Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

02.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı resmi internet sitesinde, güncellenen verilere göre şu an riskli yapı tespiti yapılan 1 milyon 365 bin 868 bağımsız birim mevcut. Buna karşılık, yıkılan 1 milyon 142 bin 984 bağımsız birim söz konusu. Fakat uzmanların açıklamaları, toplam riskli yapı stoğunun aslında 6-7 milyon civarında ve bunların önemli bir kısmının henüz resmen tespit edilememiş olduğu yönünde.

ZORUNLU GÖÇ

6306 sayılı kanun kapsamındaki kentsel dönüşümün hedef aldığı riskli alanların büyük çoğunluğu, yoksul veya dar gelirli hanehalklarının yaşadığı yerler. Bu sosyo-ekonomik profildeki mahallelerde yaşanan dönüşümlerde, Kentsel Dönüşüm Kanunu’ndaki yönetmelik değişiklikleriyle müteahhitlere ve bakanlığa büyük yetkiler verilerek tapudaki hakların silinmesinin, mülkiyetlerin haksız el değiştirmesinin yolu açılmıştır! 

Kat sahipleri toplantılarında karar eşiğinin düşürülmesi, itiraz sürelerinin kısaltılması, karara katılmayanların paylarının açık artırmayla satılması gibi maddelerle ve yapılacak dönüşüm giderlerinin karşılanamaması gibi nedenlerle eski hak sahipleri yaşam alanlarından koparılarak göç etmek zorunda bırakılmıştır!

ANA SORUN

Resmi TÜİK verilerinde, 86 milyonu aşan Türkiye nüfusunda işgücü rakamı 35 milyon 139 bin kişi olarak belirtilmiş. Aynı kaynağa göre işsiz sayısı 2 milyon 981 bin olarak veriliyor ki bu yüzde 8.5’lik bir işsizlik oranına işaret etmektedir. Bu oranların tarihsel ortalamalarına yakın seyretmesinden de anlaşılacağı gibi bugün insanların temel hak ve ihtiyaçlarını karşılamakta yaşadığı sorunların ana kaynağı, yanlış ücret politikaları ve gelir eşitsizliğidir!

SGK’nin prime esas kazanç verilerinden elde edilen rakamlara göre 2025 yılında sigortalı çalışan sayısı 26.5 milyonu aşmış görünüyor. Burada özel sektörde 4/a sigortalı kapsamında çalışan sayısını esas aldığımızdaysa karşımıza 16 milyonun üstünde bir sayı çıkmakta.

Özel sektörde 4/a kapsamında çalışanların yüzde 40’ından fazlası asgari ücret üzerinden prim ödemektedir. Yani, ücretli çalışan kesimin neredeyse yarısı asgari ücret gelirine sahip.

Dul, yetim, malul ile emekli ve hak sahibi sayısı ise toplamda 17 milyona yaklaşmış durumdadır. Tüm bu sayılar alt alta sıralandığında, iyimser bir tahminle bile, nüfusun neredeyse üçte biri yalnızca asgari ücret ve emekli gelir düzeyinde yaşamaktadır!

KULAĞA HOŞ, DİLE KOLAY…

Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın 111 milyar TL ayırdığı 2026 bütçesinden, İstanbul’da kentsel dönüşümü hızlandırmak amacıyla 22 Şubat 2024’te cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürürlüğe giren “Yarısı Bizden Kampanyası” kapsamında, yurttaşlara evlerini yeniden inşa ettirmeleri için 875 bin TL hibe, 875 bin TL kredi ve 125 bin TL de tahliye desteği olmak üzere toplam 1 milyon 875 bin TL finansman sağlanıyor.

Buraya kadar anlatılan her şey kulağa çok hoş; yıllarca devam edecek inşaat aşamasında, sürekli faiz işletilecek kredilerin geri ödemesi de dile kolay geliyor! Kaldı ki iş bu sayılarla da bitmiyor. Müteahhitle yapılan anlaşmalar sonucunda sayılar katlanıyor ve birikiminiz yoksa daha yüksek miktarlarda bir krediye gereksinim duyuluyor. Bu durum semtine, arsa payına, yüklenicinin kâr beklentisi vb. durumlara göre de değişkenlik gösteriyor. Türkiye’nin son yıllardaki en büyük sorunlarının başında gelen kira rakamlarına rağmen kentsel dönüşümde verilen 10 bin 500 TL’lik kira yardımının da pek anlamlı olmadığı biliniyor.

KIRILGANLIK ARTIYOR

Kentsel dönüşüm gerektiren konutlarda oturan alt ya da orta gelir sahibi insanların, sıraladığımız edimler altında, yıllarca sürecek ve 3 milyona kadar varabilecek kredi geri ödemelerini, kiradan kaynaklanan farkları, aynı zamanda yaşamsal gereksinimlerini karşılaması, asgari gelir düzeyi şartlarında neredeyse imkânsız görünüyor.

Türkiye’nin deprem ve riskli yapı gerçeği, başta inşaat sektörü üzerine odaklı ekonomi yönetiminin, müteahhitlerin, bankaların olmak üzere birçok kişi ve sektörün iştahını kabarttı.

Ancak yıllardır süren Rusya-Ukrayna ve bölgeye yayılma riski yüksek olan İran-ABD/İsrail savaşlarının daha şimdiden yarattığı enerji darboğazının yanı sıra gelişen politik ve ekonomik dengeleri altüst eden olaylar, Türkiye’nin kırılganlığını her geçen gün artırmaktadır! Tüm bu içsel ve küresel riskler düşünüldüğünde, bugün ellerini ovuşturan banka, müteahhit, bazı sektör ve ekonomi yönetimlerinin, canlarını sıkacak olsa da 2008 yılını anımsamaları her kesim için faydalı olacaktır!

ÇÖZÜM: YERİNDE DÖNÜŞÜM

2008 küresel finans krizi, ABD’de konut balonunun patlamasıyla başladı. Kredi notu dikkate alınmayan insanların elde ettiği düşük faizli krediler nedeniyle konuta olan talep arttı ve fiyatlar şişti. Ancak ilerleyen yıllarda faizlerin artmasıyla batık krediler patladı.

ABD’nin en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers iflas ederek krizi derinleştirdi.

ABD’de işini kaybedenlerin sayısı 9 milyona ulaştı! Konut fiyatları düştü, milyonlarca insan evini kaybetti! Borsa çöktü! Bu arada tüm dünyaya ihraç edilen ve içi boş şirketlerin bulunduğu birçok fonun batmasıyla kriz küreselleşti!

Günün dinamikleri her ne kadar farklılık gösterse de süreçteki birçok benzerlik gözlerden kaçmıyor. Türkiye’deki gelir düzeyinin düşüklüğü, yüksek enflasyon, yüksek faiz şartları, kredi geri ödemelerinde yaşanan sorunlardaki artışlar, işsizlik oranları, jeopolitik gelişmeler 2008 krizinin sonuçlarını ve geride bıraktığı kalıcı etkileri göz önünde bulundurmayı bir hayli zorunlu kılıyor!

Çözüm yolu ise; tamamı devlet finansmanıyla karşılanan, asgari gelir düzeyinde herkesin ödeyebileceği kredi şartlarında, yerinde dönüşümden geçiyor.

AYDIN ÖNCEL

EKONOMIST