Alberto Manguel: ‘Kütüphanem benim kimliğim!’

Alberto Manguel’in kütüphanenisini oluşturma, Fransa’da onlarla birlikte yaşama ve ayrılık süreçlerini paylaştığı Kütüphanemi Toplarken (Yapı Kredi Yayınları); yazarın “kimliğim” diye nitelediği kütüphanesinden ayrılmak zorunda kalışı üzerine yaktığı, deyim yerindeyse bir ağıt. Alberto Manguel ile Yapı Kredİ Yayınları tarafından yayımlanan kitabı Kütüphanemi Toplarken’i, kitapların, kitaplarının geleceğini, kütüphanesinin Lizbon’daki dirilişini, salgını ve kitaplarda bulduğu teselliyi konuştuk.

23 Ocak 2021 Cumartesi, 12:39
Abone Ol google-news

‘SAYGINLIK KİMİN UMURUNDA?’

- Binlerce kitaba bir ev bazen evler ayırmayı, o kitapların tüm yüküyle hayat boyu dolaşmayı sıradan insanların anlaması kolay değil. Çılgınlık olarak gören de var, saygınlık olarak gören de… Siz çılgınlık ve saygınlık arasında nereye yerleştiriyorsunuz bu tutkuyu?

Polonius’un Hamlet hakkında söylediği gibi, bu delilikte bir düzen var. İnsanlar, birinin bir evi pahalı şarap şişeleri, milyonlarca video oyunu veya pahalı tasarım ayakkabılarla doldurmasını kabul edilebilir buluyor. Ben kitapları daha ilginç buluyorum: Onlar canlı varlıklar ve onlarla bir evi doldurmak ve yolculuklarımda yanımda olmaları bana çok mantıklı geliyor. Kitaplar hayatıma akıl sağlığının yanı sıra arkadaşlık, eğitim ve eğlence de verdi. Ve saygınlık kimin umurunda?

‘TEK KİMLİK BENİM İÇİN YETERLİ’

- Kütüphaneniz ne anlam ifade ediyor sizin için? Biliyorum, bu sorunun yanıtı çok uzun sizin için, kitaplar yazdınız bunun üzerine ama kısaca anlatmanızı rica etsem…

Kütüphanem benim kimliğim. Benim dış iskeletim, onu şekillendirdiğim ve içerdiğim kadar beni şekillendiren ve içeren şey. Benim geçmiş ve gelecek hafızam, öğrendiğim her şey, bildiğimi unuttuğum her şey, hayal ettiğim, hatırladığım veya arzuladığım her şey. Kütüphanemde her gün bir kitabı açtığımda büyülü eylemler gerçekleşir ve sayfada samimi düşüncelerimi ve korkularımı tanımlayan kelimeler vardır.

- Kütüphanenizle kurduğunuz ilişkiye bakarak sizi zorlu bir romantik olarak görenler olacaktır. Siz nasıl görüyorsunuz kendinizi bu anlamda?

Kendimi hiçbir şey olarak görme ihtiyacı duymuyorum. Etiketlere güvenmiyorum. Okur olduğumu söylüyorum, çünkü bu anlamsız dünyamızın anlamını kavramaya çalışıyorum. Bu tek kimlik benim için kesinlikle yeterli, çünkü diğerlerini de kapsıyor.

‘KAYIP ÇOK YARARLIDIR, ÇÜNKÜ...’

- Türkçede yayımlanan son kitabınız ‘Kütüphanemi Toplarken’de; kütüphanenizi oluşturma, Fransa’da onlarla birlikte yaşama ve ayrılık süreçleriniz anlatılıyor. Şunu merak ediyorum: Babanızın büyükelçilik görevi nedeniyle pek çok yerde yaşadınız, dolayısıyla pek çok yerden ayrıldınız. Neden sadece bu ayrılık üzerine deyim yerindeyse bir ağıt yazma ihtiyacı hissettiniz?

Zamanla sevdiğimiz her şey bir ağıta dönüşür. Kayıp çok yararlıdır, çünkü sahipken sahip olduğumuzu fark etmediğimiz şeylere önem katar. Bu anlamda, şeylerin bilgisi - gerçek bilgi - her zaman sonradan görülebilmektedir.

- Kitabınızda Fransa’dan ayrılışınızı bir “zorunluluk” olarak anlatıyorsunuz fakat nedenlerini söylemiyorsunuz. Neden “ayrılmak zorunda kaldığınızı” sorabilir miyim?

Kafka’nın hayatın saçmalığının özünü gördüğü bürokratik nedenler, en sıradan ve keyfi nedenler.

‘BEN BİR OKUYUCUYUM!’

- Peki, kitap ve formları günümüzde iyiden iyiye değişmeye başlamışken, kütüphaneniz için böyle uğraşmanızı anlayamayanlar için ne söylemek istersiniz? Bu bağlamda kitabın geleceğine ilişkin de konuşmak isterim sizinle…

Kendi tutkularınızı kimseye açıklayamazsınız. Ben bir okuyucuyum ve okuyucu olmayan hiç kimseyi tutkumu anlamaya zorlayamam. Birine neden aşık olduğunuzu açıklamaya çalışmak gibidir: Açıklama ya yanlış ya da yüzeysel olacaktır.

Okuma biçimine gelince, elbette kil tabletten parşömene, kodekse ve ekrana değişmeye devam ediyor (ve devam edecek). Ekran onun son cisimleşmiş hali değil. Ancak kitabın tüm taşıyıcılarını aynı şekilde sevmek zorunda değilim, tıpkı evlerde yemek yemeyi ve yaşamayı sevsem de tüm yemekleri veya mimari tarzları sevmek zorunda olmadığım gibi. Basılı metni elektronik olana tercih ederim, ancak bu sadece kişisel bir zevk meselesi.

‘KÜTÜPHANEM LİZBON’DA DİRİLİYOR!’

- Kütüphanenizin yeni durağı Lizbon olacak. Bu süreç nasıl gelişti? Orada neler yapmayı planlıyorsunuz?

Bu yılın Şubat ayında, Lizbon Belediye Başkanı tarafından yaptığı bir proje hakkında konuşma yapmak üzere şehre davet edildim. 40 bin kitaplık kütüphanemi, Fransa’da nasıl kurulduğunu, oradan taşınmasını ve diriliş gününü Montreal’deki kutularında nasıl beklediğini duymuş. Aklına bu kütüphanenin tam da Lizbon’un ihtiyaç duyduğu şey olduğu fikri gelmiş.

Lizbon mükemmel bir kütüphane sistemine sahip, ancak hepsi Portekiz diliyle ilgili. Kütüphanem, diğer birçok Avrupa dilinin yanı sıra Okuma Tarihi üzerine iyi bir araştırma materyali de sunuyor (benim konum elbette). Bu yüzden kütüphaneyi Lizbon şehrine bağışlamayı düşünüp düşünmeyeceğim soruldu.

Kütüphanem bir belediye binasına yerleştirilecek, binanın restorasyonu ve dört kütüphane yardımcısının maaşları ödenecek ve ayrıca bana da müdürlük pozisyonu verilecek. Belediye Başkanı merkeze "Okuma Tarihi İnceleme Merkezi" adını vermemizi önerdi.

Teklifi gerçekten yaptığına inanamadım. Ancak aylar geçtikçe, sözü kadar iyi olduğunu kanıtladı. Portekiz bana Lizbon’da (sevdiğim bir şehir) daimi oturma izni teklif ediyor ve kütüphanenin çok özlenen yeniden dirilişi gerçekleşiyor.

‘KİTAPLAR KURTARMAZ AMA YARDIMCI OLUR!’

- Kitabın heyecanıyla hâl hatır sormayı unuttum, özür dilerim. Salgın süreci nasıl geçiyor sizin için? Edebiyat ve kitaplar kurtarıcınız oldu mu?

Salgın korkunç, ama bu ilk değil, sonuncu da olmayacak. Çocukluğumda çocuk felci salgını vardı, gençliğimde de AIDS. Ve her zaman olduğu gibi, her zor durumda, kitaplar bana yardımcı oldu. Beni kurtarmadı ama “evet” yardımcı oldu. Çünkü seni kendinden başka kimse kurtaramaz. Ama daima teselli sağlıyorlar.