Yol ayrımında iki kadın

Yol ayrımında iki kadın

2.03.2025 11:40:00
Güncellenme:
Yol ayrımında iki kadın

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra refah toplumu ve sosyal devlet anlayışı üzerine inşa edilen Avrupalılık anlatısı artık eskisi kadar heyecan uyandırmıyor. Peki eski kıta için yeni bir hikâyeyi kim yazacak? Almanya geçen hafta bu sorunun yanıtını bulmak için sandık başındaydı. Sonuçlar bir yol ayrımını işaret ederken her iki yolun kaptanı da bir kadın.

Almanya’da geçen hafta bizde yıllardır görüldüğü üzere “Köprüden önceki son çıkış” ortamında bir seçim yaşandı. Ülke genelinde “Ne olacak bu liberallerin halleri”, “Sol niye bu kadar bölündü”, Yine mi Hıristiyan Demokratlar” sorularının yankılandığı bir seçim olsa da asıl odak noktası bugüne kadar müesses nizam partileri ve medya tarafından dışlama politikası altında tutulan ancak buna karşın oylarını istikrarlı bir biçimde artıran AfD’nin alacağı sonuçtu.

Almanya’da savaş sonrası ilk kez yükselişte olan aşırı sağ eğilimin temsilcisi olan AfD özellikle Doğu Alman eyaletlerinde başlattığı yükseliş eğilimini sonunda Batı’da da göstererek yüzde 20 oranında bir oy aldı ve ülkenin ikinci partisi oldu. Her ne kadar diğer tüm partiler AfD’ye yönelik dışlama politikasının süreceğini söylese de önümüzdeki dönemde muhalefetin en güçlü temsilcisi olacak olan partinin ekonomideki kötü gidiş ve AB’deki çatlak sesler ile iyice zayıflayacak yeni iktidara karşı var olan etki alanını genişletmesi kaçınılmaz görünüyor.

Partinin marjinal bir hareketten kitle partisine dönüşmesinde ise en önemli etken ise parti liderliğini iki yıldır yürüten Alice Weidel. Kendisinin doğrudan konuşma tarzı ve net ifadeleri, Brüksel diplomasisi tarzından bıkmış genç Almanlarda ciddi karşılık buluyor. Özellikle çok kültürlülük politikasını bir dayatma olarak gören ve bu dayatmayı meşrulaştırmak için dolaylı bir üslup benimseyen geleneksel parti yöneticilerini ikiyüzlülükle suçlayan küskünler için Weidel önemli bir kimliği temsil ediyor.

Ayrıca Alman siyasetinin pek de alışık olmadığı kutuplaştırıcı tarzı ve bunu karikatürize biçimde sosyal medyaya taşıması ile genç kuşaklardan sempati topluyor.

GELENEKÇİ BİR LGBTİ+ BİREY

Ancak Weidel’i özgün kılan en önemli özelliği bireysel tercihleri. Weidel bir LGBTİ+ birey ve İsviçre’de yarı zamanlı olarak Sri Lankalı bir kadınla birlikte yaşıyor. Çiftin aynı zamanda evlat edinilmiş iki çocuğu var. Bu belki başka bir politik düzlemde pek de önemli bir ayrıntı olmazdı. Ancak özellikle muhafazakâr söylemleri ve gelenekçi aile değerlerini yücelten siyasi bir iklimin temsilcisinin böyle bir yaşam biçimi olması kendisini sıra dışı bir kimlik katıyor. Weidel bu yönüyle Avrupa’da giderek görünür olan ve göçmen karşıtlığı ile özdeşleştirilen feminist milliyetçiliğin de (femonationalizm) önemli bir temsilcisi konumuna geliyor.

Kıtadaki feminist topluluklar içinde tartışma yaratan bu milliyetçi söylem özetle Avrupa’da kadınların edindiği hukuki ve kamusal kazanımların AB’nin göç politikaları sonucu tehdit altında olduğunu ve buna karşı Avrupa’daki aşırı sağ partilerin bir koruma kalkanı oluşturduğunu ifade ediyor.

SOLA YENİ UMUT

Almanya’da güçlü bir geleneği olan solun farklı fraksiyonları toplu bir düşüşle karşı karşıya. Ülkenin en köklü sol hareketi olan Sosyal Demokratlar ve Yeşiller giderek oy kaybederken yeni bir adres arayışında olan gençler için umut Sol Parti ve partinin eş genel başkanı Ines Schwerdtner oldu. 2007’de farklı birçok partide birleşmesi ile kurulan Sol Parti’de milliyetçi yaklaşımları olan ve AB kuşkucusu Sahra Wagenknecht’ın ayrılmasıyla öne çıkan Schwerdtner, geçen yıldan bu yana başkanlık görevini sürdürüyor. Tıpkı Weidel gibi sosyal medyayı çok iyi kullanan ve ateşli konuşmalar ile sık sık edit meraklılarına viral malzemesi veren Schwerdtner geleneksel sol görüşler olan sosyal ve ekonomik adalet kavramları üzerinde duruyor.

Yüzde 9’a yaklaşan oy oranı ile seçimlerde en büyük yükselişi yaşayan Sol Parti’nin başında olan ve özellikle genç kadınlar arasında popülaritesi günden güne artan Schwerdtner yükselen aşırı sağa karşı Alman demokrasisinin yeni umudu ve köhnemiş partilerin aksine gençlik ile bağ kurabilecek bir isim olarak görülüyor.

Gençlerle bağ kurmak belki de Alman siyaseti için en önemli etken çünkü her ne kadar geleneksel partiler ülkede yüksek oy oranlarına sahip olsa da bu partilerin seçmenlerini büyük ölçüde yaşlılar oluşturuyor. Genç kesimde ise karşılık bulan iki siyasi hareket ise iki ayrı yöne doğru giden Sol parti ve AfD.