Türkiye 24 yıl sonra Dünya Kupası'nda... Futbol yorumcusu Hüseyin Kıyıcı: 'Çeyrek finali görmeliyiz'

Türkiye 24 yıl sonra Dünya Kupası'nda... Futbol yorumcusu Hüseyin Kıyıcı: 'Çeyrek finali görmeliyiz'

31.05.2026 11:31:00
Güncellenme:
Türkiye 24 yıl sonra Dünya Kupası'nda... Futbol yorumcusu Hüseyin Kıyıcı: 'Çeyrek finali görmeliyiz'

Dünya Kupası heyecanının başlamasına sayılı günler kala futbol yorumcusu Hüseyin Kıyıcı ile bir araya geldik. 24 yıl sonra katıldığımız kupada başarabileceklerimizi, kupanın favorilerini konuştuk. Kıyıcı ayrıca futbolun zorlu bir sürece yaklaştığını ve Z kuşağının 90 dakika maç izlemekte zorlandığını söyledi.

24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası heyecanı yaşayan Türkiye’de futbol gündemi yeniden hareketlendi. Kupanın başlamasına sayılı günler kala sevilen futbol yorumcusu Hüseyin Kıyıcı ile hem yaklaşan turnuvayı hem de futbolun geçirdiği dönüşümü konuştuk.

- Yıllar sonra yeniden Dünya Kupası heyecanı yaşayacağız. 2002’den aklında neler kaldı?

Bizim kuşak için çok farklı bir duygu. 2002 Dünya Kupası’nın hafızası hâlâ çok canlı. Tarkan’ın marşı, o kuşağın enerjisi, Brezilya’ya karşı verdiğimiz mücadele… Çok özel bir turnuvaydı. Benim hep şöyle bir tezim var; Almanya’yla oynasaydık yarı finalde, finalde Brezilya’ya daha da büyük zorluk çıkarabilirdik. O Brezilya da tarihin en iyi Brezilyalarından biriydi. Cafu, Roberto Carlos, Rivaldo, Ronaldo, Ronaldinho… Modern futbolun ilk örneklerini izliyorduk aslında.

- O dönemki futbol ile bugünkü futbol arasında nasıl farklar görüyorsun?

Biraz daha sinüs kosinüs tarafı ağırlık kazandı diyebilirim. Atletizm çok önem kazandı. O yıllarda 10 numaralı sistemler hâlâ çok yaygındı. 4-4-2 oynarken bile kenarlara oyun kurucu koyabiliyordun. Şimdi hız ve fizik kalite çok daha ön planda. Ama 2002 Milli Takımı’nın içinde de modern futbolun izleri vardı. Yıldıray ve Hasan Şaş’ın daha serbest oynadığı, Tugay’ın oyunu yönlendirdiği, Emre’nin box-to-box oynadığı bir yapı vardı. Okan Buruk, Ergün Penbe gibi joker oyuncular da çok fark yaratıyordu.

- Bugünkü Milli Takım’ı nasıl değerlendiriyorsun?

Atletizm konusunda bugünkü takımı da çok beğeniyorum. Başta Barış Alper olmak üzere Kenan Yıldız’ın oyun dinamizmi, Orkun ve Hakan gibi iki tane hem 8 hem 6 oynayabilen oyuncunun olması büyük avantaj. Ama bariz eksiklerimiz de var. Özellikle stoper sorunu ve bir 9 numara problemi hâlâ çözülmüş değil. Bunu farklı şekillerde çözmeye çalışıyoruz. Kalecimiz iyi, Uğurcan formda geliyor. Ferdi çok iyi. Oyun kurucu bek gibi oynuyor. Zeki iyi sezon geçirdi. Bunlar avantajımız.

- Milli Takım'dan beklentin ne?

Bence çeyrek finali görmeliyiz. Yolumuz da buna uygun bir yol. Ama burada önemli olan biraz destek olmak. Türkiye’de kötü bir sonuçta hemen büyük eleştiriler başlıyor. Bir kere hocayı rahat bırakmamız lazım. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Kötü günlerde de yanlarında olmamız gerekiyor. Türkiye’nin turnuvalarda kötü başlayıp iyi bitirme hikâyeleri vardır.

- Türkiye’de futbol ortamının fazla sabırsız olduğunu düşünüyor musun?

Kesinlikle. Sabır bizde biraz sözde duruyor. Arsenal örneği konuşuluyor mesela. Arteta’ya yıllarca sabrettiler deniyor ama aynı şey Türkiye’de olsa kimse göstermez o sabrı. Burada hemen başarı beklentisi oluşuyor. “Burası büyük takım, hemen sonuç alınmalı” anlayışı var. Bu da sağlıklı bir futbol ortamı yaratmıyor.

DÜNYA KUPASI BAŞKA BİR EVREN

- Futbol yorumculuğu açısından Dünya Kupası sana nasıl hissettiriyor?

Dünya Kupası bütün yorgunluğu unutturuyor. Çünkü başka bir evren gibi. Dört yılda bir düzenlenmesi, farklı ülkelerin aynı heyecanı yaşayabilmesi, politik olarak unutulmaz maçlar üretmesi onu özel kılıyor. Amerika-İran maçı gibi örnekler hâlâ hafızamızda.

- Çok farklı liglerden maçlar izliyorsun. Bu alışkanlık sana ne katıyor?

Biraz sporu sevmekle alakalı. Gece dörtte Seattle Sounders - Vancouver Whitecaps maçı da izliyorum. Güney Amerika'dan maçı da izliyorum.

- Dünya Kupası 48 takımla oynanacağı için benzer seviyedeki maçlar da çok olacak. İzleyicilere keyifli geçecek bir maçı anlamaları için nasıl bir tavsiye verirsin?

Kötü maç aslında ilk 20 dakikada kendini belli eder. Eğer top pinball gibi gidip geliyorsa, tempo varsa o maç akar. Ama bazı maçlarda oyun sürekli duruyor, ritim oluşmuyor. İnsan o zaman sıkılıyor. Yine de futbol biraz hikâye işi. Dünya Kupaları da zaten bunun için unutulmuyor. Zidane’ın vedası, Maradona’nın teknik direktörlük hikâyesi, Lampard’ın sayılmayan golü… Bunlar akılda kalıyor.

YENİ NESİL 90 DAKİKA İZLEYEMİYOR

- Yeni neslin futbolla ilişkisini nasıl görüyorsun?

Bizim kuşaktan daha hızlı sıkılıyorlar. 90 dakika maç izleme sabırları daha düşük. Sosyal medya çağının etkisi çok büyük. Bir maçın temposu düşükse hemen sıkılıyorlar. Topun oyunda kalma süresi artık çok önemli hâle geldi. Bizim ligimizin de en büyük problemlerinden biri bu zaten.

- Futbolun geleceği konusunda ne düşünüyorsun?

Açıkçası biraz zor bir yere gidiyoruz. Çünkü artık insanlar çok hızlı tüketiyor her şeyi. Instagram’da bile kaydır geç kültürü var. İnsanların dikkat süresi azaldı. Futbol maçlarının süresi bile tartışılıyor artık. UEFA sürekli yeni kurallarla oyunu hızlandırmaya çalışıyor. Bir de çok yoğun fikstür var. Oyuncular 50-60 maç oynuyor. Sürekli bir valizi kapatıp diğerini açıyorlar. Bu da hem oyuncuların fiziksel durumunu hem oyunun kalitesini etkiliyor.

İlgili Konular: #Dünya Kupası