Çoklu krizler dönemi

Çoklu krizler dönemi

27.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Osmanlıcı, ümmetçi hayalciler, yine yeniden emperyalist çıkarların önlerine attığı kırıntılarla meşgul. Ne diyor dış sesleri: “Bu bölge için iyi olan monarşiden yana, güçlü liderlik rejimleridir. Demokrasi mi, aman sakın, biz sizi biliriz, size demokrasi elbise ölçüsü tutmaz, geçiniz!...”

Monarşiye, otokrasiye şapka çıkaran bu çıkarcı çıkışlar şaşırtıcı mı derseniz, pek değil. Sadece dış ses artık daha açık, net bir tonda, el yükselterek karşıdevrimcilere selam yolluyor. Oysa biliyoruz ki Ortadoğu’nun karanlık şiddet döngüsünün, emperyalistlerin böl-parçala stratejisinin önünü kesen, demokratik, laik, hukuk devleti ilkesi, ulus bilincidir. Katılımcı demokrasi ve sandık özgürlüğü, tek kuvvetin millet olduğunun da temel ilkelerindendir.

İşgalcilerin vatan toprağından sökülüp atılmasıyla 1923’te kurulan, Atatürk devrimleriyle Aydınlanma yolu izindeki Cumhuriyete alerjisi olanların bulabildikleri her ara boşluktan sızma çabası yeni değil. Bunun için bir kez daha demokrasiden uzaklaşan, popülizmle süslü her türlü eğilime karşı partiler üstü bir yaklaşımla, toplumun tüm bileşenleriyle kırmızı kart göstermek ülkemizin güçlü şekilde yarınlara taşınması açısından kritik önemde.

ATİNA-PARİS İTTİFAKI 

Dış seslerin çoğalması en çok da küresel krizlerin derinleştiği zamanlarda ortaya çıkar. Siyasi, ekonomik, toplumsal çoklu kriz başlıklarının çözümsüz kaldığı günümüz tablosunda uluslararası hukukun geldiği nokta kaygı verici. ABD-İsrail’in İran’a saldırılarıyla patlak veren gerilimde diplomasi masası bir kurulup bir yıkılıyor. ABD’nin koşulsuz desteklediği İsrail’in, ateşkes dediği anda bile, aralarında gazetecilerin de olduğu siviller Lübnan’da, Filistin’de yaşamını yitiriyor. II. Dünya Savaşı sonrasının geleneksel Batı ittifakı çatırdıyor. Kimileri ABD-Avrupa hattının tartışmalarla süren ilişkiden artık boşanmaya doğru ilerlediği yorumunu yapıyor. NATO bu gelişmelerin tam ortasında bir çekişme sahasına dönüyor. Her aktör yeni ittifaklarla savunma şemsiyesine dahil olma peşinde. Eskisi can çekişirken yerine gelecek küresel sistemin nasıl olacağına ilişkin bilinmezlik kuyusu derinleşiyor.

Gelişmeler Türkiye açısından da zorlu başlıkları içeriyor. Çevremizi saran denizlerdeki gerilim dikkat çekici. Karadeniz’de Rusya’yı çevrelemek isteyenler, Akdeniz’de etkinliğini artırma peşine düşenler vites yükseltiyor. Son olarak Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’la birlikte yanlarına Fransa’yı alarak güç gösterisine girişmeleri geçen haftanın gündem başlıklarındandı. Aslında ParisAtina hattındaki yakınlaşma yeni değil. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” tadında anlaşmaları geçen yıllardan mevcut. Akdeniz’e yönelik bu adımlar kuşkusuz Türkiye ve KKTC açısından kritik önemde. Hatırlamakta fayda var, Fransa AB’nin tek nükleer gücü. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ABD’den bağımsız oluşturulacak bir Avrupa savunma ittifakında öncü rol peşinde olduğu da sır değil. Tıpkı ülkesinin silah sanayisinin satış çarklarını döndürme hedefi gibi.

Diğer yandan Ankara-Londra hattında stratejik işbirliği niyeti geçen haftanın dikkat çeken gelişmelerindendi. İngiltere, Kıbrıs’ta garantör ülkelerden.

Ukrayna konusunda ise Rusya ve Batı hattında çekişme dinmiyor, savaş “alışılmış, süreklilik” çıkmazında. İran’da Hürmüz krizinin de bu şekilde zamana yayılma riskine işaret ediliyor. İnsani krizlerin ağırlaşması, enerji piyasasında fiyatların yukarı eğrisi kaygıların merkezinde.

Çoklu krizler döneminin ortasında Türkiye, NATO’nun kapsamlı zirvesine ev sahipliğine hazırlanıyor. “Çekişme sahasında çekiştirilmeye olanak vermeden sağlam şekilde yol almak, ama nasıl” sorusunun yanıtı geleceğin anahtarı. Bunun için de demokratik ilkelerden sapmamak, kutuplaştıranlardan olmamak gerektiğini duymayanın kalmaması gerekiyor.