Heykel disiplininden gelen form anlayışını tuvalin iki boyutlu dünyasına taşıyan sanatçı, Latinceyi bilinçli bir "zamansızlık" sembolü olarak kullanıyor. Kuantum teorisinden bilimkurguya uzanan geniş bir referans ağında, izleyiciyi sabit bir anlamdan çok, sürekli dönüşen bir düşünme haline davet eden sanatçı ile 25 Nisan’a kadar Bozlu Art’ta görülebilecek sergisini konuştuk.
- Heykel kökenli bir sanatçı olarak 2010’dan bu yana resme yoğunlaştınız. Formu üç boyutlu düşünme pratiğiniz (heykel), tuvaldeki o mekânsızlık ve fantastik figürlerin kurgulanış biçimine nasıl sızıyor?
Heykeldeki formların tuval yüzeyine nasıl sızdığı ve aktığı, aslında her iki dil biçiminin aynı anda var olabileceğinin tatmin edici bir örneği. Yaptığım her çalışma, heykeldeki o genel "tek olma" halinin aslında kendi kaynağından nasıl çoklu parçalara bölünebileceğinin bir nevi denemesi. Çoğu resim ve desenimde görülebileceği gibi figürlerimi özellikle bir zemine yani bir nevi kaideye oturtmakla ilgili bir düşkünlüğüm var. Bu tutum, temel olarak hem heykel formunun izleğini devam ettiriyor hem de bu yapıları ve formu figürlerle beraber yeni bir "yapıya" dönüştürüyor. Heykel bana zemini ve kurguladığım dünyayı sağlam bir temele oturtma avantajı sağlarken resim, bu temelin üzerinde iki boyutun kurgusal dinamiklerini kullanma imkânı veriyor.
- Serginin ismi "Nova Prophetia" (Yeni Kehanet) ile zamansızlığa vurgu yapıyorsunuz. Kuantum teorisindeki "tüm olasılıkların aynı anda var olması" durumu, resimlerinizdeki o katmanlı zaman algısını nasıl şekillendiriyor? Tuvali bir "olasılıklar alanı" olarak mı görüyorsunuz?
Tuval derken, malzeme orada sadece bir araç. Şu anki kurgu dilimde iki boyutlu yüzey, meramımı en rahat anlatabileceğim malzeme durumunda. Resimlerimdeki o "görece" belirsizlik hali zaten arzu ettiğim ve çoğunlukla doğal akışında ortaya çıkan bir eğilim. Bu eğilimin kuantum dünyasındaki "belirsizlik ilkesi" ile belli oranlarda bağdaştığını söyleyebiliriz. Nova Prophetia da aslında bu belirsizlik üzerinden bir çıkarım yapıp, bu ortamı anlamlandırma çabasıdır. Yüzeyi tamamen bir olasılıklar alanı olarak görüyorum. Yapmak istediğim şey, bu sonsuz imge alanındaki bir kareyi tüm geçmiş bilgisi ve gelecek olasılıklarıyla harmanlamaya çalışmak.
BELİRSİZ ENERJİ
- Eserlerinizde mekânları açıkça tasvir etmek yerine sınırları belirsiz boyutlar yaratıyorsunuz. İzleyiciyi bu tanımsız boşluğun içine çekerken onlara bir "konfor alanı" mı yoksa zihinsel bir "tekinsizlik" mi vaat ediyorsunuz?
Tanımsız bir boşluk gibi algılanan bu durum, aslında kadrajın kendi içinde barındırdığı o belirsiz enerjiden kaynaklanıyor olabilir. Ancak dikkatli bakıldığında, eserde kurulan tüm zemin mimarisinin insanlığın izinden ve yapı taşlarından geldiğini söyleyebilirim. Bu nedenle "tekinsizlikten" çok resimlerimde bir nevi bulmaca gibi belli çıkış noktaları veriliyor. Belli kareler, betimsiz zamanlar ve bu yapıyla kaynaşmış figürler söz konusu. Bu durum görece tekinsiz bir atmosfer yaratsa da esas amacım, bu kaos içerisinde belirli bir düzeni yakalayan bir ritim bulmak ve seyircinin de bunu hissetmesini sağlamaktır.
OLASILIKLAR DENİZİ
- Doğu felsefesi ve bilimkurgu gibi birbirine uzak görünen iki kutuptan besleniyorsunuz. Bu iki alan resimlerinizdeki "insan tipolojisi"nde nasıl birleşiyor? Figürleriniz bir hikâyenin kahramanı mı yoksa evrendeki birer sembol mü?
Resmettiğim figürler, temel olarak tek bir büyük hikâyenin sürekli değişim halinde olan kahramanları. Resimlerimde ve desenlerimde, tek bir büyük ve sonsuz hikâyenin benzer bakış açısını yakalayan bir "olasılıklar denizi" oluşturmaya dikkat ediyorum. Doğu felsefesinde "düşünceyi durdurmak" olarak anlatılan o halin, resimlerimdeki kadrajlarla bir ilintisi olduğunu seziyorum. Tıpkı benim tek bir kadrajda zamanı ve anı yakalamaya çalışmam gibi, düşüncenin durmasındaki olası aydınlanma hali de benzerlik kurduğum bir sistem. Bilimkurgu ve fantastik sinemaya olan düşkünlüğüm ise beni büyük oranda besleyen bir kanal; bu da ortak bilince olan inanışımdan kaynaklanıyor.
- 2019’daki "Et Cor Natura"dan bugünkü "Nova Prophetia"ya uzanan süreçte, evren ve yaratılış kavramlarına bakışınızda nasıl bir değişim gerçekleşti?
Temel olarak Et Cor Natura ve Nova Prophetia, bahsettiğim o tek büyük hikâyenin farklı zamanlardaki anlatımları. Öznesinde "evren ve insanın evrendeki yeri" olduğu için esasta çok büyük değişiklikler yok; ancak Et Cor Natura'da hikâyenin daha öncesine ait bir anlatım seziyorum. Nova Prophetia'da ise günümüz popüler kültüründen bazı spesifik semboller daha keskin ve kurguya uygun bir şekilde kullanıldı. Bu kez, bu olasılıklar dünyasının temel kavramının betimsiz gözüken ama ciddi bir yol haritası sunan bir noktada durmasını istedim. Yani evet; olası geleceğe dair bir bakışın, hatta potansiyel bir "kehanet" iddiasının taşınmasını arzu ettim. Bu iddia, kendi kurgusal gerçekliğiyle evrende bir yere oturabiliyorsa bu onun başarısı olacaktır.
