Her 'an'ında yüzde 100'ünde... Mert Ramazan Demir: 'Hiçbir hayal kendiliğinden gelişmez'

Her 'an'ında yüzde 100'ünde... Mert Ramazan Demir: 'Hiçbir hayal kendiliğinden gelişmez'

29.03.2026 12:00:00
Güncellenme:
Her 'an'ında yüzde 100'ünde... Mert Ramazan Demir: 'Hiçbir hayal kendiliğinden gelişmez'

O, şansını kendi yaratanlardan. Başarılı bir hayalperest ve hikâye anlatıcısı, büründüğü her karakter yüzde 100’üye bürünüyor. Birlikte çalıştıklarından da bunu bekliyor. “Bize Bi'Sey Olmaz”da Aktan karakterine yaşam veren Mert Ramazan Demir, mesleğindeki tutkusunu, yaşamındaki ruh hâllerini ve geçirdiği içsel dönüşümleri tüm samimiyetiyle Cumhuriyet Pazar’a anlattı.

Başarı, tanınırlık ve tüm bunların getirdikleri, götürdükleri...

Belki bu yoldan pek çok isim geçti, geçiyor. Ancak kimileri önüne çıkan kalıplarla kendi yöntemiyle baş ediyor; Mert Ramazan Demir de bu isimlerden.

Nerede olduğunun, ne istediğinin ve kimi zaman yoluna çıkan çıkmaz sokakların farkında. Bu farkındalık, tüm benliğiyle “an”da olma çabasının bir getirisi aslında. Çocukluk düşlerini gerçekçi kılmak ve bunu yaparken de özündeki en yüksek duyguya tutunmakla ilgili bir duruş bu.

Disney+’ta yayına giren “Bize Bi'Şey Olmaz”da Aktan’a yaşam veren Demir ile keyifli ve samimi bir sohbette buluştuk.

Image

- Aktan karakterine bürünmek sizde nasıl duygular uyandırdı?

Bir gece kulübü sahibi, çocuk yaşta ailesini kaybetmiş. Hayatla kurduğu sevgi bağı çok az. O yüzden başlarda zor oldu ama sonra sevdim. Çocuğun içine girdikçe onu yaşadıkça daha da sevmeye başladım.

- Aslında hayatla kurduğu bağın sevgi kısmının az olması bir öfke yaratıyor ama aynı bir hüzün de var. Bu hüzün sizde var mıydı?

Bu hem benim insanları fazla gözlemlememden hem de oynadığım daha önceki karakterlerden de bildiğim bir şey.

- Biraz tarif eder misiniz, nasıl bir duygu?

Dışarıdan bakıldığında defolu bir karakter gibi duruyor. Hatalar yapıyor, yanlış kararlar veriyor... Ancak ben karakterlerime öyle yaklaşmıyorum. Çünkü insan hata yaparken veya bir karar verirken genelde ne yaptığını bilmeden yapar bunu. Ben de tam anlamıyla büründüğüm karakterde “bu yaptığım bir hata” diyerek mesafe koymuyorum. O an neyi gerektiriyorsa; bağırmayı, ağlamayı ya da senaryo dışı bir refleksi çekinmeden yapıyorum. O dünyanın içinde, tamamen “anda kalmayı” kovalıyorum.

Image

- Bu söylediğinizin iyi bir hikâye anlatıcısı olmanın da püf noktalarından biri olduğunu düşünüyorum.

Kesinlikle öyle ama bizim işlerde çok fazla parametre var. Bazen hayal ettiğin gibi olmuyor o atmosfer. Ya da karşındaki oyuncu, oradaki oyuncular... Belki yönetmenin başka bir fikri olabiliyor. O yüzden doğru insanlar buluştuğunda daha yaratıcı bir şeye dönüşüyor. Yoksa tam istediğin gibi olmuyor. Aynı yerde buluşmak gerekiyor biraz.

- Aynı yerde buluşmak da herhâlde fikirlerin biraz çatışması sorunu ortaya çıkan bir şey diye düşünüyorum.

Evet ama günün sonunda bir karar vermek gerekiyor. O karar verilmeden o sahneye girildiğinde oyuncu kendi bildiğini yapıyor, yönetmen kendi bildiği oyunu veriyor. Kendi bildiği açılarda çekiyor…

- ”Bize Bi'Şey Olmaz”da böyle bir şey yaşanmadı sanırım.

Yaşanmadı kesinlikle. Bence Pınar (Bulut) o gerçekliği güzel bir şekilde yansıtmış sahnelere, Neslihan (Yeşilyurt) da öyle. Miray (Daner) ile zaten kimyamız çok güzel tuttu. Ve bu birleşim sonucu ortaya şu çıktı: Kayda girmeden önce hepimiz aynı fikirdeyiz değil mi? Tamam. Şimdi bu sahneyi iyi yapmakla ilgilenelim. Yoksa “aman kendi oyunumu tutayım en azından” ya da yönetmen tarafında “ben istediğim gibi çekemedim” gibi durumlar oluyor. Bizde hiç öyle bir şey olmadı. O yüzden hep huzurla ayrıldım setten.

O AN KARAR VERİLEN SAHNE

- Ben onu biraz şuradan da çıkardım. Hakan Altun’un “Bir Telefon” şarkısını söylüyorsunuz bir sahnede. Sanki bir defada çekilmiş ve duygusu tam oturmuş diye düşündüm.

O bir anda sette karar verilmiş bir şeydi, senaryoda yoktu. Aktan çektiği acı gereği arkadaşlarıyla dans ediyor, çok fazla içki tüketiyor sabaha kadar. Hayatta da olur ya çok “cool” şeyler yaparsın, içersin filan dans edersin ama günün sonunda kendini çok arabesk bir şeyin içinde bulursun. Sette de öyle oldu. Ben şarkıyı mırıldanıyordum, Neslihan dedi ki “Böyle bir şey mi yapsa, rakıya mı düşse?” O saatten sonra rakıya geçmiş. Sabah artık saat altı, insanlar mekânı temizliyor... “Hadi yapalım” dedik bir anda ve girdik, tekte çektik.

- Sesiniz de çok güzel. Feryat figan bir söyleme tarzı vardır ya. O nasıl çıktı sizden?

Aslında daha önceden bildiğim bir şey değil ama biliyorsam da hatırlamıyorum. (Gülüyor) İçimde varmış demek ki, öyle bir yerden çıkıverdi.

- Ben sizi "başarılı bir hayalperest" olarak tanımlıyorum. Yani hayallerini gerçekleştirme ve hayallerini gerçekçi kılma konusunda çok başarılı buluyorum sizi.

Bunun çok çalışmak ve çok çabalamakla alakalı olduğunu düşünüyorum. Hiçbir hayal kendiliğinden gelişmez. Bazen çok çabalamak da hiçbir şeye yetmiyor. Çünkü o az önce söylediğim gibi bizim işimiz, doğru insanların buluşma işi. Tabii ki sen kendi enerjini öyle belirliyorsun ya da istediğin insanlarla çalışma konusunda o kadar özgür olmasan da kendini bir nebze özgür tutabiliyorsun. O konudaki hayallerimi güzel iletiyor olabilirim. Çünkü aynı şekilde emek verelim istiyorum. Yani sete hiçbir zaman şöyle gitmek istemiyorum: Bugün de geldik işte…

- Hep yüzde 100'ünüzü veriyorsunuz ve herkesten onu bekliyorsunuz. Görmediğinizde de bunu doğrudan ifade edebiliyorsunuz diyebilir miyiz?

Tam olarak bahsettiğim şey bu. Ben bunu ifade ederken hiç gocunmam. Bunu ekip arkadaşlarımdan da isteyebilirim herhangi birinden de. Çünkü oraya o anın içinde kalmaya yüzde 100 odaklı geliyorum. Kendi hayatımı bir tarafa bırakıp o an ne yapacaksak tüm mental ve fiziksel gücümü vermekle ilgileniyorum. Orada bir şey yolunda gitmezse bir anda senin bütün modunu değiştirebilir. Yönetmen gününde değildir, ekip çalışmak istemiyordur, oyuncu ezbersiz gelmiştir... Birçok şey olabilir orada. O yüzden doğru insanlarla buluştuğumda yüzde 100'ü daha iyi çıkartabiliyorum.

‘İNANILMAZ BİR ANDI’

- Peki sizin için hikâye anlatmak, belli yaşamlara bürünüyor olmak, mesleki kısmı bir tarafa bırakırsak ne kadar önem taşıyor?

Valla çok değişiyor. Bazen çok manasız şeyler yapıyormuşum hissine kapılmıyor değilim ama sonrasında birileriyle bağ kurabildiğini görmek o kadar iyi hissettiriyor ki. Bunu en çok askere gittiğimde yaşamıştım. Oraya gelen aileler, o ailelerin çocuklarıyla saatlerce vakit geçirdiğimde bıraktığım iz o kadar ilginç geldi ki bana.

Mesela engelli bir kız, odasındaki posterlerini gösterdi bana. Ailesi, "Eğer tedaviye başlarsan seni bir şekilde Mert Ramazan Demir ile görüştüreceğiz" demiş. Ve kız bunun hayaliyle istemediği bir tedaviye başlamış. Bu benim kulağıma askerdeyken geldi. Buluşunca açıkladılar. Ya inanılmaz bir andı benim için. Yaptığım işte o samimiyeti geçirdiğimde yaşadığım böyle bir taraf var. Bir de manalı şeyler yaptığımda yaşadığım his var. Yaptığımız işler her zaman çok fazla mesaj kaygısı gütmüyor ama güttüğü zamanlar o da çok hoşuma gidiyor.

- Eğer kamera icat edilmemiş olsaydı ve dünyada hiç daha önce sahne kurulmamış olsaydı hikâyelerinizi anlatmak için nasıl bir yol bulurdunuz?

İyi soruymuş! Vallahi ben zaten böyle yapıyordum çocukken. Bir hikayeye inanıyordum. Kafamdan bir hikâye uyduruyordum ve arkadaşlarımı buna inandırmaya çalışıyordum. Hiç kamera da yoktu sahne de. Aslında baktığında gerçekte var olmayan bir hikayeyle bağ kurabildiğimde kendimi çok iyi hissediyordum. Belki o zamanlar kötü bir histi bu ama şu an…

- Şu an çalışıyor mu?

Çalışıyor, aynen. (Gülüyor)

KENDİNİ BULMAKLA İLGİLİ...

- Konuşurken manevi yönü yüksek biri olduğunuzu fark ettim. Bunu biraz saklıyor musunuz?

Aslında saklamıyorum. Ben de büyüyorum diyeyim, değişiyorum. Eskiden böyle biri değildim. Daha maskeliyordum kendimi. Belki, farkında olmadan bende olmayan başka bir şeyi göstermeye çalışıyordum. Şimdi duygularımı daha rahat ifade edebiliyorum. O biraz kendini bulmakla ilgili galiba.

BELKİ BİR GÜN…

- Yaşamın bir rutine girdiğini ve tekrar etmeye başladığını fark ederseniz davranışınız nasıl olur?

Bir yerden sonra bu hikâye senin karar vereceğin bir şeye dönüşmüyor maalesef. Belli bir medyumun içindeyiz hepimiz ve bunun içinden beslenmeye çalışıyoruz. Şu an buradayız ve bunun içinde yapabildiklerimizden mesulüm. Yaptığım iş benim için manasını yitirdiğinde kendi hikayemi yazarım diye düşünüyorum. Yazmayı seviyorum bu fikir beni heyecanlandırıyor.