Bir tablonun fiyatı bazen yalnızca estetiği ölçmez. Kimi zaman korkuyu, yalanı ve hayatta kalma içgüdüsünü de tartar. Geçen kasım ayında New York’ta yapılan bir müzayedede 236.4 milyon dolara (10 milyar 281 milyon 485 bin TL) satılan Gustav Klimt tablosu, tam da böyle bir hikâyeyi gün yüzüne çıkardı.
1914–1916 yılları arasında yapılan ve gerçek boyutlu bir yağlıboya olan Elisabeth Lederer portresi, Klimt’in en bilinen eserlerinden değildir. Ancak bu tabloya biçilen rekor bedel yalnızca sanat tarihine değil, onun içinden geçtiği karanlık yüzyıla da verilmiş gibidir.
Elisabeth, Klimt’in en önemli hamilerinden August ve Serena Lederer’in kızıydı. Bol süslemeli, neredeyse imparatorluk cüppesini andıran şeffaf elbisesi içinde betimlenen genç kadının bakışları şaşırtıcı ölçüde gerçekçidir. Yüzünde, henüz yaşanmamış bir felaketin sezgisi dolaşır. Elleri huzursuzdur. Dönemin Viyana’sı gibidir adeta. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yıkılmak üzereyken bireyleri de belirsiz bir gelecek beklemektedir.
Asıl fırtına ise 1938’de gelir. Nazi Almanya’sının Avusturya’yı ilhakıyla birlikte Lederer ailesi dağılır. Pek çok fert başka ülkelere doğru yola çıkar. Elisabeth ise yeni boşanmıştır, yalnızdır ve Viyana’da kalmayı seçer. Nazi sınıflandırmasına göre “tam Yahudi” sayılmaktadır. Bu, hayatta kalma olasılığının neredeyse sıfır olduğu anlamına gelir. Viyana’da kalmaya devam etmesi tam bir kumardır.
HAYAT KURTARAN YALAN
Çaresizlik, insanı yaratıcı kılar. Elisabeth, Klimt’in gayrimeşru çocuğu olduğu yönünde bir söylenti yayar. Annesi Budapeşte’den bu iddiayı destekleyen yeminli bir ifade verir. Mantıksız değildir: Klimt, Lederer ailesiyle yakındır ve zaten çapkınlığı meşhurdur. Üstelik Elisabeth’in portresini bizzat yapmıştır.
Naziler bu hikâyeyi isteksizce de olsa kabullenir. Klimt’in eserlerini “Aryan” sanat olarak muhafaza etmek istemektedirler. Böylece bir yalan, hem bir kadını hem de bir tabloyu kurtarır.
Lederer koleksiyonunun yağmadan arta kalanları Schloss Immendorf’a taşınır. Ancak Elisabeth’in portresi, tartışmalı konumu nedeniyle Viyana’da kalır. Elisabeth 1944’te yakalandığı ağır hastalık sonrası ölür ve savaşın bitimini göremez. 1945 Mayıs’ında SS birlikleri şatoyu ateşe verir ve bir düzineden fazla Klimt başyapıtı yok olur. Bu portre ise yangından kurtulur. 1948’de Elisabeth’in kardeşi Erich’e iade edilir.
YATIRIM DEĞİL EMANET
1985’te tabloyu kozmetik milyarderi Leonard A. Lauder satın alır. Rivayete göre 40 yıl boyunca her gün öğle yemeğini onun karşısında yer. Lauder tabloya bir yatırım aracı olarak değil, kültürel bir emanet gibi davranır. Oysa kendisi, ekonomik krizlerde ruj satışlarının arttığını gözlemleyerek “ruj etkisi” tezini ortaya atan, paranın dilini bilen bir iş insanıdır.
Ruj etkisine göre, kriz zamanlarında insanlar büyük harcamaları kısar ama küçük lükslerden vazgeçmez. Elisabeth’in portresi ironik biçimde bu tezin sessiz tanığıdır: Felaket çağlarında hem hayatta kalmış hem de değerini artırmıştır.
Lauder’in ölümü sonrası iki büyük dünya savaşı görmüş Elisabeth’in portesi de müzayedenin yolunu tuttu ama bu yalnızca bir resim değil bir kızın yalanını, bir annenin yeminini, bir rejimin kibrini gösteren, uzun yıllarda bir kozmetik devine arkadaş olan ve belki de hayat görüşlerine yön veren bir tabloydu.
