Alaska dediğin işte şurası...

Alaska dediğin, eski İstanbul sinemalarında antrak olup 15 dakika ara verilince, satıcıların “Alaska dondurma” diye salonda gezinip sattığı çikolatalı çubuk değildir.

24 Ocak 2021 Pazar, 03:00
Abone Ol google-news

Alaska dediğin, eski İstanbul sinemalarında antrak olup 15 dakika ara verilince, satıcıların “Alaska dondurma” diye salonda gezinip sattığı çikolatalı çubuk değildir. Kanada’nın kuzeybatısında Amerikan eyaletidir ki bu yazıların gönderildiği Edmonton’a epey yakındır. Araba sürüşüyle kuzey hattına doğru yaklaşık 36 saat çeker. Oraya özellikle yaz aylarında turistik gemi seyahatleri yapılınca kıyıdan manzara seyretmesi, araç sürmeye benzemez. Turistik 5 yıldızlı yüzen otellerin uğrak yerlerinden birisi de Whittier Koyu, limanıdır. 

Burada liman hizmetleri alınır, sonra gemi yoluna devam eder. Karşılayanlar, uğurlayanlar, geride kalanlar hepi topu 250 kişidir; yaşadıkları yere kasaba denir, adı da Whittier’dir. Liman binalarını bir yana bırakırsanız, geriye kasabadan iz kalmaz; bir tek 12 katlı kocaman apartman hariç; kasaba apartmana sığınmıştır. Kasaba marketi, pazaryeri, kamusal alanları, okul ve kreş, sağlık birimi, yönetim yeri, kilisesiyle derli toplu bir binadır. Ütopya meraklısı için aransa bulunmaz yer! 

EVSİZ SAYISI ARTIYOR

Halkın da şikâyeti yoktur, gelen giden gemiler dışında başka yapacak işleri de yok. Fantastik bir romana adım atar gibi binadan içeri girdiniz mi, işte kasabaya hoş geldiniz! Buna benzer bir şeyi ütopist Oneida Topluluğu 1850’de Amerika’da yapmıştı, herkes bir arada yaşıyordu. Tek bina, tek kasaba... Ona özenmiş olmalılar. Hitler’in de Prora adında bir toplu tatil köyü projesi vardı; benziyor.

Elbette eksi 30-40 derecelere inen dondurucu havası, dışarıda kalsan kutup ayısıyla burun buruna geleceğin o zalim soğukta derli toplu bir arada olmak daha iyi. Şimdi, daha güneyde olmakla beraber, soğukları eksi 20’lerde dolaşan Alberta eyaletindeki Edmonton’da bu Alaska kasabasını özleyenler var diye aklımdan geçiyor: Bunlar sokaklarda kalmış, cadde mazgallarında kentin lağım sıcaklığını sırtına verip ısınmaya çalışan evsizlerdir.

Resmi rakamlara göre, sayıları 2 bin 700’e ulaşmış bulunan evsiz barksızların, homeless adıyla sokaklarda yatacak yer arayıp sabahı sabahlayan bu insanları düşündükçe, yatağımda buz kesiyorum. Özellikle Covid salgını ardından işini gücünü kaybedip ev taksidini veya kirasını ödeyemeyince sokaklara çıkan evsiz sayısının denetlenemez biçimde artış gösterdiğini de biliyoruz.

Bazı verilere göre, geçici sürelerle evsiz kalanlarla beraber, 1 milyon nüfuslu Edmonton’daki yıllık ortalama 20 bine ulaşıyor. Belediye, evsizlere toplu barınacakları yer göstermektedir ama insanları bir araya koymaya görün, aralarında hemen itiş kakış başlar. Boyle’ın yakınlarındaki şu anda kapalı olan bazı spor tesisleri gibi kamu binalarını da evsizlere açtılar, fakat güvenlik başlı başına sorun. Polis bu barınakların çevresinde 7/24 alarmda. Sık sık yaralanmalar, hatta ölümle sonuçlanan kavgalar çıkıyor; tecavüz haberleri geliyor. Uyuşturucu, alkol ayrı dert. 

Keşke, Whittier’deki gibi bir büyük bina yapsalar, bu insanlara birer sıcak oda verseler, olmaz mıydı diye aklımdan geçiyor. Olmaz mı olur, olmuyorsa devletin cimriliğinden değil sanki; bu insanların bazıları biraz da böyle yaşamayı tercih ediyor gibi. Kendisine acıyarak, başkasını da kendine acındırıp yaşamını sürdürmek, insana dair anlaşılmaz çileci bir ruh hali.

KANADALI ‘TRUMPİSTLER’

Boyle Sokağı’ndaki gıda-giysi-vs. yardım noktasına gidip bir şeyler bıraktığım gün, Kanada şehirlerinde Trump yanlısı gösteriler de başlamıştı. Demek ortalık yerde Kanadalı Trumpistler de var! Günter Grass’ın “Teneke Trampet” romanındaki trampet çalarak sesini duyuran, bir türlü büyümek istemeyen aklı evvel Oscar’ı hatırlatıyorlar. Soğuğa aldırmadan sokaklara çıkan Kanadalı aşırı sağcı Trump yanlıları da trampetçi Oscar gibi yırtınıp duruyor, “Oylarımızı çaldınız” diye tepinip hırsızı polise şikâyet ediyorlar. 

Çok çok yüz kişilik küçük gruplar: Calgary’de, Toronto’da, Vancouver’da, Edmonton’da ama düşündürücü! Muhafazakâr basında çıkan yorumlara göre, bu şimdilik kalabalık olmayan kalabalıkları ciddiye almamalıymışız, zira aralarına evsiz barksızlar da karışmışmış. Belki öyledir...

‘CAHİL GELİP CAHİL GİTMEK...’

 “Kanada n’ire, ABD n’ire” demiyoruz, nihayetinde sınırdaş kuzen ülkeler, fakat Washington’daki Kongre baskını ardından Kanada’nın sadece Edmonton’ında değil pek çok büyük şehirde yapılan bu gösteriler cehaletin sınır tanımadığını gösteriyor. 

Eve dönünce, Refik Halid Karay kitapları duran rafa yöneldim. Oradan bir yazı, hem de 1940’lardan seslenen bir yazı durumu apaçık anlatıyordu: “Faşizmin dış parlaklığına, başlangıçtaki hamleli hareketine, tereyağı yemeyip top yapmak, insan saçından sorguç takmak, sırtına kara gömlek giymek veya otobüsü durdururcasına kol uzatıp selam vermek gibi kıyafet ve âdet tuhaflıklarına kapılarak, bütün bunlarda insanüstü bir kuvvet ve teşkilat kudreti gören kitle var ki bu dünyaya cahil gelip gitmek için yaratılmıştır. Yarın vişne çürüğü don giyip kafasına oturak geçirecek bir başka çeşit faşistin de arkasına takılır!”

Doğru söze ne denir! Vişne çürüğü don giymedi ama yüzünü portakal rengine makyaj diye boyayıp, acayip hareketleriyle platformlara çıkıp halkı kendisine tapındırdı; arkasında 74 milyon oyu var. Refik Halid’e göre hepsi de cahil gelip cahil gitmeye yaratılmıştır.

[email protected]