“Eğri oturalım doğru konuşalım”, der büyüklerimiz.
Doğruyu bulmak da her zaman öyle kolay değildir hani!
Ama ulaşılmaz kaf dağının arkasında da değildir.
Sorular doğruların bulunmasına yardımcı olur!
Türküler, şarkılar, görseller belki yardım eder!
İzmir’in kavakları,
Dökülür yaprakları,
Nerde?
İzmir’in dağlarında çiçekler açar,
O çiçekler,
Nerede?
Birkaç tanesi dışında 19.yüzyıl İzmir Levantenlerinin Kordonboyunda, Karşıyaka sahilinde yaptığı zarif yalı evleri, Bornova, Buca’nın göz alıcı köşkleri,
Nerede?
Osmanlının Kemeraltı, Beyler sokağı, Namazgah’taki muhteşem konakları,
Nerede?
Yel alıp götürdü mü?
Zaman mı yok etti?
Yoksa, geçen yüzyılda ülkemizde atağa kalkan kapitalizmin görgüsüz yeni inşaat müteahhitleri arsaya, apartmana, ranta mı dönüştürdü onları?
Vahşice!
Güzeli yık, üst üste çirkini yap!
Para kazan!
Üstüne alınan alınsın!
Genel ve yerel yöneticiler de buna göz yumsun!
Rant, emek harcamadan elde edilen kazançtır.
Kazan kazandı, kazanıyor!
Peki yeşile, kavaklara, çiçeklere ne oldu?
Hani doğayı bizden öncekilerden miras, torunlarımızdan ödünç almıştık!

(Meles deltası)
***
Özellikle son 30-40 yıl içinde elbette yerel yönetimler İzmir’in içine önemli yeşillikler, rekresyon alanları, parklar kazandırdı. Ancak bunlar bir elin parmakları kadar.
Bugün Avrupa kentleri ve İzmir üzerinde bir kuş gibi uçup çevreyi gözlerseniz, şaşırmazsınız ama üzülürsünüz.
Norveç’in başkenti Oslo’da kentin imarlı alanının içindeki toplam yeşil alanının oranı %80’dir. Yani şehrin konutlar dışında kalan yeşil alanıdır bu!
Hadi Norveç çok yağışlı diyelim, Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de bu oran %70, İspanya Madrid’de %55, hatta bizim Ankara’da %35’dir. (https://ebrdgreencities.com/assets/Uploads/PDF/Izmir-GCAP-report_FINAL-ISSUED-TURK.pdf)
İzmir’de, çekirdek ilçeler diyebileceğimiz; Konak, Karşıyaka, Bornova, Buca gibi semtlerde ise %6-7. Kişi başına düşen yeşil alan 8-9 m2. (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/baskan-soyer-imar-planlarina-2-milyon-metrekare-yesil-alan-ekledik/48970/156)
Yani en fazla 3*3 boyutlarında bir alan.
Bir kişinin mezar alanı bile 2*2.5 m2’dir.
İzmir gibi bugün nüfusu 4 milyon kişiyi aşan bir metropolde yaşamak için kişi başına düşen yeşil alan ona verilecek bir mezar yerinin ancak 3 katıdır.
Yani dar sokalar, çirkin binalar arasına hapsedilmiş insanlar!

(İmara açılması tartışılan İnciraltı rekreasyon alanı)
***
İzmir’de yeşil alanların yetersizliği, özellikle çocuklar ve gençler açısından yalnızca estetik ya da rekreasyon sorunu değil, doğrudan bir gelişim ve sağlık meselesidir.
Park ve doğal oyun alanlarının azlığı, fiziksel hareketi düşürürken obezite ve solunum sorunları riskini artırır; doğayla temasın zayıflaması ise stres, dikkat dağınıklığı ve kaygı düzeylerinde yükselmeye yol açabilir.
Yeşil alanlar çocuklar için serbest oyun, keşif ve sosyal etkileşim ortamı sağladığından, bu alanların eksikliği akran ilişkilerini ve sosyal beceri gelişimini de sınırlar.
(Yasak maddeler, akran şiddeti, cep telefonu bağımlılığı?)
Araştırmalar, yeşil çevreye erişimi olan çocukların hem zihinsel toparlanma hem de öğrenme performansı açısından daha avantajlı olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle İzmir’de yeşil alan sorunu, kent planlamasının ikincil bir başlığı değil, kuşakların bedensel ve ruhsal sağlığını doğrudan etkileyen temel bir kamusal ihtiyaç olarak ele alınmalıdır.

(Alsancak-Kordonboyu)
***
Avrupa Birliğini resmi birimlerinden Avrupa Çevre Ajansı (EEA-European Environmental Agency ) şehirlerde yeşil alanların toplumun geneli için yararlarını 2023’de özet olarak şöyle sıralıyor:
“Parklar, kentsel ormanlar, ağaçlıklı sokaklar, bahçeler, nehir kıyıları ve sahil şeritleri gibi erişilebilir ve yüksek kaliteli kentsel yeşil ve mavi alanlar, yerel topluluklara önemli sağlık faydaları sağlar.
Yeşil alanlar hava kalitesini iyileştirir, gürültüyü azaltır ve biyoçeşitliliği artırır.
Yeşil alanlar ayrıca sıcak dönemlerde sıcaklıkları dengeler ve serin ve gölgeli alanlar sağlar.
Yerel topluluklar yeşil alanları fiziksel egzersiz ve sosyal etkileşimler, rahatlama ve zihinsel yenilenme için kullanırlar.
Yeşil alanlara sahip olmak, kronik hastalıklardan kaynaklanan ölüm ve hastalık oranlarını azaltarak, ruh sağlığını ve gebelik sonuçlarını iyileştirerek ve obeziteyi azaltarak sağlığa fayda sağlar.” (https://ebrdgreencities.com/assets/Uploads/PDF/Izmir-GCAP-report_FINAL-ISSUED-TURK.pdf)
Burada tanımlanan yararlar hayatı erinçli sürdürmenin en önemli ögeleridir.

(Bornova-Bayrakıl Aşık Veysel rekreasyon alanı)
***
İzmir’in yeşil alan göstergelerine ilişkin sayısal tablo; çekirdek ilçelerde plan kararlarına göre yaklaşık %6–7 bandındaki pay ve kişi başına ~8–9 m² düzeyinde olduğunu bildirdiğine göre, tek başına bile bu değerler kentin “yeşil kapasitesinin” sınırını belirliyor.
Vah, vah, vah!
Hele Avrupa’nın belli başlı kentleriyle karşılaştırıldığında ise durum kabul edilebilir bile değil.
Avrupa kentleri için Avrupa Birliği’nin ortaya koyduğu çerçeve ise tartışmayı yalnızca toplam metrekareye değil, erişilebilirlik, süreklilik, dağılım ve iklim direnci boyutlarına taşıyor.
Bu perspektiften bakıldığında İzmir’deki yeşil alan durumu salt nicelik değil, aynı zamanda planlama tercihleri ve öncelik sıralaması meselesi olarak belirginleşiyor.
Bu duruma “orası Avrupa, biz Türkiye’deyiz” diyemeyiz. Onların ekonomik gelişmişlik düzeyi yüksek biz aşağıdayız diyemeyiz.
Durum yaşamsal!
Şükür aklımız var! Her gün kirlettiğimiz (!) cennet gibi bir ülkemiz var.

(Buca-Gölet)
***
Son yıllarda İzmir’de alınan bazı somut karar ve yapılan tartışmalar bu konuyu tekrar ciddi ciddi yeniden düşünmeyi, doğaya, insana, kente, geçmişe ve geleceğe yönelik sorumluluklarımızı düşünmeyi gerektiriyor.
Kültürpark’ta/Eski Fuar’daki yapılaşma baskısı; Basmane çukuru denilen alanda yeşil yerine yapılaşmaya yönelinmesi: Kadifekale eteklerinde, antik Smyrna çevresindeki arkeolojik alanın dar kalması ve mevcut otoparkın yıkılıp yıkılmaması; Konak’taki yıkılan eski belediye binası parselinin yeşil alan olarak da değerlendirilip değerlendirilemeyeceği; semtin ortasındaki Buca Cezaevi alanında park yerine ticari proje seçeneklerinin öne çıkarılması; bu nicel yetersizliği daha da kritik hale getiriyor.

(Karşıyaka)
***
Kültürpark örneği yıllardır bu gerilimin simgesel merkezlerinden biri.
Kent merkezinde büyük ve süreklilik gösteren nadir yeşil alanlardan biri olan bu çevre, tarihsel olarak kültür ve kamusal yaşam işlevleriyle birlikte varlığını sürdürüyor.
1922’de yakılan Rum ve Ermeni mahallesinin yangın alanını yeşil alana dönüştüren Cumhuriyetin ilk yöneticileri, İzmir’in bu acısını çok hayırlı bir işe dönüştürmüşlerdi.
Ancak zamanla, hele son yıllarda park içindeki yapılaşmanın artması ya da yapı yoğunluğunun büyümesi yönündeki her adım, yalnızca birkaç bin metrekarelik kayıp anlamına gelmiyor; aynı zamanda merkezdeki son büyük ekolojik boşluklardan birinin parçalanması anlamına geliyor.
Avrupa Birliği yaklaşımına göre kentsel yeşil alanın değeri, büyüklüğü kadar kesintisizliği ve ısı adası etkisini kırma gücü ile ölçülür.
Bu açıdan Kültürpark gibi alanlarda yapılaşma artışı, kentin iklim uyum kapasitesini doğrudan zayıflatan bir sonuç üretir.
Yazın muhteşem serinleticisi Körfezin İmbat meltemi, duvar gibi Kordon’daki yüksek apartmanlara çarpar, daha içerilere giremez.
Bir beton yığınına dönüşmüş kent merkezisinde sıcakların daha da dayanılmaz hale gelmesinin belki de nedenlerinden biri budur.

(Konak-Kültürpark)
***
Benzer bir durum Basmane’de yıllardır “çukur” olarak anılan alan için de geçerli.
Bu tür büyük boşluklar, yoğun kent merkezlerinde nadir bulunan yeniden yeşillendirme fırsat alanlarıdır.
Dünyadaki çağdaş planlama örneklerinde, merkezde kalmış büyük atıl alanlar çoğu zaman park, kent ormanı ya da kamusal açık alan olarak değerlendirilir; çünkü yeni yeşil alan üretmenin en zor olduğu yer, tam da bu yoğun merkez dokudur.
Bu alanın yeşil yerine yüksek yoğunluklu yapılaşmaya açılması, İzmir’in zaten düşük olan merkez yeşil alan oranını yapısal olarak daha da aşağı çeken bir tercihtir.
Kültürpark’la, Basmane deki bu boş parselin hoş bir düzenlemeyle birleştirilip kent merkezindeki yeşil alanını arttırılması, kamu çıkarı açısından çok yerinde olur.
Buraya ticaret merkezi, gökdelenler yapmak isteyenler için, böyle girişimler için belirlenmiş olan Tepecikle Bayraklı arasındaki yumuşak zeminli alan yeter ve artar bile! O da ne kadar güvenliyse!
Zaten gökdelenler, inşaat mühendisleri ve mimarlar için meslekleri açısından teknolojinin harikaları olarak kabul edilse bile bu pahalı yapılar sermayedarlar için paranın, kapitalizmim zafer bayrağını göndere çeker.
Topraktan rant beklemek doğal yaşama karşı bir tuzaktır!

(Basmane Çukuru)
***
Aynı mantık, Konak’ta yıkılan Büyükşehir Belediye binası parseli için de geçerlidir.
Depremden etkilenen eski Büyükşehir binasının yıkılıp yıkılmamasının doğruluğunun tartışmalı olması bir yana, böyle simgesel ve merkezi bir boşluğu, yanı başındaki Konak meydanıyla birleştirilip yeni bir kamusal yeşil odak oluşturma yerine yeniden bina ile doldurulması, bir “fırsat penceresi”nin kaçırılması olarak okunabilir.
Hatta belli bir planlamayla bu alanın yanı başındaki Sümerbank binası da bir süreç içinde ortadan kaldırılıp yeşil alana katılabilir.
Zaten binalar arasında boğulmuş İzmir insanı bu bölgedeki yeşil alanın genişletilmesiyle, bu vesile ile denizle daha çok buluşabilir, Körfezin kıyısında sere serpe dolaşabilir.
Çocuklar koşuşturup güvercinlere daha çok yem atabilir!
Buraya illaki Belediyeyi temsil eden bir bina yapılmak isteniyorsa, alanın bir köşesine. Onunla bütünleşmiş simgesel, uygun mimaride küçük bir başkanlık konuk karşılama binası yapılabilir.
19.yüzyılda Osmanlının kudretin gösteren Konak meydanındaki Sarı Kışla, Ayşe Hanım Camisinin yanında Medresesi, iskelesi, depoları simgesel olarak gösterilip kentin yakın geçmişiyle yüzleşmesi sağlanabilir.
Hatta Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı ve İzmir’in simgesine dönüşen “Saat Kulesi”nyle aynı doğrultuda, İzmir’i gelecek kuşaklara taşıyacak, ulusal bir yarışmayla tasarlanan yeni bir modern anıt yapılabilir.
İzmir’de emperyalizme karşı ilk kurşunu atan Hasan Tahsin anıtına daha anlamlı bir çerçeve çizilebilir.

(Konak Meydanı ve yıkılan eski Büyükşehir Belediye Binası)
***
İzmir kentini müthiş tarihsel birikimine bağlayan en önemli unsurlardan biri sahip olduğu arkeolojik izlerdir.
Bu bağlamda kentin arkeolojik mirası ile yeşil alan ilişkisi İzmir’e ayrı bir katman ekler.
Kadifekale–antik Smyrna hattında arkeolojik sitler ile yeşil tampon bölgelerle birlikte planlandığında hem kültürel miras korunur hem de kent merkezine nitelikli açık alan kazandırılır.
Bugün Agora da dediğimiz antik Smyrna arkeolojik alanının bitişiğindeki çok katlı otopark gibi çirkin yapıların kaldırılarak alanın arkeolojik-peyzaj bütünlüğüne katılması yönündeki öneriler, bu nedenle yalnızca “tarih koruma” değil aynı zamanda kentsel yeşil stratejisi olarak da anlamlıdır.
Tarihin en akıllı yöneticilerinden Büyük İskender’in taşınmasına vesile olduğu söylenen, Kadifekale/Pagos eteklerindeki Smyrna burasıdır.
Kent yüzyıllarca önce, çamur birikintileri içinde kalan eski çağın Bayraklı höyüğünden taşınıp burada yeniden kurulmuştu.
Bu ören yerinde başarıyla yapılan arkeolojik kazılarla bugün tiyatro yapısı ortaya çıkarılmış, Agora/Pazaryeri başarıyla restore edilmiştir.
İ.S.17 yılındaki büyük depremde tümü yıkılan kenti yeniden ayağa kaldıran Roma’nın büyük İmparatoru bilge Marcus Aerilius’la eşi Faustina’ya İzmirli Aristides’in söylev verdiği yerdir Agora.
Söylevi pek beğenen İmparator, Aristides’in ona yazdığı dokunaklı mektup uğruna hiçbir yere yapmadığı yardımı İzmir’e yapmıştı.
Smyrna’nın yeniden ayağa kaldırılması, bugünkü İzmir’in var olması onların sayesindedir.
Ne yazık ki bu Aristides’in İzmir’in hiçbir yerinde bir heykeli bile yok!

(Smyrna-Agora ve katlı otopark)
İzmirli Atilla İlhan’ın yazdığı, Yalçın Tura’nın bestelediği, en güzel Zeki Müren’in okuduğu ünlü Agora meyhanesi şiiri ve şarkısına esin veren yerdir burası.
Ünlü Fransız yazarı Victor Hugo da 1829’da yayımlanan Les Orientales kitabındaki “La Captive” (Esir / Türk Esiri) adlı şiirinde İzmir’i açıkça anıp çok güçlü bir imgeyle “Smyrne est une princesse” (“Smyrna bir prenses(tir)” demesi boşuna değildir:
"İzmir, bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla. Mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir. Nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse, O da denizler arasından ışıldar. Hatta Arşipel'in (Ege adalarının) yaratılışından çok daha tutkulu..."
Büyük yazar İzmir’i bir prensese benzetirken onu çiçeklerle birlikte anar.
Herhalde o zamanlar çok yeşildi İzmir!
Yeni görüşleriyle Musevilikte büyük deprem yaratan sonra Müslümanlığa dönen İzmirli Sabetay Sevi’nin evinin burada olduğu söylenir.

(Sebatay Sevi evi. Agora- İkiçeşmelik caddesi. Foto:Erol Şaşmaz).
Nitekim, çeşitli yönleriyle İzmir’in bu yöresi, Agora ve çevresi kültürel bir dünya mirasıdır.
İşte o prensesin, o İzmir’in bir kısmı bugün bir otoparkın altındadır.
Depremde hasar gördüğü gerekçesiyle, antik Smyrna’nın bir kısmının altında bulunduğu otoparkın bulunduğu yer onu tamir etmek, yıkıp yeniden yapmak için uygun değildir.
Otoparkın yatay yerine dikey ve yoğun biçimde tam da bu tür hassas alanlarda konumlanması hem miras hem yeşil süreklilik açısından çifte baskı yaratır.
Üstelik kent merkezlerine, az nüfuslu ve taşıtların az olduğu zamanlarda yapılan böyle otoparkların gerekliliği çoktan geçmiştir.
Büyük kentlerin merkezi yerlerinde artık çok katlı büyük otoparklar düzenlemek çağdaş bir uygulama değildir.
Örneğin gündüz nüfusu 300-400 bin olan New York’un finans merkezi Wall Street’e ulaşım büyük ölçüde metro (subway) ile sağlanır; bölgede büyük otopark alanları yoktur.
Bu durum New York- Aşağı (Lower) Manhattan’ın yoğun ve tarihî dokusundan kaynaklanır. Yürüme mesafesinde birden fazla metro istasyonu vardır.
Mesai bitiminde binlerce kişi birden sokağa çıkar ve birden metrolara inerek gözden kaybolur.
Akılcı sistem böyle kurulmuştur.
Paris, Londra gibi dünya merkezlerinde de durum böyledir.
Devir değişti.
İzmir’de artık bu yörede işyeri bulunan kişilerin özel araçlarıyla Çankaya’ya, Kemeraltı’na gelmesine gerek yoktur; bu doğru da değildir.
Kentin yoğun trafikle boğulması bir yana iş yeri sahiplerinin ya da müşterilerin sayıları her gün biraz daha artan arabaları için otopark alanı yetiştirmek olanaklı ve akılcı değildir.
Otobüsler İzmir’in her yanından buraya kolaylıkla ulaşabildiği gibi yörede metro ve tramvay hatları vızır vızır çalışmaktadır. Duraklar sıktır.
Otopark isteyenler özel araçlarla buraya gelmek isteminden vaz geçmelidir.
Kentlerde kamu yararı her zaman kişisel yaradan üstündür.
Herkes toplu taşımaya alışmalıdır.
Çağdaş eğilim budur.
Bu konudaki popülizm çok tehlikelidir.

(İkiçeşmelik-Agora-Eski İzmir)
***
Buca Cezaevi alanı tartışması da aynı eksende okunabilir.
Büyük kapalı kamu alanlarının boşalması, metropoller için nadir görülen dönüşüm fırsatlarıdır.
Bu tür alanların park ve rekreasyon odağına dönüştürülmesi, özellikle nüfus yoğunluğu yüksek ilçelerde kişi başına yeşil alan göstergesini hızla iyileştirebilir.
Buna karşılık alışveriş merkezi ya da yüksek yoğunluklu ticari kullanım tercihleri, kısa vadeli ekonomik getiri üretse bile uzun vadede belirli yerler ısının yoğunlaşması, trafik, yağmur suları için yüzeyin geçirimsizliği ve kamusal alan eksikliği sorunlarını büyütür.
Yeşil altyapıyı genişletme yaklaşımı, tam da bu noktada yeşil alanı bir “lüks” değil, kentsel altyapının asli parçası olarak tanımlar.

(Eski Buca Cezaevi alanı)
***
Bütün bu başlıklar birleştirildiğinde ortaya çıkan durum şöyle değerlendirilebilir:
İzmir’de yeşil alanın azlığı yalnızca istatistiksel bir veri değildir; kent yöneticilerinin, rantçıların baskılarıyla aldıkları plan kararlarıyla her kritik parselde yeniden üretilen bir sonuçtur.
Kent karar vericileri, eldeki sınırlı merkez yeşil alanlarını korumak ve büyütmek yerine, çoğu zaman yapılaşma yönünde tercihler yaptığında, toplam oran küçük adımlarla daha da düşer.
Üstelik pasif yeşil alan (mezarlık, ağaçlandırılacak alan, refüj vb.) ile aktif park/rekreasyon alanı arasındaki fark gözetilmezse, kâğıt üzerindeki yeşil miktarı gerçek kamusal nefes alanını olduğundan büyük gösterir.
Oysa İzmir gibi sıcaklık artışı ve kuraklık baskısı yaşayan bir Akdeniz kentinde ihtiyaç duyulan şey, sayısal artıştan çok erişilebilir, gölgelikli, bütünleşik ve yapılaşmadan arındırılmış kamusal yeşil ağdır.

(“Basmane çukuru kentin hafızasıdır, rant uğruna feda edilmez” diyor, duyarlı kentliler)
***
Sonuç olarak mesele tek tek çözülebilecek projelerle birlikte, bir kentsel öncelik rejimi meselesidir.
Kültürpark’tan Basmane’ye, Konak’tan Buca’ya kadar her büyük karar alanı, İzmir’in yeşil geleceği için bir sınav niteliği taşır.
Eğer bu alanlar yeşil lehine değerlendirilmezse, bugün %6–7 bandında görünen merkez yeşil alan payı yarın daha da gerileyebilir.
Tersi durumda ise — arkeolojik alanların genişletilmesi, büyük boşlukların parka dönüştürülmesi, merkezi parsellerde yapı yerine açık alan tercih edilmesi — İzmir, sayısal göstergelerini hızla iyileştirebilecek nadir fırsatlara hâlâ sahiptir.
Bu nedenle yeşil alan tartışması, yalnızca çevresel değil; kültürel, tarihsel ve kamusal bir gelecek tartışmasıdır.
Bu konuda karar vericilerin tutumu, bu kararlardan etkilenecek toplumsal yapının duyarlılığın karar vericilere hissettirmesi önem kazanmaktır.
Kentler birilerinin servetlerine servet katacağı rant alanları değil, insanların mutlu, özgür, güvenlikli, rahat yaşadığı mekanlar olmalıdır.
Yeşil olması gereken toprağı betona çağıran her rant ısrarı, kentin geleceğinden bir parça eksiltir.
Ağaç gölgesinin yerini gökdelen, AVM gölgesi almamalıdır.

(Buca-Hasanağa bahçesi)
Böyle yapılar bir ihtiyaçsa kentin daha az yapılaşmış uygun yerlerine yapılabilir.
Karar vericiler, geçici kazanç sesine değil, toprağın ve toplumun kalıcı nefesine kulak vermelidir.
Çünkü yeşil alan, bir imar tercihi değil; kentin yüreğidir.
Özgür sözlerin ozanı Can Yücel’in şiirinden Derya Köroğlu’nun bestelediği, Yeni Türkü topluğunun söylediği “Yeşilmişik” şarkısında olduğu gibi:
“Bir çift yaprakmış dalında yumuşacık
Tutmuşum tutmuşum ellerinden senin
Düşmüşüz yavaşça bir sakin derenin
İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık”,
diyebilecek miyiz?
Hayal mi, zorunluluk mu?
Sefa Taşkın
28.02.2026
İzmir-Karşıyaka