Köşe Yazısı

A+ A-

İşte başkan: Önce idam, sonra savaş

20 Nisan 2017 Perşembe

Referandum gecesi Tarabya’daki Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan Huber Köşkü önünde biriken kalabalığa seslendi. Atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini ilan etti.
Yani hileyle de olsa, YSK desteğine de dayansa “Ben bu referandumda evet’i kaptım ağam” demeye getirdi.
Zaten büyükdevlet adamları böyle incelikli cümleler kurarlar:
Atı alan Üsküdar’ı geçer; eleştiriler onun külahına anlatılır, Bor’un pazarı geçer, eşek Niğde’ye sürülür, “Sen kimsin yav” diye sorulur, “Haddini bil” diye horozlanılır falan filan...
Baktı ki CHP de, MHP muhalifleri de kitlesel bir protesto dalgası yükseltip mesela YSK’nin kapısına dayanmaya filan kalkışmayıp mızmız itirazlarla yetiniyor, iyiden iyiye kendine güveni arttı.
Sıcağı sıcağına “Başkanlık programı”nın önceliğini Huber Köşkü önünde açıklayıverdi:
- Bundan sonra ilk işimiz idam...
Ertesi gün Ankara’da Saray bahçesinde toplanmış yığma kalabalığa seslendi.
Başkanlık programının ikinci önceliğini açıkladı:
- Fırat Kalkanı bizim son değil, ilk operasyonumuzdur.
Yani?
Yani gelecek günlerde çiçeği burnunda, meşruluğu kara gölgeler altındaki “Başkan”ın atacağı ilk adımlar kendi ağzından ilan edildi:
“Yurt içinde idam, yurtdışında savaş!..”

***

“Başkan’ın acil programı”nı salt “İşte siyasal İslamın Türkiye’yi sürükleyeceği yön de, yer de, durum da belli oldu” diye tanımlamak doğru ama eksik olur.
Tamam, idam “kan kültürü” ile yoğrulmuş, bilinci biçimlenmiş “Başkan” için adeta bir tutkuya dönüşmüş. Ancak salt bir tutku değil, aynı zamanda onun oligarşik yönetimine direnişin uç yöntemlerini kullanmaya yönelecekleri hedefleyen etkili bir tehdit de.
Başkan’ın hesabı, demokratik direniş yöntemlerinin gelip sınıra dayandığı, barışçıl çözüm umutlarının gömüldüğü koşullarda şiddete yönelebilecek kesimler ve kişiler için caydırıcı bir tehdit üretmek.
Bunun çağdışı bir cezalandırma yöntemi olduğu, caydırıcı etkisinin olmadığının defalarca kanıtlanmışlığı onun umurunda değil. Kendi deyimiyle “Siz onu benim külahıma anlatın” diyecektir.
Peki ya savaş?..
İlk olup son olmayan “Fırat Kalkanı” bundan böyle hangi operasyonlarla devam edecek sorusunun cevabı sadece “Eski Osmanlı toprakları üstünde, bir Osmanlı torununun düşlerini gerekirse silah kullanarak ete kemiğe büründürme” ile verilemez. Radikal İslamın cihatçı tutkularını doyurmaktan ibaret de olamaz.
Referandum sonrasındaki Saray konuşmasında kendi ağzıyla açıkladı:
“Türkiye ne pahasına olursa olsun, sınırlarının yanı başında bir terör örgütüne veya bir terör oluşumuna asla izin vermeyecektir.”
Bu cümle uzun açıklamalara ihtiyaç duyuyor mu?
Sadece Türkiye Kürtleri üstünde değil, Suriye ve Irak’ta özerklik, eşit haklı yurttaşlık gibi siyasal kazanımlar elde edecek Kürtleri ezici, yok edici şiddet kullanarak engelleme kararlılığı ancak bu kadar açık seçik dillendirilebilir.
İdam ve savaş üstüne kurulu bu ürkütücü gelecek planları karşısında ürkmek, kaygı belirtmek anlam taşımıyor.
Savaş gibi bir felaketi de, idam gibi bir utancı da önlemek için bugünden kolları sıvamaktan öte ne gibi bir yurttaşlık ödevimiz olabilir ki?
Bir önceki Tırmık “Derlenip dürülmesin bayraklar” diye başlamış ve bitmişti. Kastedilen işte tam da buydu...