Dalbanezo ve Mehmet Ergeneoğlu... İki doktor, iki vicdan yarası - Prof. Dr. Okan Toygar
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Dalbanezo ve Mehmet Ergeneoğlu... İki doktor, iki vicdan yarası - Prof. Dr. Okan Toygar

15.01.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Nazım Hikmet’in “Kafatası” oyunu, bilimin ve bilginin kapitalist sistem tarafından nasıl araçsallaştırıldığını gözler önüne serer. Doktor Dalbanezo’nun kızı, henüz tedavisi mümkün olmayan verem hastalığına yakalanmıştır. Doktor, kızını tedavi edebilmek için tüm zamanını bu hastalık için ilaç bulmaya adar ve bulur. Ancak iktidar ve iktidarla uzlaşmış sermaye, çıkarlarına uymadığı için tedaviye izin vermez. Bu süre içinde kızını kaybeder Doktor Dalbanezo. Bulduğu ilaç elinden alınmış, hekimlik yapması engellenmiş, mecburen sirkte çalışmaya başlamıştır. Kapitalist muktedirler Dalbanezo’nun ölümünün ardından kafatasını bile satar. Yaşarken acımasızca yararlandıkları doktordan ölümünden sonra da kâr etmesini bilirler.

İlk baskısı 1932 yılında yapılmış bu oyunun yazılmasının üzerinden neredeyse yüz yıl geçti. Bugün Nazım’ın dillendirdiği ilkel kapitalist sistemin çok daha şiddetli haliyle sarmalanmış durumda değil miyiz? 

İşte sayısız örnek arasından biri;

Prof. Dr. Mehmet Ergenoğlu ve onun utançtan yerin dibine girmemiz gereken davası… 

Ergenoğlu, bir Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) uzmanıydı. Çukurova Üniversitesinde aldığı tıp ve KVC eğitiminin ardından Amerika (Houston ve Cleveland) ve Belçika’daki önemli üniversite ve hastanelerde altı yıla yakın çalışmıştı. Ülkesine döndüğünde otuz sekiz yaşındaydı. İyi insan, iyi hekimdi; kurtardığı yüzlerce hayatla, binlerce kişinin yaşamına dokunmuştu. Türkiye’deki akademik ortam ve özel hastanelerdeki çalışma koşullarının çarpıklığı nedeniyle pek çok hekim gibi o da bir özel hastane zincirinden diğerine savrulurken, 2012 yılında doçent, 2018 yılında da profesör unvanı aldı. Artık elli iki yaşındaydı. Evlenmiş, iki kızı olmuştu. 

Yaşamının önemli bir bölümünü masa başında çalışarak, bilimsel makaleler yazarak, nöbetlerde, yoğunbakımlarda ve ameliyathanelerde hayat kurtararak geçirmişti. 2020 yılında Covid-19 pandemisi başladığında bir vakıf üniversitesinin tıp fakültesinde öğretim üyesiydi. 

Vakıf üniversitesinde hastane patronlarının amacı bilime ve iyi hekim yetiştirilmesine katkıda bulunmak değil; her ne şekilde olursa olsun hastanenin cirosunu arttırmaktı. Üniversite göstermelik, biricik hastanelerinin “marka değer” olmasıysa özneydi. 

Özel hastane zincirleri, üniversite hastanesi “olduğunda” SGK’dan daha fazla ödeme alıyor, daha düşük ücretle çalışmaya gönüllü öğretim üyesi bulabiliyordu. Ayrıca bir süre sonra sınırsız maddi gücün kendilerine saygınlık kazandırmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kalan hastane patronları, kurdukları üniversitenin “mütevelli heyeti başkanı” sıfatıyla rektörlerin bile üzerinde konumlanabiliyordu. Aslında paranın ve “itibarın” kölesi olmuş bu “zavallıların” saadetinin süreğenliği oradaki öğretim üyelerinin elindeydi. 

Öyle ya öğretim üyesi olmadan üniversite nasıl olacaktı!

Bu gerçeği onlar da biliyordu ama hekimlere sosyal ve özlük haklarını vermek yerine, sermayenin payandası olan siyasi erkle birlikte çıkardıkları yasalarla onları zapturapt altında tutmayı tercih ettiler. Çünkü hekimler için ödenen her kuruş, onlar için bir gider, yani zarardı. 

Çoğu vakıf üniversitesi-özel hastane yapılanmasında, Prof. Ergenoğlu’nun çalıştığı kurumda da olduğu gibi, öğretim üyesi hekimlerin; üniversitede iş sözleşmesi (4A - bordrolu), hastanede ise hizmet alım sözleşmesi (4B - şirket) ile çalıştırılması bundandı. 

Yani aynı çatıda bulunan; üniversitede SSK’lı, hastanede ise BAĞ-KUR’luydu bu hekimler. 

Üniversitede “hoca”, hastanede ise hak edişi kadar şirket faturası kesen bir taşerondu. 4A’lı olması YÖK açısından yasal bir zorunlulukken; hastanede 4B’li olması özel sağlık sermayesinin bir dayatmasıydı. 

Bu yolla özel hastaneler mali ve hukuki tüm sorumluluklarından kurtuluyor; hekimler ise yaptırımlar, çalışma koşulları ve yükümlülükler bakımından aslında 4A’lı, yani işçi gibi çalıştırıldıkları halde 4B’li oldukları için tüm iş haklarından yoksun bırakılmış oluyordu. 

Dr. Mehmet Ergenoğlu da, İstanbul’daki özel hastane hekimlerinin yaklaşık yüzde 80’i gibi bu adaletsiz koşullarda çalıştırılıyordu. Ve ne yazık ki görev yaptığı sırada COVID-19 hastalığına yakalanarak 15 Mart 2021’de yaşamını yitirdi.

Meslek hastalığı nedeniyle vefat ettiği saptanarak iki kızına maaş bağlandı. Her şey şaşırtıcı bir şekilde olması gerektiği gibi gidiyordu; ta ki Esenyurt SGK Müdürlüğü’nün “Bağlanan gelirin kesileceği ve o güne dek yapılmış ödemelerin tahsil edileceği”ni belirten Mart 2023 tarihli yazısına kadar.

Bu karar, “Prof. Ergenoğlu’nun koronavirüse maruz kaldığı sırada hem öğretim üyesi (4A) hem de hekimlik hizmet alım sözleşmesi (4B) ile çalıştığını, ancak meslek hastalığının, o sırada eğitim faaliyeti olmadığı için 4B ile çalıştığı sırada oluştuğu, bu nedenle gelir bağlanmasının mümkün olmadığı” gibi akıldışı ve “zorlama” bir gerekçeye dayandırılıyordu.

Hâlbuki mahkemede aksi yönde görüş bildiren fakülte dekanı da dâhil olmak üzere herkes biliyordu ki tıp eğitimi sadece amfilerde verilen bir disiplin değildir. KVC eğitimi de tıpkı diğer klinik dallarda olduğu gibi, doğrudan hastanede ve hastalara hizmet sunularak da verilmektedir. 

Raporda, Prof. Ergenoğlu’nun görevi ikiye bölünmüş, iki görevin birbiriyle ilişkisi yokmuş gibi değerlendirilmiş ve virüsle, öğretim üyesi olarak değil, hekim olarak karşılaştığı gibi mantık dışı ve trajikomik bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Kaldı ki öyle bile olsa; üniversite, hastane yöneticileri hatta devlet de biliyor ki Dr. Ergenoğlu hizmet satın alınan bir taşeron değil, hastanenin çalışanıdır ve 4B’li olması özel sağlık sermayesinin menfaatleri için uydurulmuş ve kendisine dayatılmış bir durumdur. 

Devam etmekte olan Mehmet Ergenoğlu davası, özel hastane patronlarının hekimleri neden 4B’li çalışmaya zorladıklarını açıkça ortaya koyan trajik bir örnektir. Kendi bünyesinde çalışan bir işçisi meslek hastalığı nedeniyle ölmüş ve 4A’lı olsa evlatlarına maaş bağlanması gerekecekken, 4B’li sayıldığından bu yapılmamış ve vicdanları yaralayan hak kaybına uğramıştır.     

Nazım Hikmet’in yaklaşık yüz yıl önce “Kafatası”nda anlattığı gibi; kapitalizm, kendi çıkardığı yasalarla bir vicdan ve adalet suikastı gerçekleştirmekte, para ve güç uğruna açık bir insan hakları ihlaline neden olmaktadır.

Bu haksızlığa karşı ses yükseltmek ve Hamlet gibi sormak zorundayız:

 “Düşüncemizin katlanması mı güzel/ Zalim kaderin yumruklarına, oklarına

Yoksa diretip bela denizlerine karşı/ Dur, yeter demesi mi?”1

TTB ve İstanbul Tabip Odası olarak; 4A, 4B gibi bürokratik oyunlarla meslektaşlarımızın emeklerini, ölümlerinden sonra dahi sömürmekten çekinmeyen iktidara ve onun kol kanat gerdiği sermaye sahiplerine elbette “Dur, yeter” diyoruz, diyeceğiz…

    1. Shakespeare W. Hamlet. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 26. Basım, Şubat 2020. Sayfa 71.

 

PROF. DR. OKAN TOYGAR
İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU ÜYESI

Yazarın Son Yazıları

MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025