Ahmet İnsel

Post-gerçekle, nereye kadar?

06 Aralık 2016 Salı

Bir yanda herhangi bir gerekçe göstermeden, idari kararla sayıları 130.000’e yaklaşan memuru işten atmak, açığa almak. 30.000’i aşkın kişiyi tutuklamak. Sayısı 4.000 civarında olduğu tahmin edilen küçüklü, büyüklü şirkete el koymak. Yüzlerce dernek, vakıf, yayınevi ve eğitim kurumunu kapatmak... Bunların ne kadarı doğrudan 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili? Ne kadarı iktidarın korkudan eline geçen en küçük şüphe karinesini mutlak suç delili olarak değerlendirmesinin sonucu? Ne kadarı fırsattan istifade devlette büyük bir boşaltma yapıp sonra iktidara bütünüyle sadık kişilerle doldurma ve mülkiyetin ucuz fiyata el değiştirmesi girişimi? Herhalde birinci şıkta yer alanlar toplam içinde oldukça küçük bir azınlık oluşturuyor. Ama hepsinin üzerine terörle mücadele meşruiyeti örtüsü örtülüyor.
Bu terör öyle bir terör ki, Millet Meclisi’ne milletvekili, belediyelere belediye başkanı kılığında giriyor. Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” hikâyesindeki gibi, dokunulmazlığı hem kalkmış hem devam eden on milletvekili hapis yatıyor. İşin sessiz sedasız yürütülen bir başka boyutu, 2014 yerel seçimlerinde BDP’nin kazandığı belediyeler. BDP o seçimlerde 3’ü büyükşehir belediyesi olmak üzere 11 il merkezi belediyesi, 68 ilçe ve 23 belde belediye başkanlıklarını kazanmıştı. Paris Kürt Enstitüsü’nün 2 Aralık’ta yayımladığı döküme göre, bu 102 büyüklü küçüklü belediyenin 58’inde belediye başkanları görevden alınmış durumda. Dün itibarıyla bu sayı 60’a çıktı... Daha sonra DBP’ye dönüşen BDP’nin kazandığı 3 büyükşehir belediyesinin eşbaşkanları tutuklu. 11 il merkezi belediyesinden 10’unun eşbaşkanları görevden alınmış ve bunların 7’si tutuklu durumdalar. Kısacası Meclis’te HDP’nin iki eşbaşkanı ve Meclis grubunun altıda birinin tutuklu olduğu, DBP’nin yönettiği 102 belediyenin yüzde 60’ında seçilen eşbaşkanların en azından birinin görevden alındığı ve 70’inin tutuklu olduğu bir tablo var ortada. Bu sayılar hız kesmeden her hafta daha büyüyor.
Bu büyük bir devlet tedhişi operasyonu. Terörle mücadele kisvesi altında yürütülüyor. Bu operasyonların dayandığı iddiaların gerçekle bağı, çoğu zaman, Cumhuriyet gazetesinin 10 çalışanına yönelik tutuklama gerekçelerinden farklı değil yani gerçekle bağları yok. Ama bu kendinden menkul gerçeklik, somut bir gerçek üretiyor. İşte bu 2016 yılında Oxford Sözlüğü’nün yılın kelimesi seçtiği postgerçek (post-truth) kavramına oturan bir gerçeklik. Özgür Mumcu bu kelimenin seçilmesinin nedenlerini ve Oxford Sözlüğün bu kelimeyi nasıl tanımladığını aktardı (Cumhuriyet, 19 Kasım). Post-gerçek kavramının yalandan farkı, yalan ortaya çıkınca, bundan utanılmaması ne de yalan söyleyenin zarar görmesi. Çünkü somut olguların önemini yitirdiği, duygu ve kişisel inançların gerçeğe ikame olduğu koşullarda post-gerçeklik çalışıyor.
Türkiye’de post-gerçek her an ve her yerde karşımıza çıkıyor. “Ne olsa gider” anlayışı bugün iktidarda. Bu postgerçeklerin en büyüklerinden biri, dört koldan yürütülen çok büyük siyasal temizlik operasyonunun gerekçesinin terörle mücadele olduğu. Bunun yanında bir gün Esad’ı devirmek, diğer gün IŞİD’i temizlemek bahanesiyle Suriye’de TSK’nin savaştığı post-gerçeği var. Halbuki post değil nesnel gerçek Suriye’de Kürt oluşumunu engellemek.
Evet, post-gerçek, “ne olsa gider” çağının bir ürünü. Brexit’e evet oyu çıkmasıyla, Trump’un seçilmesiyle sonuçlanabiliyor. Bir gerçek üretiyor. Kürt sorununda veya ekonomide post-gerçeğin peşinden gitmenin de nesnel sonuçları var ve bunlar hayırlı şeyler vaat etmiyorlar.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları