Yemek yapmak bağ kurmaktır

Yemek yapmak bağ kurmaktır

3.05.2026 11:49:00
Güncellenme:
Burçak Şener
Takip Et:
Yemek yapmak bağ kurmaktır

Stresliyken kendini mutfağa atmak, canın sıkkınken hamur yoğurmak veya yalnızca bir tencerenin başında oyalanmak çoğu zaman rastlantı değil. Son yıllarda psikoloji ve nörobilim alanında yapılan çalışmalar, yemek yapmanın yalnızca karın doyurmaya değil, kontrol duygusunu yeniden kurmaya, öz yeterliliği artırmaya ve ruh halini düzenlemeye de temas ettiğini gösteriyor. Mutfak klinik bir tedavinin yerini tutmuyor ama birçok insan için en erişilebilir iyi olma ritüellerinden biri haline geliyor.

Geçen haftalarda kendimde bir şey fark ettim: Ne zaman zihnim yorulsa veya günün temposu üzerime gelse farkında olmadan mutfağa gidiyordum. Bazen yalnızca sebze doğramak, bazen uzun uzun bir sos karıştırmak, bazen de gerçekten aç olmadığım halde bir şeyler pişirmek için. Sonra bunun elbette fazlasıyla olağan bir refleks olduğu üzerine düşündüm. Çünkü yemek yapmanın insana iyi gelmesi çoğu zaman son lokmada değil, daha hazırlık aşamasında başlıyor.

Bıçağın ritmik sesini duymak, bir sosun ağır ağır koyulaşması, ölçmek, karıştırmak, beklemek… Tüm bu küçük eylemler zihni tek bir noktaya topluyor. Günün dağınık düşünceleri, mutfakta yerini daha somut bir akışa bırakıyor. Araştırmalar da yemek pişirmenin kişide olumlu duygu, odaklanma, anlam ve başarma hissini aynı anda tetikleyebildiğini gösteriyor.

SOĞAN KAVURMANIN KEYFİ

Mutfak, belirsizliğe karşı küçük ama güçlü bir düzen önerisi sunuyor. Gün kötü geçmiş olabilir, planlar bozulmuş, zihnin dağılmış olabilir ama soğanı kavurduğunda rengi değişir, su kaynadığında sesi değişir. Bu somut geri dönüşler, insanın kaybettiğini düşündüğü kontrol hissini yeniden kurmasına yardımcı olur. Psikolojide “öz yeterlilik” olarak tanımlanan bu his, mutfağın en görünmez ama en güçlü kazanımlarından. Konuyla ilgili danıştığım psikolog Ayşe Turan ise bu konudan şöyle söz ediyor:

“Psikolojik açıdan baktığımızda, yemek yapmak zihni dağınıklıktan çıkarıp daha odaklı ve düzenli bir alana taşır. Planlama, sıralama ve dikkat gerektiren bu süreç, kişinin sürekli aynı düşünceler etrafında dönmesini yani ruminasyonu azaltır. Nörobilim alanındaki çalışmalar da, bu tür hedefe yönelik aktivitelerin zihnin başıboş gezinmesinin önüne geçerek daha işlevsel bir moda geçmesini sağladığını gösteriyor. Bu da stres ve kaygının azalmasına katkıda bulunuyor. Bunun yanında yemek yapmak, kişiye somut bir ‘Yapabiliyorum’ hissi sunar. Bir şeyi başlayıp bitirmek, ortaya gözle görülür bir sonuç koymak, öz yeterlilik duygusunu besler. Hatırlarsanız pandemi dönemi eve kapandığımızda hepimiz bir şeyler pişirmeye başladık. Aslında yaptığımız şey, sadece basit bir karın doyurma ya da zaman geçirme aktivitesi değildi.” 

Image

AKTİF MEDİTASYON

Doğramak, karıştırmak, yoğurmak… Bu eylemler zihni doğal olarak yavaşlatıyor. Yaşamın hızına kıyasla daha kontrollü, daha yumuşak bir tempo sunuyor. Bu yüzden birçok kişi yemek yapmayı bir tür aktif meditasyon gibi deneyimliyor. Sessizce oturup düşünmek yerine, hareket ederek sakinleşmek… Modern yaşamın sürekli uyarılan zihni için oldukça işlevsel bir denge alanı bu belki de. Turan’a göre dokunmak, koklamak, karıştırmak gibi duyusal deneyimler kişinin dikkatini ana getiriyor:

“Klinik çalışmalara baktığımızda psikiyatrik hastalarla yapılan yemek atölyesi programlarının depresif belirtileri ve umutsuzluk duygusunu azaltmaya, genel iyi oluş halini artırmaya yardımcı olduğu görülüyor. Duygu düzenleme açısından baktığımızda ise yemek yapmak, doğası gereği anda kalmayı kolaylaştıran bir eylemdir. Anda kalabilmek de yoğun duyguları regüle edebilmemize destek olur. Aynı zamanda kişinin kendisi ve sevdikleri için yemek hazırlaması, psikolojik olarak bir “bakım verme” ve “kendine iyi bakma” davranışıdır. Tüm bu yönleriyle mutfak, sadece yemek yapılan bir yer değil, aynı zamanda kişinin kendini regüle edebildiği ve iyi hissettiği bir alan olarak karşımıza çıkar”

Turan’ın da söz ettiği gibi bir de işin duygusal tarafı var. Yemek yapmak, yalnızca kendimizle değil, başkalarıyla da kurduğumuz bir bağ biçimi. Birine yemek hazırlamak çoğu zaman söylenmeyen bir cümlenin yerine geçiyor: “Seninle ilgileniyorum.” İlginç olan şu ki aynı şey kişinin kendisi için de geçerli. Kendine yemek yapmak, kendine bakım vermenin en temel ve en somut yollarından. 

MUTFAK EVİN TERAPİ ALANI

Bu yüzden yalnız yaşanan evlerde bile mutfak boş bir alan değil, kişinin kendisiyle ilişkisinin en görünür olduğu yerlerden. Beslenme ve ruh hali arasındaki ilişki de bu tabloyu tamamlıyor. Güncel araştırmalar, ne yediğimiz kadar nasıl yediğimizin de önemli olduğunu ortaya koyuyor. Evde yemek yapmak malzemeyle temas kurmayı, seçim yapmayı ve sürece dahil olmayı sağlıyor. Bu da pasif bir tüketim yerine etkin bir üretim hissi yaratıyor. İnsan yalnızca beslenmiyor, aynı zamanda kendine bir alan açıyor. Belki de bu yüzden mutfak, modern yaşamın en gerçek kaçış alanlarından biri. İçinde hem yalnız kalmak hem de paylaşmak mümkün. Bir tencerenin başında geçen süre, bazen günün en sessiz ama en toparlayıcı anına dönüşebiliyor.

Yemek yapmak bir terapi yöntemi mi? Klinik anlamda hayır ama iyi hissetmenin yollarından biri mi? Kesinlikle evet. Çünkü bazen iyileşmek, büyük dönüşümlerden değil; küçük, tekrar eden, anlamlı eylemlerden geçiyor. Ve mutfak, tam da bu eylemlerin gerçekleştiği yer. Afiyetle…

İlgili Konular: #stres #mutfak