Adadaki krallığını bir canavar koruyor

İngilizcede bir deyiş var, “news junkie” diyorlar haber müptelasına. Bu kimdir derseniz, Edmonton’da parmakla beni gösterebilirsiniz, bir de 60 yıllık Liverpool göçmeni komşum, İngiliz Mr. Harold’un eşi Thelma’yı. Bir farkla ki, ben sağcı solcu demeden bütün gazetelere aboneyim, Bayan Thelma buranın “Cumhuriyet”i diyebileceğimiz Globe&Mail gazetesi okurudur.

28 Haziran 2020 Pazar, 06:00
Abone Ol google-news

Thelma öğretmen emeklisi, ona baktıkça İngiliz çağdaş klasik edebiyatçılarından Muriel Spark’ın “Miss Jean Brodie’nin Baharı” başlıklı romanındaki idealist roman kahramanını görüyorum. Kocası Mr. Harold onun kadar newsjunky değil, haber değiş tokuşunu eşiyle ben yapıyorum. Türkiye’nin en eski ulusal gazetesine yazı gönderdiğimi bildiğinden, Kanada’da sanki kuş uçsa ondan kaçmazmış gibi, sık sık ilgileneceğim konuları bana söylüyor.

Yine öyle yaptı, elindeki gazeteyi aramızdaki tahta perdelerin üzerinden gösterip “Tam senlik bir konu, bunu kaçırma!” dedi, ne yazdığımı, nasıl yazdığımı da biliyor. Kanada’nın büyük göllerinden Okanaga’daki ıssız bir adayı satın alıp orada kendi egemenliğini kurmaya kalkışan, devlet ona az gelir, imparatorluğunu ilan etmeye hazırlanan bir işadamının hikâyesiydi.

ÇEVRECİLERİN TEPKİSİ

Ben sabah alışverişe giderken, araç radyosunun ibresi sürekli haber kanalına takılı kaldığı için, bizdeki bir zamanların TRT’sini anımsatan buradaki CBC radyo kanalında dinlemiş, hafızama kazımıştım bile. Bayan Thelma’yı kırmamalı, yeni duymuşçasına ondan dinledim. 1970 başları; Lübnan asıllı Hıristiyan Araplardan Eddy Haymour adında bir işadamı İngiliz Kolombiyası (B.C) eyaletinde bulunan göldeki 34 dönümlük en büyük adayı satın almıştı.

Adanın ismi kulak tırmalayıcı: Çıngıraklı Yılan Adası! İsmiyle müsemma, bu adada gerçekten yılan kaynıyor, adayı satın alınca Eddy bunları zehirlemiştir; bu çevrecilerin tepkisine yol açar, sivrisineklere dahi ilaç sıkmayan yerel hükümeti de harekete geçirir. Cezalar, davalar, vs. Bu gölün bir de canavarı var: Ogopogo! Biz ondan geçen yaz bu sayfada bahsetmiştik; onu gerçekten gören yok ama herkes gördüğüne inanıyor. İşte bu Ogopogo, ah keşke vermez olaydık ama bir kere bizim Kızılderili diye ad verdiğimiz Kanada yerlilerinin inancına göre, bu kurak çorak adanın altındaki bir mağarada yaşıyormuş.

Dalgıçlar defalarca dalıp çıktılar, adanın altında gizli geçitler aradılar, “Açıl susam açıl” dediler, kapı açılmadı, girişi bulamadılar; ama olsun, Ogopogo burada yaşıyor ve efsane gün gelir insana lazım olur. Ada, Lübnanlı Eddy satın aldıktan sonra bir yangın atlatıyor, şimdi kurak çorak bir yerdir. Yangını burada otel yapmak için bilerek çıkarttı diyenler de var...

Bay Eddy, burada bir Arap dünyası kurmak istiyor, derhal inşaat malzemeleri getirip, önce Mısır piramitlerinin bir replikasını buraya dikiveriyor, bu banel, estetikten yoksun beton yığını için yapı izni almamıştır, fakat takan kim, onun amacı Pan-Arabik hayal dünyası kurmaktır; ardından başka şeyler de yapacaktır ama yerel hükümet projeyi durduruyor. Eddy, bu ada benimdir, ana karayla bir ilgisi yok, size ne dese bile, dinlemiyorlar.

ELÇİLİĞE BASKIN...

1955’te Lübnan’dan cebinde sadece 17 Dolarla gelen Eddy, evvela berberliğe başlamıştır. Sonra berber dükkânları zinciri açar. Kanada ve ABD’de berberlik, kuyumculuk gibi ince zanaattır; İtalyanların, Yunanın ve Lübnanlının elindedir. Hep derim, bizim berberlerimiz buraya gelse, paraya para demez. İşte bu nazik sanatı elinde tutan Eddy, kısa sürede milyonlara para diye burun kıvırıyor. Eddy’nin hayat hikâyesinin bundan sonrası ilginç.

Öyle ki, yakın zamanlarda yaşamını anlatan bir belgesel dizi bile yapıldı. Eddy’nin ruh sağlığı meşkûk’tur. Karısından ayrılıyor, çocuklarını kaçırıyor, adasına el koyuyor Kanada hükümeti bu arada. Eddy, Lübnan’a geri gidiyor 1976’da; İç savaştan hemen evvel. O sırada Beyrut’taki bakkallarda Kalaşnikov ve A-47 tüfekleri veresiye satılmaktadır. Silahlanıyor, gidip Beyrut’taki Kanada Elçiliği’ni basıp diplomatları ve 34 çalışanı tutsak alıyor; neyse ki, kansız belasız sonlanıyor rehine olayı ve teslim oluyor.

Enteresandır, Kanada, denizaşırı ülkede olan bu rehine olayında davacı taraf olmuyor; Eddy elini kolunu sallayarak tekrar Kanada’ya geri dönüyor. Lübnan mahkemeleri de ortalığı karıştırdın diye zabıta cezası gibi 200 Dolar makbuz kesiyor; hepsi bu. O zamanlardan beri Çıngıraklı Yılan Ada davası sürmektedir.

Ada ona ait, isterse devlet bile kurar; bu anlamda hukuku kurcalarsanız örnek çok: Manş Denizi’nde Nazi uçaklarına karşı deniz ortasında inşa edilmiş eski bir İngiliz savunma kulesine 1967’de çıkıp, orada 2 futbol sahası büyüklüğündeki bu beton mekânda Deniz Ülkesi-Sea Land Krallığı’nı kuran emekli yüzbaşı Roy Bates’ın kendisini Kral, eşini de Kraliçe ilan ettiğini hatırlamalıyız. Dünyanın her yerinden bu saçmalığa inanmış binlerce yurttaşı da var, geçersiz pasaport verse bile, iyi kötü devlet işte.

Eddy’ye bu akılları veren birisi olmalı. Şimdi 85 yaşındayken, bunamadıysa “Ada benim toprağım, orada istediğimi yaparım, size ne” diyor. Eddy’nin asıl adı da Muhammet’tir, babası Müslüman, annesi Katoliktir. Adasına adım atamayınca, tam karşı kıyıda satın aldığı arazide şato inşa etmiştir, şimdi oradan dürbünle adasını seyretmektedir. Olmayan krallığını da şövalye ilan ettiği canavar Ogopogo’ya emanet bırakmıştır.

[email protected]