Turizm sektöründe sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel değil ekonomik, kültürel ve sosyal boyutlarıyla da ele alınıyor.
Sözen Group CEO'su Gökmen Sözen ile sürdürülebilir turizmin geleceğini, gastronominin dönüştürücü gücünü ve iklim krizinin sektör üzerindeki etkilerini konuştuk.
- Türkiye'yi sürdürülebilir turizm açısından değerlendirdiğinizde en güçlü yönlerimiz neler?
Turizmde sürdürülebilirliği sağlama noktasında dikkate alınması gereken iki unsur, turizmin çeşitlendirilmesi ve 12 aya yayılması. Farklı turizm türlerinde ve yılın tamamında turizm faaliyetlerinin devam etmesi önem taşıyor. Türkiye'nin deniz, kum, güneşin ötesinde gastronomi, doğa, tarih ve kültür alanında büyük bir zenginliğe sahip oluşu ise sürdürülebilir turizm noktasındaki en güçlü kasları. Farklı turizm türlerine hitap eden bu çeşitlilik, turizm faaliyetlerinin yılın tamamına ve ülkenin yedi bölgesine yayılmasını sağlayacak önemli bir potansiyel barındırıyor.
- Yerel üreticiler ve yerel topluluklar sürdürülebilir turizm modelinde nasıl bir rol üstlenmeli?
Yerel üreticiler ve yerel topluluklar, sürdürülebilir turizmin kesinlikle merkezinde yer almalı. Turizm gelirlerinin doğrudan yerel ekonomiye aktarılması ve kültürel mirasın korunması adına yerel üreticilerin yaratacağı deneyimler büyük önem taşır. Ayrıca, yerel halkın karar alma süreçlerine etkin katılımı, turistik faaliyetlerin çevresel ve sosyal etkilerinin yönetilmesinde bir denetim mekanizması oluşturarak bölgenin uzun vadeli refahını güvence altına alır.
Bu model, dışa bağımlılığı azaltıp yerel kaynakları verimli kullanarak bölgenin doğal ve kültürel sermayesinin gelecek nesillere aktarılmasına olanak tanır. Sonuç olarak yerel paydaşların aktif rol aldığı bir yapı, turizmin sadece ekonomik bir getiri değil, toplum odaklı bir kalkınma ve koruma aracı olarak işlemesini sağlar.
DÖNÜŞÜM TEŞVİKİ
- Gastronomi, bir destinasyonun sürdürülebilirlik öyküsünü anlatmada ne kadar önemli
Gastronomi, bir bölgenin toprakla olan bağını, geleneksel yöntemlerini ve kültürel birikimini en somut şekilde yansıtan unsurlardandır. Bu anlamda gastronomi, sürdürülebilirlik öyküsünün en güçlü anlatıcısıdır. Yerel malzemelerin mevsimselliğine ve coğrafi işaretli ürünlerin kullanımına odaklanan bir mutfak kültürü hem gıda güvenliğini destekler hem de tarımsal biyoçeşitliliğin korunmasına katkıda bulunur. Yerel üreticinin tabağa taşıdığı bu öykü turistin bölgeyi deneyimlenecek bir ekosistem olarak algılamasını sağlar.
- Sözen Group'un yürüttüğü projelere baktığımızda geniş bir alan görüyoruz. Bu çalışmaların ortak paydasında nasıl bir gelecek vizyonu yer alıyor?
Sözen Group olarak yaşama geçirdiğimiz tüm projelerde yerel üreticilerin küresel gastronomi zincirine dahil olması ve Türkiye’nin gastronomi turizmi açısından daha güçlü bir yer haline gelmesi vizyonuyla hareket etmekteyiz. Projelerimizin en büyük getirisi ise Türkiye ile dünya gastronomisi arasında kalıcı ve sürdürülebilir bir bağ kurma yaklaşımı olmaktadır. Bu anlamda bakıldığında, vizyonumuz doğrultusunda ilerlediğimizi, hedeflerimize ulaştığımız gibi her yıl bir adım daha öteye taşıdığımızı görmek bize gurur veriyor.
- Organizasyonunu üstlendiğiniz Gault&Millau Türkiye'de verilen sürdürülebilirlik ödülleri, sektörün dönüşümünü nasıl etkiliyor?
Gault&Millau derecelendirme sistemi ile Türkiye’de mekânlar, sundukları lezzetlerin yanı sıra servis kalitesi, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve birçok kriter üzerinden değerlendiriliyor. Bu da sektörün genel standardını yukarı taşıyan bir dönüşümün doğmasına imkân tanıyor.
Sürdürülebilirlik ödülü alan restoranların, "tarladan sofraya" yaklaşımını benimsemesi, yerel üreticilerin desteklenmesine ve geleneksel ürünlerin gastronomide daha görünür hale gelmesine katkı sağlıyor. Ayrıca bu tür ödüller, misafirlerin sürdürülebilir uygulamaları benimseyen mekanlara yönelmesini teşvik ederek sektör genelinde daha çevreci bir dönüşümü destekliyor.
- İklim krizinin turizm sektörü üzerindeki etkilerini bugün en çok hangi alanlarda görüyorsunuz?
İklim krizi, özellikle aşırı hava olayları ve yükselen sıcaklıklar nedeniyle geleneksel turizm sezonlarını kaydırarak destinasyonların yıl boyu sürdürülebilirliğini ve operasyonel takvimlerini zorlar hale geldi. Kış turizmi yapılan bölgelerde ise kar yağışının azalması ve düzensizleşmesi, kış turizmine dayalı ekonomileri doğrudan etkiliyor, bu da sektörde ciddi bir yapısal dönüşümü zorunlu kılıyor. Buna ek olarak, biyolojik çeşitlilik kaybı ve sıklaşan orman yangınları, doğa temelli turizmin ana çekim unsuru olan doğal güzellikleri geri dönülemez şekilde tahrip ediyor.
- Geleceğe baktığınızda, başarılı bir turizm bölgesini tanımlayan üç temel unsur sizce ne olacak?
Öncelikle bölgesel destinasyonlar yaratılmalı ve tanıtım faaliyetleri destinasyon pazarlaması üzerinden gerçekleşmeli. Bu noktada örneğin Güney Doğu’da Mardin, Urfa, Antep, Diyarbakır gibi kentlerde, Çanakkale bölgesinde ise Gelibolu bir destinasyon olarak kurgulanmalı ve destinasyon planlama faaliyetleri yapılmalı. Yine benzer şekilde Kuzey Ege gibi bölgelerde teruar pazarlama faaliyetleri ön plana çıkarılmalı. Tarihi noktalara yeni gastronomi yatırımları yapılmalı.
Hem tarihi hem çağdaş müzelerin içine şef restoranları yaratılmalı ve bunun yanı sıra dünya gastronomisine uyumlu kafe ve pastaneler de yaratılmalı. Bununla birlikte yemeklerimizi ve gıda ürünlerimizi yeniden gözden geçirip dünya standartlarına uygun porsiyonlamalar ve servis yapmalıyız. Geleneksel restoranları da gerek atmosfer gerek servis kalitesi gerekse fiziki koşullar bakımından dünya standartlarına uyumlu hale getirmeliyiz.
