Bazı sergiler vardır ki izleyiciyi geniş bir tarih sahnesi, güncel sorunlar ve düş gücü ile baş başa bırakır. 26 Şubat Çarşamba günü Arter’de ön izlemesine katıldığım Selen Ansen küratörlüğünde yapılan Alman sanatçı Franz Erhard Walther’in “Heykel Olma Teşebbüsü” başlıklı sergisi de böyle bir sergi. 1939’da Almanya’nın Fulda kentinde doğan sanatçının erken dönemindeki grafiksel ifadelerinden bedeni ve mekânı sorgulayan ve tekstilin dahil olduğu heykel-aksiyon dışavurumlarına kadar birçok eseri sergide görmek mümkün. Sergiye ilişkin izlenimi siz değerli okuyucularımla üç adımda paylaşmak istiyorum.
GÜNCEL SORUNLAR
Son zamanlarda tüm dünya ABD seçimlerinin sonucunu ilk elden deneyimlemeye başladı. Sosyal medyada ve çeşitli yayın organlarında Gazze’den Ukrayna’ya kadar birçok uluslararası konuda ABD’nin yaklaşımı ele alınıyor. Başkan Trump yönetimdeki ABD hükümeti aynı zamanda Paris İklim Anlaşması da dahil olmak üzere çevresel sürdürülebilirliğe yönelik birçok yaptırımı da geri çekiyor. Buna geçen hafta Çin Halk Cumhuriyeti’nin ev sahipliği yaptığı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 62. genel oturumu da dahil. Oturumda IPCC Yedinci Değerlendirme Raporu kapsamında karbondioksit giderme teknolojileri, karbon yakalama ve depolama metodolojisi ağırlıklı olarak ele alındı.
2025, uluslararası siyaset arenasında ABD seçimi ile başladı ve arkasından onu Almanya’daki seçimler takip etti. Burada bir parantez açıp Almanya’ya geçiş yapmak istiyorum. Ukrayna-Rusya savaşının hem çevresel hem de AB’nin enerji politikalarına yoğun etkileri söz konusu. Başta Almanya olmak üzere birçok AB ülkesinde enerji güvenliği konusu gündeme geldi ve üç yıl içinde yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık verildi. Ancak artan yenilenebilir enerji yatırımlarına karşın Almanya özelinde yapılan anketlerde ülkenin yurttaşları enerji faturalarındaki artan ücreti büyük ölçüde savaş ve pandemiye bağlıyor. Clean Energy Wire’ın haberine göre enerji krizi, artan enerji fiyatlarının endüstriyel üretimi yavaşlatması ve enflasyonun yurttaşların daha az satın alacağı anlamına gelmesiyle Almanya'daki ekonomik büyümeyi yavaşlattı. İklim değişikliğinin yıkıcı etkileri ile mücadele ederken savaşlar ve nefret söylemleri insanlık için de gezegen için de çözümün anahtarı değil.
TARİH SAHNESİ
Franz Erhard Walther’in doğduğu kent olan Fulda, 2. Dünya Savaşı’nın en yoğun etkilerini yaşayan kentlerden. Sanatçının sergide yer alan “Yıldız Tozu” isimli günlüğünün bir sayfasında 1945 yılında Fulda’yı resmeden ve yazıyla da aktaran bir tanımlamaya rastladım. O anda serginin başından beri aklımda olan yaklaşım daha da belirginleşti. Savaşın etkilerini bir çocuk olarak yaşayan ve artık yetişkin olan bir bireyin beden ve mekân arasındaki bağları sorgulaması, yapıtlarında heykel disiplininde daha yaygın olan ağır ve katı malzemeler yerine kumaşları ve hareketi seçmesi kadar doğal ne olabilirdi. Kendisine bütün bu yıkımı ilk elden deneyimleyen biri için ne kadar umut oldu olduğunu söyledim. Ayrıca şunu sormadan da edemezdim: Böyle bir savaşın etkileri yaşamını ve eserlerini nasıl etkilemişti? Uzun cümlelere gerek yok, kendisi eserlerinde izleyiciye düş gücünü etkin edecek akışkan bir anlatı kuruyor ve kişinin sanat eseri gibi kutsallık atfedilen bir nesne karşısında bile kendi varlığını anımsamasına kapı aralıyor. Yaşam hakkına saygı duyan bu sanatçının birçok eserine bir de 2. Dünya Savaşı gerçeği ile bakmanızı öneririm.
DÜŞ GÜCÜ
Savaş dönemi birçok insanın sevdiklerini, ailesini, evini, eserlerini kaybetmesine ve ülkesini terk etmesine neden oldu. Tüm bu yıkımlar özellikle sanat bağlamında farklı yaklaşımları da getirdi. Yerinden edilen bireyler geride her şey kalsa da bedenlerinin onlarla geldiği gerçeğinden hareketle sanatçılar her şeye rağmen yaşama tutunmak amacıyla beden odaklı sanatsal arayışlara girdiler. Bunun sonucunda sanatta bedenin kendisinin sanat eseri haline gelmesine vesile olan aksiyon ile başlayan ve performans sanatına doğru yol alan bir süreç yaşandı.
Franz Erhard Walther sanatta bedensel ifade arayışlarını performans sanatının içinde değerlendirmek yerine onları basit jestler gibi görebileceğimiz aksiyon ifade ile tanımlamayı tercih ediyor. Bedenimiz bizimle olduğu sürece yaşamda her şeyin çözümü olduğuna inanan biri olduğum için sanırım eko-performans sanatçısı olmayı seçtim. “Heykel Olma Teşebbüsü” sergisi ismini sanatçının 1958 tarihli ilk aksiyon denemesinden alıyor. Düş gücüne alan açan bu etkileşimli sergide birçok duyguyu ve farkındalığı yaşamanız dileğiyle!