Mahfi Eğilmez'den hukuk ve sistem uyarısı: 'Güçlü ekonomilerin ortak özelliği...'

Mahfi Eğilmez'den hukuk ve sistem uyarısı: 'Güçlü ekonomilerin ortak özelliği...'

22.05.2026 15:58:00
Güncellenme:
Mahfi Eğilmez'den hukuk ve sistem uyarısı: 'Güçlü ekonomilerin ortak özelliği...'

İktisatçı Mahfi Eğilmez, son yazısında Orwell'in "1984" romanı üzerinden hukukun siyasallaşmasını değerlendirerek, hukuki öngörülebilirliğin ve tarafsızlık algısının zayıflamasının ekonomik rasyonelliği daralttığını ve yatırım kararlarından genel ekonomik davranış kalıplarına kadar tüm beklenti mekanizmasını doğrudan bozduğunu vurguladı.

İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Hukuk, İktidar ve Siyasallaşma” başlıklı son yazısında hukuk, siyaset ve ekonomi ilişkisini değerlendirdi. Eğilmez, hukuki öngörülebilirliğin zayıflamasının yatırım kararlarından ekonomik güvene kadar birçok alanda etkili olduğunu vurguladı.

'1984' ROMANI ÜZERİNDEN HUKUK TARTIŞMASI

Mahfi Eğilmez, yazısında George Orwell’in “1984” romanını örnek göstererek hukuk ile iktidar arasındaki ilişkiye dikkat çekti.

Eğilmez, şu değerlendirmede bulundu:

George Orwell’in 1984 romanı, hukukun iktidarla ilişkisini düşünmemize olanak veren bir distopya sunar. Bu dünyada hukuk, bireyi koruyan, öngörülebilir ve genel kurallar bütünü olmaktan çıkmış; iktidarın kendisini yeniden üreten bir araç haline gelmiştir. “Büyük Birader” figürü, yalnızca siyasal bir lideri değil, hukukun ne olduğuna ve nasıl uygulanacağına ilişkin üstün iradeyi temsil eder. Böylece hukuk, dışsal bir sınır olmaktan ziyade iktidarın içsel bir fonksiyonuna dönüşür.

HUKUKUN SİYASALLAŞMASI TARTIŞMASI

Hukukun siyasallaşmasının normatif tarafsızlığın zayıflaması anlamına geldiğini belirten Eğilmez, bunun hukuk sisteminin bağımsız işleyişini tartışmalı hale getirdiğini ifade etti.

Eğilmez, bu konuda şu ifadeleri kullandı:

Hukukun siyasallaşması tartışması da bu aşamada anlam kazanır. Siyasallaşma, hukukun normatif tarafsızlığını kaybederek siyasal rekabetin bir parçası haline gelmesi anlamına gelir. Bu durumda hukuk, çatışmaları çözen bağımsız bir mekanizma olmaktan çıkar; çatışmanın taraflarından biri haline gelir. Normların içeriğinden çok, o normların kim tarafından, hangi bağlamda ve hangi yorumla uygulandığı belirleyici olur. Bu da hukukun temel iddiası olan eşitlik ve öngörülebilirliği doğrudan tartışmalı hale getirir.

HUKUK VE SİYASET AYRIMININ ORTADAN KALKMASI

Eğilmez, hukuk ile siyaset arasındaki ayrımın ortadan kalkmasının en uç senaryo olduğunu belirtti.

Bu durumu şöyle anlattı:

Bu sürecin ulaştığı en uç nokta, hukuk ile siyaset arasındaki ayrımın tamamen ortadan kalkmasıdır. Suçun tanımı davranıştan değil, iktidarın niyet okumasından türetilir; geçmiş, bugünkü siyasal ihtiyaca göre yeniden yazılabilir; gerçeklik, merkezi otoritenin söylemiyle sürekli güncellenir. Bu noktada artık hukukun siyasallaşmasından değil, hukukun tamamen siyasal iradeye indirgenmesinden söz edilir.

TÜRKİYE’DE HUKUK TARTIŞMALARI

Türkiye’de tartışmaların daha çok hukukun işleyiş biçimi üzerinden yürüdüğünü kaydeden Eğilmez, yargı bağımsızlığına ilişkin algıların önemine dikkat çekti.

Eğilmez, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

Türkiye bağlamında tartışma genellikle bu mutlaklık üzerinden değil, dereceli bir ilişki üzerinden yürütülmektedir. Hukuk sisteminin biçimsel yapısı, anayasal çerçeve ve yargı kurumları varlığını sürdürmektedir; ancak tartışma bu yapıların fiilî işleyişi üzerinedir. Özellikle yorum gücünün dağılımı, yargı bağımsızlığına ilişkin algılar ve benzer olayların farklı dönemlerde farklı sonuçlara bağlanabilmesi, siyasallaşma tartışmasının merkezini oluşturmaktadır. Bu noktada hukuk tamamen ortadan kalkmış değildir; ancak tarafsızlık algısına ilişkin tartışmalar yoğunlaşmaktadır.

HUKUKİ GÜVENLİK VE YATIRIM ORTAMI

Seçici uygulama algısının hukuki güvenliği zayıflattığını vurgulayan Eğilmez, bunun ekonomik etkilerine de dikkat çekerken sözlerine şöyle devam etti:

Seçici uygulama algısı da bu tartışmanın önemli bir parçasıdır. Hukukun bazı durumlarda farklı yoğunluklarda uygulanması veya benzer olayların farklı sonuçlara bağlanması, normların kendisinden çok uygulayıcıların konumunun belirleyici olduğu yönünde bir algı üretir. Bu algı güçlendikçe hukuki güvenlik zayıflar. Çünkü birey açısından önemli olan yalnızca kuralın varlığı değil, o kuralın istikrarlı biçimde uygulanacağına dair inançtır.

HUKUKİ ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK EKONOMİYİ ETKİLİYOR

Eğilmez, hukuki öngörülebilirliğin zayıflamasının ekonomik karar alma süreçlerini doğrudan etkilediğini ifade etti.

Hukuki öngörülebilirliğin zayıflaması yalnızca hukukun değil, ekonomik rasyonelliğin de alanını daraltır. Ekonomik aktörler, kararlarını geleceğe ilişkin beklentiler üzerinden verir. Hukukun duruma göre değişen yorumlarla işlediği bir ortamda bu beklenti mekanizması zayıflar. Bu durum yalnızca yatırım kararlarını değil, genel ekonomik davranış kalıplarını da etkiler. Güçlü ekonomilerin ortak özelliği yalnızca üretim kapasitesi değil; aynı zamanda kurumsal güven ve hukuki öngörülebilirliktir.

'ASIL MESELE EĞİLİMİN KENDİSİ'

Yazısını değerlendirmeyle tamamlayan Eğilmez, hukukun tarafsızlığına ilişkin temel soruların önemine dikkat çekti.

Sonuçta mesele bir rejim etiketinden ziyade bir eğilim sorusudur. Hukuk, ne ölçüde öngörülebilmekte, genel ve tarafsız kalabilmektedir? İktidar ile hukuk arasındaki mesafe ne kadar korunabilmektedir? George Orwell’in romanı bu sorulara doğrudan yanıt vermez; ancak bu soruların sorulmasını zorunlu kılar. Çünkü hukuk, yalnızca yazılı metinlerden değil, o metinlerin hangi siyasal ve kurumsal zeminde anlam kazandığından ibarettir.