Gecenin karanlığında uyuyamayan bir adam. Yatağın diğer tarafındaki boşluğa bakışından kaybettiği biri olduğunu hızlıca kavrıyoruz. Daha sonra yataktan kalkıyor, üzerini değiştirirken bedenindeki yara izini fark ediyoruz. Ana karakterimiz Xavier’in (Sterling K. Brown) taşıdığı bu iz, “Paradise”ta bütün bir olay örgüsü boyunca geri dönüşlerle açıklanacak, derinleştirilecek öykünün, Deleuzeyen betimlemeyle “uyarı levhalarına” gidecek sürecin ilk hatırası.
Ardından annenin yokluğunu hissettiğimiz sabah kahvaltısı sırasında oğluyla bir kitap hakkında konuşmaya başladığında ikinci hatıra açığa çıkıyor. Evden çıkıp işe gittiğinde ise senaryonun bize sunduğu küçük hatıra işaretlerinin ilk tetikleyicisi ile karşılaşıyoruz. Çünkü ilk bakışta her şeyin yerli yerinde göründüğü büyük güzel evler, tertemiz sokaklar ve bahçelerle çevirili bu kasabada, Amerikan başkanını korumakla görevli olduğunu anladığımız karakterimizin öykünün girizgâhında onu ölü bulmasıyla yalnızca ilk kırılma yaşanmıyor aynı zamanda geçmişe ilk dönüş de burada devreye giriyor.
Bu andan sonra kendisini olayın ardında yatanları öğrenmeye adayan ajan Collins’in yarattığı karmaşayla birlikte kederini, başkanla ilişkilerini ve bu dışarıdan fazla nizami görünen kasabaya ilişkin gerçeği hikâyenin, geçmiş ile şimdi arasında dokuduğu mekiklerle öğrenmeye başlıyoruz. Ancak başından uyarmalıyım ki “Paradise”, öyküsünün tohumlarını çok hızlı bir biçimde çevreye saçtığı ve aslında gizemini bu tohumlar üzerinden inşa ettiği için diziyi hiç izlememiş olanlara sürpriz bozan vermeden inceleme yapmak olanaksız. Çünkü yapımda gizem perdesi geçmişe dönüldüğünde kaldırılmış olmuyor tam tersine yeni ve daha esrarengiz sorunların öyküye eklemlenmesine aracı oluyor. Dolayısıyla buradan sonrasını okumak ya da okumamak size kalmış...
DİKKAT, SÜRPRİZ BOZAN!
Şimdi gelelim şu uyarı levhalarına. Hikâyenin açılışından itibaren karakterlerinin “şimdi”lerini ve olay örgüsünün temellerini, geçmişe yolculuklarla açıklamaya çalışan “Paradise”ın bunu yapmasındaki temel neden sıradan bir polisiye-suç öyküsü anlatmanın bir gereği olarak değil kurguladığı distopik evrenin ayaklarını anlatmak istemesinden kaynaklanıyor. O evren, yani dünyada ortaya çıkan bir felaketten sonra Colorado’da bir dağın altına bir kasaba inşa eden oligarklar ve teknoloji milyarderlerinin burada kurduğu yeni dünya veya “Paradise”ın adıyla uyumlu yeni cennet her şeyin zeminini oluşturuyor. Dahası, bir süre bu milyarderlerle “uyumlu” çalışan başkanın -evet, burada hepimiz aynı politik göndermeyi düşünüyoruz- öldürülmesi, bu sakin kasabadaki ilk sıra dışı gelişme olsa da yapımın asıl meselesi çok başka... Çünkü başkanın ölümü, suçlunun bulunması, gizemin açığa çıkması gibi basmakalıp polisiye örgülerine yönelik endişelerin yanında başka bir yankı daha barındırıyor: Temel kaygı, Paradise’ta yaşayanların burada yaşadıklarını “hatırlamalarının” önüne geçilmesi. Bu bize -elbette en kaba haliyle- Platon’un mağara alegorisinin hem gerçek hem de mecazi manada tezahürünü anımsatan korku mutlak gücü elinde bulunduranların, kasabada yaşayanlara nerede yaşadıklarını unutturmak suretiyle düzeni ve huzuru sağlama arzularından ilişkili. Başka bir deyişle, yanılsamalarla dolu bir dünyanın gerçekliğine inanmanın getirdiği huzurdan beslenerek gücü ellerinde tutmaya devam etmek istiyorlar.
Bu noktada bütün bu dünya inşasının finalde açıklanan güdülerle bir parça zayıflatıldığını da eklemem gerek. Dan Fogelman’ın yarattığı hikâye katmanları derinlikli ancak neden-sonuç ilişkileri bağlamında aceleye getirilmişlik hissi finali ele geçiriyor. Öte yandan “Paradise”ta kusursuz bir biçimde inşa edilmiş bu sığınakta yaşadıklarını yalnızca bazen yedikleri aracılığıyla anımsayan, “unutmaya programlanmış” bir topluluğu anlatan dizinin, hem ana karakterinin “unutmayı” reddetmesi, hem de anlatının “hatıralarla” ve dolayısıyla geri dönüşlerle ilmek ilmek örülmesi, izleğin cılız ama etkili felsefi ve politik filizlenmelerini daha da dikkate değer kılıyor. Elbette “Paradise”, türünün biricik örneği değil ancak unutmanın “sonuçlarıyla” her an yeniden karşılaştığımız bu dünya düzeninde çarpıcı ve izlemesi oldukça keyifli. Paradise’ı, Disney+’ta izleyebilirsiniz.
Puanım: 7.5/10