmalıdır.

Ordu için asıl güçlü cümle şu olmalı: “Yaylalarımızı yalnızca tanıtmıyoruz, koruyoruz.” Çünkü bir şehir, doğasını broşürlerde göstererek değil; suyuna, yaylasına, ormanına sahip çıkarak geleceğe kalır.

YAĞMURUN ALTINDA KİTABA GELENLER

Ordu’ya gelişimin bir nedeni de 1–10 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen 6. Ordu Edebiyat ve Kitap Günleri idi. Yazar söyleşileri, kitap fuarı, atölyeler, imza günleri ve okur buluşmalarıyla şehirde güzel bir kültür hareketliliği vardı.

Altınordu’da bunu açıkça gördüm. Üstelik kolay bir havada değil. Karadeniz yağmuru vardı; insanı sokaktan içeri çağıran, “bugün evde kal” dedirten bir yağmur… Buna rağmen insanlar alana geldi. Çocuklar kitaplara uzandı, gençler stantların arasında dolaştı, okurlar yazarlarla konuştu.

Yağmur altında kitaba gelen insan, yalnızca bir fuara gelmiş olmaz; söze, düşünceye, kültüre de sahip çıkar.

Bu etkinliğin güzel yanı, yalnızca “düzenlenmiş” bir program gibi durmamasıydı. Altınordu Belediyesi çalışanlarının ve kitap gönüllülerinin emeği alanda hissediliyordu. Bir etkinliğin ruhu bazen afişlerde değil, orada koşturan insanların yüzünde görünür.

Yön gösteren, okura yardımcı olan, çocuklarla ilgilenen, yayınevleriyle ve yazarlarla bağ kuran o emek, kitap günlerinin en değerli tarafıydı. Çünkü kitap işi biraz da gönül işidir.

Bu canlılık birkaç günle sınırlı kalmamalı. Kitap günlerinin bıraktığı iz yıl boyunca kütüphanelerle, söyleşilerle, okuma günleriyle, çocuklara ve gençlere açılacak kültür alanlarıyla sürmeli. Çünkü kitap insanı yalnızca bilgilendirmez; daha dikkatli, daha duyarlı, daha vicdanlı kılar.

2 BİN 600 KİLOMETRELİK FOTOĞRAF MESELESİ

Gelelim Ordu sokaklarında insanın gözünden kaçması neredeyse imkânsız olan meseleye…

Şehrin neresine dönsem Büyükşehir Belediye Başkanı’nın fotoğrafı karşıma çıktı. Reklam panolarında, kavşaklarda, yol kenarlarında… Bir ara Ordu’da mı geziyorum, yoksa açık hava belediye portreleri sergisinde mi dolaşıyorum, emin olamadım.

Afişlerin altında da iddialı cümle: “2 bin 600 kilometre asfalt döktük.”

Doğrusu 2 bin 600 kilometre az rakam değil. Yol önemlidir; köyü kente bağlar, hastayı hastaneye, öğrenciyi okula, üreticiyi pazara ulaştırır. Kimse yapılan hizmeti küçümsemez. Ama şehirlerin yalnızca asfalta değil, ölçüye de ihtiyacı vardır.

Başkan yakışıklı adam, anladık. Fotoğraf da fena çıkmamış, ona da sözümüz yok. Fakat insan her kavşakta, her panoda, her yol kenarında aynı yüzle karşılaşınca ister istemez düşünüyor: Bu kadar asfalt döküldüyse, belli ki fotoğraflar da o yolları yalnız bırakmasın diye şehrin dört bir yanına serpiştirilmiş!

Bir süre sonra Ordu’da yön tarifi bile değişiyor. “Sahile nasıl giderim?” diye sorsanız, biri çıkıp “Başkanın üçüncü fotoğrafından sağa dön, 2 bin 600 kilometre asfalt yazan panoyu geç, büyük gülümsemeden sonra sola sap” dese şaşırmayacaksınız.

Elbette hizmet anlatılır. Belediyeler yaptıklarını duyurur. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ama hizmetin en güzeli, biraz da kendi kendini anlatandır. Yol gerçekten iyiyse, üzerinden geçen yurttaş zaten bilir. Her reklam panosuna aynı fotoğrafı asmak, bazen yapılan işi büyütmekten çok, mizahını büyütür.

Ordu gibi doğasıyla öne çıkan bir şehirde insan başka cümleler de görmek istiyor: “Yaylalarımızı koruduk.” “Derelerimizi temiz tuttuk.” “Ormanlarımızı madene teslim etmedik.” “Melet Irmağı’nın doğallığını bozmadık; kıyısını yapılaşmaya açmadık.” İşte o zaman 2 bin 600 kilometrelik asfaltın anlamı büyür. Çünkü yol yalnızca asfalt değildir; bir şehrin nereye gitmek istediğini de gösterir.

Ordu bugün bir yol ayrımında duruyor: Bir yanda madenlerin gölgelediği yaylalar, bir yanda yağmura rağmen kitaba gelen insanlar, bir yanda da her köşeden bize bakan hizmet afişleri…Dileğim şu: Ordu’nun yolu yalnızca kilometrelerle değil, vicdanla da ölçülsün. Çünkü bazı yollar asfaltla değil; doğaya, kültüre ve insana gösterilen saygıyla yapılır.

Yazarın Son Yazıları

Bir buzdolabından Ankara’ya bakmak

Sevgili arkadaşım Özlem Dengiz Uğur’un davetiyle yolum Ulus’a, Anafartalar Caddesi’ndeki VEKAM Büyük Apartman’a düştü.

Devamını Oku
05.10.2026
Taş Yerinde, Sorumluluk Nerede?

Bu hafta yine memleketin etrafında dolaşıyorum

Devamını Oku
28.09.2026
Yağmur denize ulaşamıyorsa

Trabzon’da yağmur sürpriz değildir.

Devamını Oku
21.09.2026
Boz, yap, bir daha yap

Bu hafta sözü güzel ülkemin güzel şehri Trabzon’dan açacağım.

Devamını Oku
14.09.2026
Millet dediğin

Akşamın sonunda kızlar birbirlerine sarılırken ekrana bakıp uzun süre gülümsedim.

Devamını Oku
07.09.2026
Bir noktadan sonsuzluğa

Yayoi Kusama’nın ölüm haberini okuyunca bir süre fotoğraflarına baktım.

Devamını Oku
31.08.2026
Yaylayı Tüketiyoruz

Bugün Trabzon’dan yola çıkıp önce Sümela Manastırı’na selam verdik, ardından Camiboğazı Yaylası’na doğru tırmandık.

Devamını Oku
24.08.2026
Sanatevi’ne Tahliye, Hamsiköy’e Beton

Ganita Çay Bahçesi denizin hemen üzerinde. Trabzon’a geldiğimde uğramadan geçemediğim yerlerden biri. Burası aynı zamanda Trabzon’un kültür ve sanatına yön veren buluşma noktalarındandır. Her zamanki yerimizi alıyoruz, çaylarımız geliyor. Önce çayın kokusu, hemen ardından denizin kokusu vuruyor yüzümüze. Bir süre sağdan soldan konuşuyoruz. Sonra laf dönüp dolaşıp Trabzon Sanatevi’ne geliyor.

Devamını Oku
17.08.2026
Genco Erkal’ı Bir Balıkçı Damında Hatırlamak

Genco Erkal için çok şey yazıldı.

Devamını Oku
10.08.2026
Nolan’ın Perdesinden Penelope’nin Tezgâhına

Christopher Nolan’ın Odyssey filmi gösterime girince Homeros’un binlerce yıllık destanı yeniden gündemimize girdi.

Devamını Oku
03.08.2026
Benim Çocukluğumda Okul Vardı

Ben ilkokulu Trabzon İsmetpaşa İlkokulu’nda okudum.

Devamını Oku
27.07.2026
Perdeden Tayta: Memleket Halleri

Bazı insanları tek bir sanat dalıyla anlatamazsınız.

Devamını Oku
20.07.2026
Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere

Bu hafta Akşehir’deydim.

Devamını Oku
13.07.2026
Sessizliğin ahlakı

Bazı haftalar var, haberleri yan yana koyunca insanın önüne sadece ülkenin gündemi değil, kendi vicdanı da geliyor.

Devamını Oku
06.07.2026
Üç Taş, Dört Bölüm

Bazen memleketin gündemi insanın önüne bir masaya bırakılmış üç taş gibi düşüyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar

Bir ülkenin hafızası bazen pistlerde saklıdır.

Devamını Oku
24.06.2026
Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde

Bazı günler takvimde yazdığı gibi yaşanmaz.

Devamını Oku
22.06.2026
Balina Görünce Ne Yapmalı?

Memleket dert üstü dert yaşıyor.

Devamını Oku
15.06.2026
Kültür Yolu mu, Festival Vitrini mi?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesi artık yalnızca bir etkinlik takvimi değil; şehir şehir dolaşan, meydanlara sahneler kuran, konserlerle, sergilerle, söyleşilerle kendini gösteren büyük bir organizasyon ağı.

Devamını Oku
08.06.2026
İki Bayramlaşma, Bir CHP

Bayram dediğimiz şey biraz da kucaklaşma değil midir? Kırgınlıkları geride bırakmak, aynı sofraya oturmak, aynı gölgede serinlemek, aynı hafızanın içine yeniden sığabilmek…

Devamını Oku
01.06.2026
Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

Çoğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum.

Devamını Oku
25.05.2026
O Meşale Hâlâ Yanıyor mu?

19 Mayıs sabahı Samsun’da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı.

Devamını Oku
19.05.2026
Bir Kitap Fuarından Bir Kentin Hafızasına

Zonguldak Belediyesi Kitap Fuarı vesilesiyle geldiğim kentte, kitapların arasında dolaşırken yolum ister istemez kömürün, emeğin ve hafızanın izlerine çıktı.

Devamını Oku
11.05.2026
Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki.

Devamını Oku
04.05.2026
Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi...

Devamını Oku
27.04.2026
Sıradanlaşan Haksızlık

Adaleti en çok açık zulüm değil, kanıksanan küçük keyfilikler yaralar.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk.

Devamını Oku
16.04.2026
Kitapların Arasında Memleketin Yüzü

23. Ankara Kitap Fuarı bir kez daha gösterdi ki fuarlar yalnızca kitapların sergilendiği yerler değildir.

Devamını Oku
13.04.2026
Ordu’nun hafızası kazılamaz

Ordu’da büyüyen maden baskısı, yalnızca toprağı değil bir kentin belleğini, geçimini ve geleceğini hedef alıyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Ankara’da bir iç yolculuk: Hüsamettin Koçan’ın 'Ben Bu'su

Yıllar önce Baksı Müzesi için “Rüzgârın elleriyle yapılan müze” diye yazmıştım.

Devamını Oku
06.04.2026
ArtAnkara ve Cumhuriyet’in Barış Yüzü

İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026
Kanada Tutmadı, Grönland’a Bakıyorlar

Bu hikâyeyi “jeopolitik” diye okumak kolay: Haritalar, üsler, rotalar, güvenlik…

Devamını Oku
26.01.2026