Misafir odası: Korku, merak, heyecan ve coşku

Yüreğim kulaklarımda tamtam çalarak ilerledim. Korku, merak, heyecan damarlarımda pompalanıyor, ayaklarım kontrolüm dışında misafir odasına ilerliyordu.

28 Eylül 2021 Salı, 12:30
Abone Ol google-news

Çocukluğumda beni büyüleyen şeylerden biri misafir odalarıydı. Adeta bir tapınak gibi sessiz bekleyen bu odaların neden kapalı tutulduğunu pek anlayamazdım.

Babaannemin evindeki sofaya açılan kapılardan birinin arkasında neredeyse hiç kullanılmayan misafir odası bana ve kardeşime yasaktı. Kapının arkasında hayaletlerin yaşadığını, babaannemin bizi korumak için oraya sokmak istemediğini sanırdım. Anahtar deliğinden ya da altından içeri bakmaya çalışır en ufak bir hışırtıda soluğu sıcak oturma odasında alırdım.

Sobalı oturma odası günlük yaşam alanıydı. Ufak bir mutfak, iki divan, bir yemek masasından ibaret bu bölüm evin kalbi ve midesiydi. Sohbetler, yemekler, oyunlar bu alana aitti.

MERAKIM GİTTİKÇE ARTTI

Ama benim aklım misafir odasındaydı. Acaba nasıl bir odaydı burası? Babaannem orada bir şey olmadığını söyledikçe benim merakım artar, acaba “misafir” derken bizi başka dünyalardan ziyaret eden varlıklar mı kastlediliyor diye düşünmekten vazgeçemezdim. Babaannem küçük olduğum için beni evde yalnız bırakmazdı. En fazla bahçeye odun kesmeye iner ya da tuvalete “kadar” giderdi. O “kadar” sözcüğünün içinde “hemen döneceğim” güvencesini hissederdim.

Evin diğer odalarını keşfetmiştim. Yatak odasındaki büyük yaylı karyolanın üstünde defalarca kıkırdayarak zıplamış, dikiş odasındaki kumaşları bedenime sarıp assolistlik oynamış, balkona bakan orta odada sokaktan gelen geçeni seyretmiş, avluda top oynamış, ip atlamış, bodrumda annem ve halamlardan kalan perukları takıp kendimi minik bir cadıya çevirmeyi başarmıştım. Ama misafir odasını fethedememiştim.

Oysa kendi evimdeki misafir odası da çoğunlukla kapalı dururdu. Oda bazı akşamlar annemlerle kâğıt oynamaya gelen komşular, onların parfümleri, sigara kokuları ve kahkahalarıyla dolar, o gece büyük soba cayır cayır yanar, sıcaktan ve diğer misafir çocuklarla bağıra çağıra oynamaktan yorgun düşen ben, misafir odasının görevini tamamlamasından sonra kapılarının kapanmasına içerlemezdim. Evin en büyük odasının neden sadece yabancılar için törenle açılarak eğlence, sohbet, şarkı hatta dans alanı oluşuna, evin gerçek sahipleri bizlerin ise diğer küçük odalara sıkışmasına anlam veremezdim.

Fakat belki de her evdeki kapalı misafir odasının farklı görevi vardı. Örneğin bir komşuya cenaze taziyesine gittiğimizde misafir odasının dua eden ve ağlayan kadınlarla dolu olduğunu görmüştüm.

Bir keresinde de salonun ortasında kırmızı parlak giysili bir kızın ellerine kına yakılıyor, süslü kadınlar kızın çevresinde dönerek göbek atıyorlardı. Peki ama babaannemin misafir odasının görevi neydi? Öbür dünyaya sıkışan, geride kalan yaşamını özleyen, cisimsiz, renksiz, sessiz ruhların evi miydi?

Her büyünün çözüldüğü an mutlaka gelir. Çocukluğun bitişi gibi. Sıcak bir gün sokakta oynarken susadım ve babaannemin evine koştum. Evin kapısı açıktı. Ona seslendim, yanıt alamadım. Ayakkabılarımı fırlatıp içeri daldım. Mutfaktaki çeşmeye ağzımı dayadım ve lıkır lıkır su içtim. Babaannem ortada görünmüyordu. Ağzımı kolumla silerek sofaya adımımı attığımda fark ettim. Misafir odasının kapısı aralıktı. Kalbime büyük bir şiş girer gibi oldu. Nefesim kesildi.

Bu kapı nasıl açık olabilirdi? Yoksa kimse evde yokken diğer dünyalılar evin içinde mi geziyorlardı?

CİNİN İNİNE GİRER GİBİ

Yüreğim kulaklarımda tamtam çalarak ilerledim. Korku, merak, heyecan, coşku damarlarımda pompalanıyor, ayaklarım kontrolüm dışında misafir odasına doğru ilerliyordu. Kapıya iyice yaklaştım. Önce yere eğildim, iyice ufak olursam görünmem umuduyla. Kapının aralığına yüzümü yapıştırdım ve içeri baktım.

Perdeler kapalıydı. Koyu yeşil perdeler. Koltukların üstüne beyaz çarşaflar serilmişti. Yerdeki halı rulo yapılmış, üçlü divanın ayağına sürülmüştü. Parmağımın ucuyla kapıyı ittim. Bir cinin inine girer gibi besmeleyle odaya adım attım ve gözlerimi kapadım. Hiçbir şey olmadı.

Serin bir odada eski tütün ve gülsuyu kokusu ortasında bekledim. Ne perdeler kıpırdadı ne de öbür dünyalılar beni yedi. Ağır bir hayal kırıklığı ile koltuklardan birine çöktüm, davetsiz bir misafir gibi. Kısa bir süre sonra dedemin vefatının ardından konu komşuyla doldu o oda.

Bir daha o misafir odasına adımımı atmadım.