Bugün 8 Mart. Bu yazının başlığını “Maktul Kadınlar” mı yoksa ‘Mağdur Kadınlar’ mı koysam diye çok düşündüm. Ülkemizdeki ve bazı başka ülkelerdeki kadın cinayetlerine bakarak maktul, yani öldürülmüş kadınlar günü diyebilirdim. Ülkemizde kadın cinayetleri giderek artıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığımızdan bu yana bu oran arttı. Bir de eşleri tarafından sözel veya ekonomik tacize uğrayan, iş ortamlarında bezdiri (mobing) kurbanı olan kadınlar var. Bir ülkede hayvan eti yemesi yasaklanmış kadınlar vardı. Bunların sayısı maktul kadınlardan çok çok fazla. Bu yüzden hepsini kapsaması için yazıya “Mağdur Kadınlar” başlığını koydum. Kimi ölerek mağdur oluyor kimi hakarete uğrayarak.
EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ
Bilindiği üzere bir zamanlar ABD’de sadece daha iyi çalışma koşulları elde etmek için bir grup işçi kadın barışçıl gösteri yapmıştı. Polis tarafından fabrikaya sokuldular, anında yangın çıktı, hepsi alevler içinde can verdi. Daha sonra bu olayın ortaya çıktığı 8 Mart, Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi.
Kapitalist düzen içinde erkekler Emekçi Kadınlar Günü’nü önce Kadınlar Günü’ne çevirdiler sonra da “Bu güzel günde karınıza bir pırlanta hediye edin” dediler. İş nereden nereye geldi? Bence kadınlar gününe bu anlam değişikliğini getiren dünyalı erkekler, evrenin en akıllı (!) varlıklarıdır.
AYRIMCILIK
Önce birilerini ötekileştirmek sonra da ayrımcılık yapmak, vebadan kötü ve bitmeyen bir insan hastalığıdır. Cinsiyet ayrımcılığının yanı sıra ırk, din ve mezhep ayrımcılığı vardı ve var. Arkeolojik araştırmalarda milattan önce ilk tapınakların yakınında işkence aletleri bulunmuştur. Engizisyon insanlığın yakın zaman hastalığıdır. Cinsiyet ayrımcılığı ise insanlığın geçmeyen kâbusudur.
ANNELİK İÇGÜDÜSÜ
Pek çok kişi kadınlarda annelik içgüdüsü ve kadınsı duyarlılık bulunduğunu düşünür. Kulağa hoş gelse de bu düşünce bilimsel temelden yoksundur, sadece bir safsatadır. Bir yılda dünyada on binlerce kadın gayrı meşru çocuğunu ya yok ediyor ya da gece yarısı caminin, kilisenin önüne bırakıyor. Eğer kadınlarda annelik içgüdüsü bulunsaydı, çocuklarından vazgeçmezlerdi. Nitekim hiçbir dişi hayvan toplumsal baskıdan korkup yavrularını sokağa atmaz.
Annelik içgüdüsü ve kadınsı duyarlılık gerçekçi olmayan iddialardır. Bence bunlar erkek egemen toplumun erkekleri tarafından uydurulmuştur, bebeklere bakmamak için kuvvetli birer mazerettir.
HAYVAN ETİ YİYEMEYEN KADINLAR
Bu ara başlıkta ifade hatası bulunduğunu, “Et Yiyemeyen Kadınlar” demek gerektiğini düşünebilirsiniz. Hayır, başlık doğrudur. Yakın zamanlara kadar Papua Yeni Gine’deki Fore’de hayvanların etlerini yemek yetişkin erkeklerin tekelindeydi, kadınlar ancak ölen akrabalarının etlerini yiyebiliyorlardı.* Bu beslenme şekli ise ölümcül kuru hastalığına yol açıyordu. Yasaklandı.
İKİNCİ SINIF İNSAN
Bugün dünyada pek çok toplumda, modern gözükenlerde bile kadınlar açıkça veya üstü kapalı şekilde ötekileştirilir, adeta ikinci sınıf insan yerine konulur. Batı’da yaygın bir uygulamaya göre aynı eğitimi almış olan ve aynı işi yapmakta olan bir erkeğe kadına oranla daha fazla ücret ödenir. (Bizde kadın cinayetleri onlardan fazla ancak bu konuda onlardan iyiyiz. Ülkemizde devlet kurumlarında ve özel sektörde kadınlar ve erkekler eşit ücret alırlar, sadece terfilerde kadınlar için cam-tavan engeli vardır.)
Dil, yaşam tarzının göstergesidir. Yurdumuzda kadınlar sık sık dille aşağılanır. Örneğin “Kadının saçı uzun aklı kısadır” denilir, kırsal kesimde kadına “Kaşık düşmanı” sıfatı uygun görülür. Bir zamanlar yaygın olan bir ifadeyle bazı kayınvalideler gelinlerine, “Kız senin bu oğlan üzerinde ne hakkın var? O babasının oğlu. Sen bir torbaydın, silkeledin attın” derlerdi. Bu ifadeyle biyoloji bilmeyen insanlar anneleri torba düzeyine indirirlerdi.
NE YAPMALI?
Kadın cinayetlerini, kadına sözel tacizleri nasıl bitirebiliriz? Öncelikle ülkemizdeki ekonomik ve sosyal sorunları gidermeliyiz. Ekranlarda dövüşen milletvekilleri, birbirlerine hakaret eden siyasetçiler olmamalıdır ve erkek egemen düzen çağdaş çehreye bürünmelidir.
* Edgerton, R. B. (2015). Hasta Toplumlar. Ankara: Buzdağı Yayınevi.