Küresel düzeyde hemen her ülke için ekonomik, siyasi ve toplumsal riskler hızla artıyor. Bu geçici bir dalgalanma değil; kısa dönemde enerji ve gıda kriz, riskleri artıyor, uzun dönemde ise kapitalist düzenin kendi sınırlarını zorlayacak bir Sanayi Devrimi yaşanıyor.
KRİZLER... KRİZLER
İran savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapanması küresel enerji tedarikini bir kırılma noktasına taşıdı. Yaklaşık 80 ülke acil önlem almak zorunda kaldı. Analistler, boğaz açılmazsa petrol fiyatlarının 150-180 dolar/varil seviyesine çıkabileceğini; enflasyona ve resesyona yol açabileceğini düşünüyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre günlük talep, üretimin 6 milyon varil üzerinde seyrediyor; küresel rezervler yaklaşık 380 milyon varil eridi. Bazı gelişmekte olan ülkelerde fiilen kıtlık başladı; havacılık ve petrokimya sektörleri anlık baskı altında (Financial Times).
Dünya Bankası, bu yıl emtia, enerji fiyatlarında ortalama yüzde 16 ve yüzde 24 artışlar öngörüyor. Ortalama gübre fiyatları da yüzde 31’den fazla artacak. Artan girdi maliyetleri nedeniyle hem baz metallerin hem de değerli metallerin ortalama fiyatları rekor kıracak gibi görünüyor. Bu öngörüler, boğazın bu ay açılacağının, deniz taşıma hacimlerinin “ekim ayına kadar savaş öncesi seviyelere yakın düzeye döneceğini” varsayıyor. Boğaz temmuz ortasına kadar kapalı kalırsa küresel tedarik zinciri “kırılma noktasını” aşabilir. Nafta ihtiyacının yüzde 42’sini, LNG’nin yüzde 80’inden fazlasını Körfez’den karşılaya Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde sanayi durma noktasına gelebilir. Helyum kıtlığı yarı iletken üretimini durdurur, tüketici elektroniğinde teslim süreleri ikiye katlanır. Alüminyum, plastik açıkları ABD otomotiv fabrikalarını durdurur. Kapanma süresi 6 aya uzarsa, uluslararası gübre ticareti çöker. Sülfür kaybı fosfat zincirini felç eder, tarımda 2027 ekim hazırlıkları darbe alır.
İran savaşı nedeniyle yükselen petrol, doğalgaz ve gübre maliyetlerinin tarımsal üretim üzerindeki basıncına ek 2026 yılı içerisinde ortaya çıkması beklenen bir “süper El Niño” hava olayının (CNBC, Le Monde) etkisiyle daha da artması beklenen aşırı sıcaklar, kuraklık, su kıtlığı ve diğer iklim düzensizliklerinin tarım üzerindeki basıncı derin bir krize dönüştürebilir. NOAA’nın (Okyanus ve Atmosfer İdaresi) son projeksiyonları kasım ayına kadar deniz yüzey sıcaklıklarının tarihsel ortalamanın en az 2.5°C üzerinde seyredeceğini gösteriyor; bazı modeller ise 4°C’yi aşıyor.
Kakao, pirinç, şeker ve bitkisel yağlar, buğday ve mısır gibi temel ürünlerde fiyat artışı riski özellikle yüksek. İklim kaynaklı üretim kayıpları ile enerji ve lojistik maliyetlerindeki yükselişin aynı anda gerçekleşmesi, akut açlık riski altındaki insan nüfusunu önemli ölçüde büyütecek. Bu sürecin göçler ve savaşlarla jeopolitik krizlere bağlanması adeta kaçınılmaz.
SANAYİ DEVRİMİ
Bu kısa dönem krizlerin üzerine, YZ (kontrolden kaçarak türlü “kazalar” yaratma riskine ek) büyük bir paradoksla geliyor.
YZ kullanımın etkisiyle üretimde sermaye yoğunluğunu (organik bileşim) artıran, emeğin payını azaltan süreç, kaçınılmaz olarak kâr oranlarını da emeğinin payının (dolayısıyla artık değerin) sıfır olduğu noktaya doğru baskılar. Diğer taraftan emeğin/işçinin (ücretin) payının giderek azalması, yalnızca YZ ile üretilen malların satılması değil genelde kârın gerçekleşmesi için gerekli talebi de sıfıra doğru baskılar. Kapitalizm ayakta kalacaksa, otomasyonun yanında emek yoğun, örneğin, bakım, eğitim, yaratıcı işler, gastronomi gibi alanların da büyümesi gerekecektir. Diğer bir deyişle YZ’ye dayanan bir kapitalizm ancak emekyoğun alanların genişlemesiyle ve büyük çaplı, düzenli bir yeniden servet dağıtımıyla ayakta kalabilir (Branko Milanovic´-Substack). Bu dönüşüm, planlanmaz da yalnızca sermayenin dinamiklerine bırakılırsa (ilk Sanayi Devrimi deneyimini anımsarsak), uzun, yıkıcı, bir süreç olacaktır. O zaman da küçük bir azınlık müstehcen düzeyde zenginleşirken Sanayi Devrimi’nin yıkıcı etkilerini yaşayanlar, örgütlenmeye, direnmeye, hatta isyan etmeye başlamışlardı.
Bu noktada aklıma, ister istemez, Orhan Gencebay’ın “Batsın bu dünya” şarkısı, bir klibinde de şarkıya başlamadan önceki “Arkadaşlar hazır mıyız?” sözleri geldi. Sanırım hâlâ hazır değiliz!