Enflasyonla mücadele programında hedefler şaşarken ve hemen hemen her kesimde ekonomik sıkışmışlık sürerken uzmanlar ve girişimciler tek çıkış yolu olarak teknolojik atılımı adres gösteriyor. Ancak politikalar ve ekonomik yapının bilişim temelli gelişime zemin sağlamadığı vurgulanırken kamunun sadece teşvik veren değil, yerli çözümlerin ticarileşmesini hızlandıracak bir “stratejik ortak” olması gerektiği savunuluyor.
Tekstilden beyaz eşyaya, turizmden perakendeye tüm geleneksel üretim ve hizmet alanlarında maliyet baskısı ve rekabet kaybı giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Çözüm tartışmalarında öne çıkan başlıklardan biri ise sektörlerin dijital dönüşüm ihtiyacı. Politika alanında da ileri teknoloji ve yapay zekâ odaklı yüksek katma değerli üretime yönelik teşvik mekanizmaları oluşturulurken dönüşümün merkezindeki bilişim alanı, her ne kadar büyüse de kendi içindeki yapısal sorunları aşabilmiş değil.
Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), sektörün 2025 yılı performans rakamlarını haziran başında açıklayacak. Derneğin yayımladığı 2024 pazar verilerine göre ise Türkiye bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü TL bazında yüzde 53 büyüyerek 1.2 trilyon TL’yi aşarken istihdam 246 bine, ihracat 108 milyar TL seviyesine yükseldi. Ancak TÜBİSAD Başkanı Tombalak’a göre büyüme tek başına yeterli değil. Küresel bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının yaklaşık 5 trilyon dolar büyüklüğe ulaştığını belirten Tombalak, Türkiye’nin bu pazardan aldığı payın hâlâ yüzde 0.72 seviyesinde kaldığına ve sektörün Türkiye’nin toplam GSYH’si içindeki payının sadece yüzde 2.77 olduğuna dikkat çekti.
ÖLÇEK ÖNEMLİ
“Temel sorun teknoloji üretmemek değil, ölçek üretmemek” diyen Tombalak’a göre bilişim sanayisinin sürdürülebilir büyümesi, scale-up aşamasına geçemeyen çok sayıda küçük oyuncunun tek başına ilerlemesinin aksine yetkinliklerin birleştiği, kaynakların konsolide edildiği bir yapıyı gerektiriyor. Finansmana erişimin ise teminat eksikliği, belirsiz nakit akışı algısı ve sistemin teknolojiye özgü riskleri yeterince modelleyememesi nedeniyle sınırlı kaldığını belirten Tombalak, hem kamu destek mekanizmalarının hem finansal modellerin daha etkin hale gelmesi gerektiğini vurgulayarak uyardı: “Türkiye’nin katma değerli üretim hedefi, her alanda kaldıraç etkisi olan bilişim sektörü güçlenmeden gerçekleşemez. Önceliğimiz, küresel ölçekte rekabet edebilen bir teknoloji üretim kapasitesi yaratmak olmalı. Bugün dünyada yapay zekâ artık bir teknoloji başlığı değil; doğrudan ekonomik güç başlığı. Ucuz yazılım modeli yatırım çekmez, küresel ölçek üretmez. Yapay zekâ çağında rekabet fikri mülkiyet, ürün ve yönetilen servis üzerinden olur. Devlet yalnızca düzenleyici veya teşvik edici olmakla sınırlı kalmamalı; erken dönem alıcı ve yatırımcı bir aktöre dönüşmeli.”
DİJİTALLEŞME LÜKS DEĞİL
İktisatçı Doç. Dr. Caner Özdurak ise ölçek sorununa ilişkin “Ülke ekonomisinin tam kalbindeki kronik tıkanmayı gösterir ve katma değerli üretim tartışması, sıkıştığımız stagflasyonist sarmal ve erken sanayisizleşme riskiyle göbekten bağlı” dedi. Ters arz şoklarının ve yapışkan enflasyonun yapısal norm haline geldiğini söyleyen Özdurak, tek başına para politikası ve faiz enstrümanının oyun değiştiremeyeceğini belirtti ve şunları söyledi:
“Yapay zekâ, veri analitiği ve otomasyon, piyasaya yeni para sürmeden maliyet enflasyonunu aşağı çekmenin en steril aracı ama ekonomik mimari ve zihniyet buna engel. Kaynaklar servet etkisini besleyen rantiyeye transfer olmakta, insan sermayesi kaybedilmekte. Dijital dönüşüm işler iyiye gittiğinde ilgilenilecek bir lüks değil, mevcut modelin sınırlarında sarılınması gereken en stratejik araç.”
