Çiğdem Toker

2018 çalışana zor

02 Ocak 2018 Salı

Yeni yıl ile birlikte 2018 Bütçe Kanunu da yürürlüğe girdi.
Parlamenter rejimlerde bütçe tasarılarının parlamentoda kabul edilerek yasalaşması, egemenlik gücünü gösteren, aynı zamanda anayasal bir zorunluluk. Fakat bir bütçe, sırada başka önemli yasalar dururken hemen ertesinde sayısal üstünlüğün zorlamasıyla tatile sokulan bir Meclis’te kabul edilmişse, o kabul pratikte toplumsal bir rızanın sonucu olamaz.
2018 bütçesinin karakterine, rakamsal tahlillerden önce bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Parlamenter rejimin, şaibeli referandumla sona erdirildiği Türkiye’de 2018 bütçesinin TBMM’deki müzakere sürecinin pek çok aşamasında, AKP’nin sürece mecburiyetten ihtiyaç duyduğu işaretlerine tanık olduk. Muhalefetin eleştiri ve önerilerinin gerçekten bir önem ve ağırlığı olsa, Meclis’in bütçe sonrası apar topar zorla tatile sokuluşun hemen ertesinde 56 kanunda değişiklik yapan OHAL KHK’si yayımlanmazdı. Her iki OHAL KHK’sinin yayımı için Meclis’in zorla tatile sokulmasının beklendiği ve bunun planlandığını görmek, başka türlü bir ihtimale izin vermiyor.

***

Her ülkenin yıllık bütçesi, o ülkedeki siyasi iktidarın tercihler demetidir.
Bütçe kanunları, devletin mali kaynaklarını oluşturacak gelirlerin kimlerden, hangi tutarda, hangi yöntemlerle toplanacağını, sonra da bu toplanan kaynakların da kime, nasıl dağıtılacağını gösteren siyasi belgelerdir. Toplanan mali kaynakların gideceği yerler; karar verenlerin önceliklerini; öncelikler de hangi sınıfların çıkarlarının gözetildiğini anlatır. Bu yanıyla 2018 bütçesinin sermayeye kaynak aktarımının arttığı; güvenlik ve savunma harcamalarının merkeze alındığı bir karakter taşıdığını, bütçenin yürürlüğe girmesi vesilesiyle yeniden vurgulayalım. (Bütçe kaynaklarının yerli ve dış sermayeye aktarımının; hizmet alımları ve farklı alanlardaki altyapı yatırımları aracılığıyla nasıl sağlandığını yıl içindeki yazılarda irdeliyoruz.)
Türkiye ağırlıklı olarak inşaata dayalı, kalıcı istihdamı dikkate almayan, önemli oranda borçlanmaya dayalı bir büyüme politikası izliyor. Asgari ücretin 1603 TL olarak açıklandığı, 2017 enflasyonun -eğer müdahale olmazsa- iki haneli beklendiği bu dönemde, 2018 yılı için öngörülen bütçe harcamaları AKP’nin önceliklerini net yansıtıyor.
Çocuklarımızın benzeri görülmemiş yoğunlukta ve yaygınlıkta dinsel gericiliğe, istismara maruz kaldığı eğitim alanında, bakanların her sene tekrarladığı “En büyük payı Milli Eğitim’e ayırdık” söyleminin ezber propagandadan öte anlamı yok.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin, büyük bölümü (yaklaşık yüzde 80) personel giderlerine ayrılmış durumda. Eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 10’u bile bulmuyor.
Şehir hastanesi müteahhitleri için 2.6 milyar TL ayrılan 2018 bütçesinde sağlık alanındaki ödeneklerin kullanımı da parlak bir görünüm vermiyor. Kaldı ki, şehir hastanelerine yönelik kamunun taahhütlerinin döviz kuruna bağlı olması nedeniyle, ayrılan ödeneğin, vatandaşlara sunulan sağlık hizmetleri aleyhine artması muhtemel. 2018 bütçesinde gelirlerin yüzde 86’sını oluşturan verilerin yüzde 60’ının dolaylı vergiler olduğunu düşünürsek, vergi yükünün çalışanların üzerinde olacağı ortada.
Özetle; şehir hastanesinde sunulan hizmetlerin, otoyol, köprü geçişlerinden alınan geçiş ücretlerinin, bütçeden dolara, Avro’ya endeksli olarak müteahhit şirketlere akacağı 2018 çalışanlar için 2017’den daha zor olacak.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları