ABD’nin Çin Korkusu
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

ABD’nin Çin Korkusu

05.05.2014 01:52
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta, ABD Devlet Başkanı Obama, Güney Kore, Filipinler, Japonya ve Hindistan’ı kapsayan (Çin’e uğramayan) bir Asya gezisi gerçekleştirdi.
Aynı günlerde, Dünya Bankası bünyesinde çalışan Uluslararası Karşılaştırmalar Programı (ICP), Satın Alma Gücü Paritesi (PPP) üzerinden yaptığı hesaplarda, Çin ekonomisinin bu yıl ABD ekonomisini geçerek dünyanın en büyük ekonomisi düzeyine ulaşacağını gösterdi. Ajans France Press’in aktardığına göre, Çin bu bulgudan hiç hoşnut olmamış, yayımlanmasını engellemeye çalışmış. Deng Şiaoping’in tavsiyesi geliyor aklıma: “Parlaklığını gizle, karanlıkta kalmanın tadını çıkar.
Bu iki gelişme, ABD’nin Çin korkusunu yansıtan tartışmaları canlandırdı.

Çin’i tecrit etme projesi...
Çin’in bir ekonomik güç, siyaset aktör olarak yükselmesi, Washington Post’ta Ishaan Thoroor’un kısaca özetlediği gibi (25/04/2014), ABD’yi esas olarak üç alanda korkutuyor. Pasifik’te güç dengelerinin değişmeye başlaması: Çin bu yıl savunma bütçesini yüzde 12 artırdı; geçen yıl 17 yeni savaş gemisi sipariş etmiş; 2020’ye kadar dört uçak gemisine sahip olmak istiyor. Çin’in küresel ayak izleri hızla artıyor: Çin uluslararası sıralamada en büyük ticaret hacmine sahip ülke oldu. Birçok önemli ülke için Çin, ABD’den daha önemli bir ticaret ortağı oldu. Çin devlet şirketleri dünyanın birçok yerinde özellikle gelişmekte olan ülkelerde milyarlarca dolarlık altyapı yatırımlarına imza atıyorlar. Çin dünyanın önemli doğal kaynakları, ileri teknoloji alanında kıymetli mineralleri üzerinde denetimini gittikçe artırıyor. Çin’in Rusya ile artmaya devam eden dostluğu, enerji alanında işbirliği de ABD’yi kaygılandıran üçüncü konu.
Obama’nın Asya gezisi bu üç kaygı etrafında şekillendi ama The Economist’in değerlendirmesine göre çok başarılı olamadı. ABD yönetimi 12 ülkeyi kapsayan bir trans-pasifik ortaklık (TPP) inşa etmek istiyor. Bu gezide, bu konu gündemin başındaydı. Ancak Japonya’nın, böyle bir ortaklıkla tarım piyasalarını açmak zorunda kalmaktan korktuğu için, isteksiz olmasından TPP konusunda somut bir adım atılamadı. Bölgede bir istihbarat paylaşma anlaşmasına, ortak bölgesel füze savunma sistemi projesine ilişkin görüşmeler de ABD açısından verimli olmamış.
Diğer taraftan ABD, Japonya’yı Çin ile arasındaki Senkaku Adası anlaşmazlığı konusunda desteklediğini açıkladı; ortak savunma anlaşmasının geçerliliğini vurguladı. Güney Kore ile ABD arasındaki, İki Taraflı Savunma Timi Anlaşması (bir savaş anında Güney Kore güçlerinin komutası ABD’ye devrediliyor), on yıl daha uzatıldı. ABD, Filipinler’de yeni askeri üsler kurma olanağı da elde etti.
Özetle Obama’nın Asya gezisi, ABD’ye bölgede, Çin’i tecrit etmesini kolaylaştıracak yeni askeri avantajlar, ticari bağlantılar inşa etmesine uygun yeni araçlar getirmedi.

‘Sorpasso’
Geçen hafta Çin’le ilgili tartışmalarda bu sözcüğe çok rastladım; sanırım “gelip geçmek” anlamına geliyor.
Çin gelip ABD’yi geçiyor mu” sorusu özellikle 2007 mali krizinden bu yana, “Büyük Durgunluk”un etkileri bağlamında çok sık gündeme geliyor. Çin ekonomisi 2000-2013 döneminde yılda ortalama yüzde 9-10 civarında büyümeye devam etti. Aynı dönemde ABD’nin en yüksek büyüme hızı yüzde 4.1’i geçmedi ve 13 yıllık ortalaması yüzde 2 düzeyinde kaldı.
ICP, standart hesaplamalara göre, 2005 yılında Çin ekonomisinin ABD ekonomisinin yüzde 43’ü büyüklüğünde olduğunu hesaplamış. PPP esas alınarak yapılan hesaplama Çin ekonomisinin sanılandan daha hızlı büyüyerek 2011 yılında ABD ekonomisinin yüzde 87’si düzeyine ulaştığını hesaplamış. Financial Times, IMF’nin, 2011-2014 arasında Çin ekonomisi yüzde 24, ABD ekonomisi yüzde 7 büyüyecek hesaplamasından hareketle, Çin ekonomisinin bu yıl ABD ekonomisini geçeceğini saptamış (30/04/2014). IMF öngörülerinde sunulan büyüme oranlarına göre, 2011 yılında ABD 100 kabul edildiğinde Çin 86.9’a karşılık geliyor. Bu sayılar, 2014 yılında sırasıyla 107.6 ile 108.3, 2015 yılında da 110.8 ile 116.2 olarak şekilleniyor. Böylece, Çin açısından bir “sorpasso” gerçekleşiyor, ara açılmaya başlıyor.
Bu yöntem genelleştirildiğinde Hindistan, 10. sıradan, dünyanın 3. büyük ekonomisi konumuna yükseliyor; Rusya, Brezilya, Endonezya, Meksika ilk 12 arasına giriyor. Almanya göreli konumunu biraz artırırken, Japonya ve İngiltere, ABD’ye göre daha da gerilere düşüyor.
Bu koşullarda da ister istemez dünya ekonomisini yöneten kurumlardaki temsil oranlarının değişmesi gereği de gündeme geliyor. Ancak Batı’nın bu konuda ne kadar isteksiz olduğu biliniyor.
Diğer taraftan, bu veriler üzerinde düşünürken cuma günü Financial Times’da Pilling’in aktardığı gibi Çin’in 85 yaşındaki saygın ekonomistlerinden Mao Yushi’nin uyarılarını göz önüne almakta yarar var. Mao, bu verilerin, ABD’nin 312 milyonluk nüfusuna karşın Çin’in 1.3 milyarlık nüfusunu yansıttığını, Çin ekonomisinin büyük ama yoksul ve zayıf olduğunu vurguluyor.
Neticede Çin ekonomisinin büyüklüğü bir gerçek; tartışılan, bu büyüklüğün ne anlama geldiği. Örneğin buradan hareketle bir Çin hegemonyasının şekillenmekte olduğu söylenebilir mi?
Martin Wolf’un işaret ettiği gibi, ülkelerin pazarlık gücü dünya piyasasına sundukları pazara orantılı olarak artıyor. Bu açıdan bakınca, geçen yıl Çin’in ithalatı ABD’ninkinin yüzde 31 gerisinde, ancak yakalama olasılığı da giderek artıyor.
Niceliksel veriler Çin’in ABD’ye hızla yaklaşmaya ve hatta geçmeye başladığını düşündürüyor. Ne ki hegemonyacı düzeyine çıkabilmek için (savaş kazanmanın dışında) başka özellikler de gerekiyor. İngiliz hegemonyası başını çektiği sanayi kapitalizmine dayanıyordu. ABD hegemonyası, iki savaş arasında geliştirmeye başladığı Fordist sermaye birikim rejiminin içerdiği teknolojik üstünlüğe, yüksek verimlilik oranlarına, bu zeminde inşa edebildiği askeri kapasiteye, bunların üzerinden yaygınlaştırmayı başardığı kültüre dayanıyordu. Bu açıdan bakınca Çin’in hegemonyacı konumuna ulaşmaktan hâlâ çok uzak olduğu söylenebilir. Ama yükselmekte, uluslararası jeopolitiğe yeni basınçlar getirerek, değişimi zorlamakta olduğu da bir gerçek. Nouriel Roubini, bu sürecin Batı tarafından yönetilmesinin dünya barışı açısından günümüzün en büyük jeopolitik riskini oluşturduğuna inanıyor (Project Syndicat, 30/04). Ancak Tukidides’in, Atina-Isparta rekabeti bağlamında vurguladığı gibi, korku savaş olasılığını artırıyor.  

Yazarın Son Yazıları

‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025
ABD’de faşizm ve direniş

Trump, seçim kampanyası boyunca, diktatör olmak dahil tüm arzularını açıkça söyledi. Dahası, Heritage Foundation “Project 2025” başlığı altında 900 sayfalık bir faşist devlete geçiş programı yayımladı. Bu program, devlet bürokrasisindeki özellikle de güvenlik bürokrasisindeki, “kurumsalcıları” ve “anayasalcıları” tasfiye ederek yerlerine başkana sadık olanları atamayı planlıyordu.

Devamını Oku
01.09.2025
Eski olguya yeni kavram

Uluslararası ilişkiler alanında yeni bir kavram var: “Ekonomik zorlama çağı” (Foreign Affaires).

Devamını Oku
28.08.2025