10 Aralık 1915 günü Çanakkale’den ayrılan Albay Mustafa Kemal, 1916’da tuğgeneraliğe terfi etti. 1917 yılı başlarında ordu komutanlığına vekalet etmeye başladığında kendisinden, Genel Karargâh Harp Tarihi Şubesi tarafından Arıburnu ve Anafartalar’daki harekât ve muharebelere ilişkin anı ve görüşlerini içeren ayrıntılı bir rapor hazırlaması istenmiş; Mustafa Kemal, raporun önsözünde “Harp Tarihi Şubesi’nin yazmaya başladığı kitabın yazılmasını ertelememek için yanımda bulunan hatıra defterlerimden düzenlediğim bölümleri göndermekle yetinme mecburiyetinden kendimi kurtaramadım” demişti.
Mustafa Kemal, 15 Temmuz 1917’de Halep’teki 7. Ordu Komutanlığı’na atandı. Bağlı olduğu Yıldırım Ordu Grup Komutanı Mareşal Falkenhayn ile anlaşamayan M. Kemal, 7 Ekim’de ordu komutanlığından istifa ederek ayrıldı ve İstanbul’a geldi. 15 Mart 1918 akşamı verilen bir yemekte birçok gazete ve dergide edebi ve siyasi yazılar yazan Ruşen Eşref ile tanıştı.
Mustafa Kemal, Ruşen Eşref’i 24 Mart 1918 günü BeşiktaşAkaretler’deki evine davet etti. O gün başlayan Çanakkale röportajı, her biri 12 saatten az olmamak kaydı ile üç gün devam etti. Röportaj 1918’de Yeni Mecmua’nın “Çanakkale Nüsha-i Fevkalâde”sinde yer aldı. 1930’da da “Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal ile Mülakat” adıyla basıldı.
“Atatürk’ün Anafartalar Muharebesi’ne Ait Hatıraları” 1943‘te, “Arıburnu Muharebesi Raporu” ise 1968’de yayımlandı.
Ruşen Eşref (Ünaydın) bu mülakatı ile Türk edebiyatını hem röportaj türüyle tanıştırmış hem de Türk kamuoyunu Mustafa Kemal ile tanıştırmıştır. Bu bir ilktir. Çanakkale’de sürdürülen mücadelenin basında hak ettiği ilgiyi görmediğini düşünen Ruşen Eşref, bu röportajda kamuoyunda bir bilinç oluşturmayı hedeflemiştir.
‘KAZANDIĞINIZ AN’
Röportajda Mustafa Kemal şöyle diyordu:
“On iki Nisan (25 Nisan) sabahı idi ki Arıburnu’nda bir olay cereyan etmekte olduğu, işitilen gemi toplarının sesinden anlaşılmıştı…
Bütün 19. Tümen birliklerinin hareket hazırlık derecesi artırıldı. Bir taraftan Maydos Mıntıka Komutanlığı’ndan bilgi almaya, diğer taraftan da ya kolordunun veya ordunun emrini… Bu sırada 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa Hazretleriyle Gelibolu’dan telefonla görüşülmüştür. Esat Paşa da durum hakkında açık bilgi edinilemediğini söyledi. Sabah saat altı buçuktu. 9. Tümen Komutanı Halil Sami Bey’in raporundan düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı anlaşılıyor ve buna karşı benden bir taburun bu düşmana karşı gönderilmesi isteniyordu. Gerek bu rapordan gerek Maltepe’de icra ettiğim gözetlemeden bende oluşan kanaat, öteden beri düşündüğüm gibi, düşmanın Kabaktepe civarında önemli kuvvetle karaya çıkmaya teşebbüsü, demek ki vuku buluyordu. Bu işin içinden bir taburla çıkmak mümkün olmayacağını, herhalde evvelce tahmin ettiğim gibi, bütün tümenimle düşmana müdahale etmekten kaçınmanın mümkün olmadığını takdir ediyordum. Artık hiç bir şeyi beklemeden Bigalıköyü’nde bulunan Birinci Piyade Alayı (57. Alay) ile bir dağ bataryasını derhal harekete geçmek üzere hazır olmasını, komutanlarının da emrimi almak üzere yanıma gelmelerini bildirdim. Altı maddelik bir emir not ettirdim. Üçüncü Kolordu Komutanlığı’na telefonla arz edilmek üzere bir rapor yazdırdım.
Daha sonra basit bir tertiple Bigalıderesi boyunca giden yol üzerinde alayı bizzat yürüyüşe geçirerek Kocaçimen tepesine yöneldik.
Yaya olarak Conkbayırı’na vardık. Düşman 261 rakımlı tepeye gelmiş. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım… Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın!
Bu esnada 9. Tümen’e ait gözetleme ile görevli bazı askerlerin kaçtığını gördüm.
O zaman artık bunu bilmiyorum, bir mantıki muhakeme midir, yoksa bir içgüdü müdür, bilemiyorum, kaçan bu efrada düşmandan kaçılmaz dedim ve bağırarak süngü taktırdım. Yere yatırdım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız bu andır. Daha sonra 57. Alay’ı muharebeye soktum.
Öğleden sonra saat bir civarında Maltepe’ye yaklaştığım sırada bazı seslerin benim ismimi çağırdığını işittim. Seslerin geldiği tarafa yaklaştım. Kolordu Komutanı Esat Paşa ve maiyeti…
Bir rapora göre Kumtepe’ye de düşmanın çıktığı söyleniyor. Kumtepe Kilitbahir’de çok önemli bir nokta. Bu durumda Arıburnu’nda muharebeye girmiş birliklerle taarruza devam etmek, geri kalan tümen birlikleri ile de Kumtepe’ye yetişmem gerekir. Bu her şeyi değiştirebilir. Ancak, Kumtepe’ye düşman birliklerinin çıktığı haberinin doğru olmadığını anlıyoruz. Esat Paşa bu durumda kararımı sordu. Bütün tümen birlikleriyle Arıburnu’ndaki düşmana taarruza devam edeceğimi arz ettim. Kolordu komutanı kabul etti. 77. Alayı ve 27. Alay’ı da muharebeye soktum.”
DOĞRU KAYNAKTAN OKUMAK
Her ne kadar Harbiye Nezareti, “Harp Mecmuası”nın kapağına “Çanakkale Kahramanı” olarak Miralay Mustafa Kemal’in resminin basılmasını önlemiş ise de Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşları’nın yükselen yıldızıdır.
İngiliz yazar Alan Moorehead, Gelibolu kitabında daha sonra şunları yazacaktı:
“O genç ve dahi Türk şefinin (Mustafa Kemal) o esnada orada bulunması, müttefikler bakımından talihin en acı darbelerinden biridir.”
Ancak, elbette Çanakkale’de zaferi Türk Ordusu kazanmıştır. Bu zaferin kazanılmasında, Balkan Savaşı hezimeti sonrasında Türk ordusunu yeniden yapılandıran Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın; Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın, Çanakkale Müstahkem Mevkisi Komutanı Cevat Çobanlı Paşa’nın; 57. Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni (Arıburun), 27. Alay Komutanı Yarbay Mehmet Şevki ve daha isimsiz nice kahramanın rolü vardır.
Son sözüm Çanakkale Savaşları’nı öğrenmek isteyenlere:
Tarihi gerçekleri mümkün olduğunca birinci kaynaklarından okuyarak öğrenmeye çalışınız. Çanakkale Savaşları için elimizde inanılmaz iki adet birinci el kaynak var:
“Atatürk’ün Arıburnu ve Anafartalar Muharebelerine Ait Hatıraları ve Raporu” ile Ruşen Eşref’in “Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal ile Mülakat” isimli eseri.
İLKER BAŞBUĞ