119 yıllık tarihi pencere

Ayşe Övür, Botter Apartmanı’nda, kaçamadığımız kendimize ve geçmişimize bakarak bugüne dair neler öğrenebileceğimizi ve kendimizi bir şekilde iyileştirmemiz gerektiğine ikna ediyor.

25 Ekim 2020 Pazar, 00:01
Abone Ol google-news

Botter Apartmanı İstanbul’daki Art Nouveau Mimarisinin ilk eseri. 1900 yılında İstiklal Caddesi’nde inşa edilmiş. İstiklal Caddesi’nin sonlarında Türk-Alman Kitabevi’nin hemen yanında bulunan bina.

Mimar Raimondo D’Aronco tarafından II. Abdülhamid’in saray terzisi Jean Botter’in ailesiyle birlikte yaşayacağı konut olarak inşa edilmiş.

Haftada bir kaç kez önünden geçtiğim binaya dair daha önce böyle bilgiler bilmiyordum elbette. Ta ki Ayşe Övür’ün yazdığı ve Remzi Kitap tarafından yayınlanan ikinci romanı Botter Apartmanı’nı okuyana kadar.

2010 YILININ İSTANBUL’U

Ayşe Övür İstanbul Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji eğitimi almış, yüksek lisansını aynı üniversitede Eskiçağ Tarihi Bölümü’nde tamamlamış. Ve daha önce Sahra 1911 adında bir romanı yayınlanmış. Botter Apartmanı 2010 yılının İstanbul’undan bahsediyor ve insanın her halini sorguluyor. Kurduğu dil ve sakinliği ile dramatik olayları anlatışıyla okuru etkiliyor.

Okura ayna tutan romanlardan biri Botter Aparmanı bir psikiyatrist olan Dr. Kaan M. Yamaner’in odasında başlıyor roman. Danışanlarından Zehra aklının içindeki sesleri susturamadığından şikayet ediyor.

Dr. Kaan’ın muayenehanesi Botter Apartmanı’nda. Bugün 119 yıllık olan binanın içinde geçmişle bugüne dair pek çok şey canlanıyor. İlişkiler, bağımlılıklar, aile ve birey olma kavramları, kadın ve erkek olma meseleleri temel olarak insanı insan yapan pek çok şeye dair çeşitli sorgulamamalar anlatılıyor Ayşe Övür’ün romanında.

GEÇMİŞLE BUGÜN ARASINDAKİ BAĞ

Yazar gördüğü eğitimi romanın da kullanmış. Botter Apartmanı hikayesinde çeşitli tarihsel dönemleri de ele alıyor. Osmanlı tarihi, o dönemin sosyete hayatı, diğer yandan taşra, dönem dönem ise çeşitli coğrafyalar yer alıyor.

Bir apartmanın boşlukları arasından çeşitli sesler duyuluyor ve hikâyeler birbirine giriyor. Bu geçmişle kurulan ilişki son zamanlarda psikoloji alanında adı çokça duyulan aile dizimi ve bununla ilgili terapileri hatırlatıyor.

Geçmişten bugüne taşıdığımız travmaları iyileştiremediğimiz müddetçe gelecek yaşantımızı onların ele almaları elbette muhtemel ve Botter Apartmanı karakterleri geçmişle bugün arasında örtüşüyorlar.

Ailelerin çoğu zaman kırılmasınlar, üzülmesinler diye düşünüp anlatmadıkları sırları ortaya seriliyor ve herkes aslında oradan süre gelen acıların bir şekilde ortağı olduğunu biliyor.

Mimar, çamaşırcının kızı Nazlı, Matilda, Matilda’nın oğlu geçmişten gelen Botter Apartmanı kahramanları. Dr. Kaan’ın hikâyesi bugünden geçmişe mimarın torunu Esta’nın İstanbul’a gelmesiyle kesişiyor.

Danışanı Zehra’nın geçmişiyle kurduğu hastalıklı bağları çözmeye çalışırken Dr. Kaan kendi geçmişine kendi aile bağlarına kişisel tarihine yöneliyor.

FELAKETLERİN TEKRARI ÜZERİNE KURULU DÜNYA!

Mimarın kızı Esta’ya âşık olan Kaan kendi terapisini ise Galata Mevlevihane’sinde buluyor. Kendi arayışını Mevlevi’nin sözüyle anlamlandırıyor “Dünya felaketlerin tekrarı üzerine kuruludur.”

Aslında bu cümle dünyanın düzenini tanımlıyor. İnsan aynası bir başkasının gözünün içindedir diyor roman. Özellikle Kapıcı Hamza vurgusu ve Hamza’ya romanın içinde verdiği yer ile hiçbir suçun gizlenemediğini yeryüzünde yaptığımız her şeyin bir izi bize olmasa bile bizden sonrakilere bir dönüşü olduğunu gösteriyor.

Bu romanı okuduktan sonra gidip o binanın karşısında bir süre durmak ve seyretmek istiyorsunuz. Tarih ve psikolojinin iç içe girdiği bu roman yer yer kurgusuyla polisiyeye de sıçrıyor. Ayşe Övür kaçamadığımız kendimize ve geçmişimize bakarak bugüne dair neler öğrenebileceğimizi ve kendimizi bir şekilde iyileştirmemiz gerektiğine ikna ediyor.

Botter Apartmanı / Ayşe Övür / Remzi Kitap / 208 s.